BAYRAMLAR BAYRAM OLA 5 Giden Bayramlardan almadık bir tad Gardaş bu senenin bayramı nasıl? Şenay’larda bayram her gün, her saat Elif’in, Döne’nin bayramı nasıl? İçinde boğulduk derdin, acının Uykusu bitmedi şeyhin, hacının Üç gardaşı şehit veren bacının Oğulsuz ananın bayramı nasıl? Neşe topuğumda, elem boyumda Sen çoğunu anla, ben az deyim de Kim öldü, kim kaldı garip köyümde Ya bizim hanenin bayramı nasıl? Dert deşmek değildir gayem, niyetim Düşündükçe sızlar kemiğim, etim Gelini dul kalmış, torunu yetim Ak saçlı ninenin bayramı nasıl? Hangi eller sürer suçluyu suça Güdümlü başların destesi kaça Kimler zorlanıyor gönülsüz göçe Boş kalan binanın bayramı nasıl? İşkence altında ezilir canlar Masum yiğitlerle dolu zindanlar Ses verin mezardan ulu sultanlar
Bir gün gelir de göğsüne sığmazsa kalbin, işte o gün anla: İnsan bazen yaşamaz, taşar. Ben bir gece gördüm kendimi, karanlığın en dip yerinde, ellerim boş, ceplerim rüzgâr dolu, adım bile yorgun. Gökyüzü susuyordu. Yıldızlar unutmuştu yanmayı. Dünya dönüyordu belki, ama benim içimde bütün saatler durmuştu. Sonra... Uzaklardan bir şey geldi. Bir ses değildi. Bir ışık değildi. Bir umut da değildi henüz. Ama dağın içinden yürüyen bir nehir gibi, kırık taşların arasından fışkıran bahar gibi, sessizce yükseldi içimde. Önce bir kıvılcım.
Şiir
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bayramlarda Bayrsm ola - 5
Giden Bayramlardan almadık bir tad Gardaş bu senenin bayramı nasıl? Şenay’larda bayram her gün, her saat Elif’in, Döne’nin bayramı nasıl? İçinde boğulduk derdin, acının Uykusu bitmedi şeyhin, hacının Üç gardaşı şehit veren bacının Oğulsuz ananın bayramı nasıl? Neşe topuğumda, elem boyumda Sen çoğunu anla, ben az deyim de Kim öldü, kim kaldı garip köyümde Ya bizim hanenin bayramı nasıl? Dert deşmek değildir gayem, niyetim Düşündükçe sızlar kemiğim, etim Gelini dul kalmış, torunu yetim Ak saçlı ninenin bayramı nasıl? Hangi eller sürer suçluyu suça Güdümlü başların destesi kaça Kimler zorlanıyor gönülsüz göçe Boş kalan binanın bayramı nasıl? İşkence altında ezilir canlar Masum yiğitlerle dolu zindanlar Ses verin mezardan ulu sultanlar Yusuf-u Kenan’ın bayramı nasıl?
NECİP FAZIL BUGÜN ÖLDÜ
O ve Ben adlı otobiyografisinde kaydettiğine göre 25 Mayıs 1905’te İstanbul Çemberlitaş’ta cinayet mahkemesi reisliğinden emekli büyük babası Mehmed Hilmi Efendi’nin konağında doğdu. Babası Mekteb-i Hukuk mezunu ve bazı memuriyetlerde bulunmuş Abdülbâki Fâzıl Bey, annesi Mediha Hanım’dır. Baba tarafından Maraşlı olan Kısakürekoğulları ailesinin kökü Dulkadıroğulları’na dayanmaktadır. Asıl adı Ahmed Necip olan Necip Fazıl okuma yazmayı büyük babasından öğrendi. Çeşitli okullarda kesintili ve düzensiz bir öğrenim hayatı geçirdi. Önce Gedikpaşa’da bir Fransız, sonra aynı yerde bir Amerikan mektebinde, Büyükdere Emin Efendi mahalle mektebinde, Büyük Reşid Paşa Numune, Vaniköy Rehber-i İttihad mekteplerinde okuduktan sonra Heybeliada Numune Mektebi’nden mezun oldu. Aynı yıl Heybeliada Bahriye Mektebi’ne kaydoldu. Burada da beş yıl okudu, ancak diploma alamadan ayrıldı. 1921’de İstanbul Dârülfünunu Felsefe Şubesi’ne yazıldı. Bu öğrenimini de tamamlayamadan kazandığı devlet bursu ile felsefe tahsili için Paris’e gitti. Fakat Paris’te de düzenli bir öğrenci olamadı, kısmen sanat çevrelerinde bulunduysa da kendini daha çok eğlenceye ve bohem hayatına verdi. Türkiye’ye dönüşünde İstanbul ve Anadolu’da bazı bankalarda memuriyet ve müfettişlik yaptı. Bir Fransız mektebinde, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde ve Robert Kolej’de çeşitli dersler okuttu. Bu arada felsefe öğrenciliğinden beri girmiş olduğu basın çevresini daha çekici ve eser vermeye daha uygun bir ortam olarak gördüğünden 1942’den itibaren memuriyetlerini bırakıp geçimini yazılarından ve yayıncılıktan sağlayamaya başladı. Son yıllarına kadar Büyük Doğu dergisinin ve Büyük Doğu yayınlarının sahibi ve yazarı olduğu gibi bazı günlük gazetelerde fıkra ve makaleleri de yayımlanmaktaydı.
