Oturduğum evin bir ıssız adadan farkı yok. Günün birinde, bir gemi alıp beni buradan kurtaracak mı?
O geminin adı olsa olsa Anadolu ordusudur. Her gün, her saat bir mazgal deliğine benzeyen penceremden onu