Hayata Dair
Tecrübenin ışığında yürümek...
İnsan, kâinatın en büyük bilmecesi. Onu çözmek, ne laboratuvar testleriyle ne de anlık gözlemlerle mümkündür. Kim olduğunu, neye mal olduğunu, içindeki cevherin ya da cürufun ne zaman ortaya çıkacağını bilmek, sabır ve doğru "sınav anlarını" beklemeyi gerektirir. Anadolu’nun ve insanlık tarihinin o muazzam tecrübe imbiği, bize bu konuda paha biçilemez bir harita sunar. Bu harita, bizi aynı hataları yapmaktan, aynı hayal kırıklıklarına uğramaktan koruyan, kulağa küpe cinsten bir kadim bilgeliktir. Bu bilgelik, "insanı tanımak" için zamanın geçmesini değil, şartların değişmesini beklemek gerektiğini fısıldar. Anadolu’nun ve insanlık tarihinin meşhur "tecrübe imbiği" aslında bize şunu söyler: İnsan, konfor alanındayken taktığı maskeyi ancak bir fırtına koptuğunda düşürür. Çünkü maskeler, çıkarlar çatıştığında ya da yük ağırlaştığında düşer. O tecrübe imbiği, karakterin röntgenini çekildiği, sadakatin ve samimiyetin sınandığı anlara dikkat çeker... İşte o röntgeni çeken, o imbikten süzme, karakter analizi, sosyal ilişkilerin mihenk taşları niteliğinde bir kaç ölçü: Akrabayı muhtaçlıkta tanırsın. Kan bağı, sadece bayram sofralarında değil; elin kapıya, yükün omuza bindiği o dar vakitlerde gerçek rengini belli eder. Alimi sohbette, cahili münakaşada tanırsın. Birinin ne bildiği ağzını açtığında, ne olduğu ise haksızlığa uğradığını sandığı o hararetli tartışmada ortaya çıkar. Asili yetkide, zelili mevkide tanırsın. Altındakine nasıl davrandığı, bir insanın ruhunun ne kadar geniş (veya dar) olduğunun en net aynasıdır. Cömerdi azlıkta, sabırlıyı darlıkta tanırsın. Çok varken vermek kolaydır; asıl asalet, kendinde yokken bölüşebilmek ve dünya üstüne çökerken dik durabilmektir. Sırdaşı öfkede tanırsın. İnsan kızdığında içindeki zehri mi akıtıyor, yoksa aradaki "emanet"
Rıfkı Kaymaz Dağım, taşım, toprağımsın, Köküm, dalım, yaprağımsın, Dalgalanan bayrağımsın, Ana dilim, güzel Türkçem. O, ağıtım, o acımdır, O, türkümdür, ilâcımdır, Yüreğimde baş tâcımdır, Ana dilim, güzel Türkçem Sensin benim ruhum, özüm, Ana dilim, sazım, sözüm, Elim, kolum, iki gözüm, Ana dilim, güzel Türkçem. Duygum, sevgim, heyecanım… Ana dilim, güzel Türkçem. Atalardan armağanım, Ana dilim, güzel Türkçem Çer çöp, atık yığılmasın Sokaklara dağılmasın Şu gökyüzü parlak güneş, Dünyamıza darılmasın. Şu bahçede açan çiçek Pır pır uçan şen kelebek Gözümüze gönlümüze
Alıntı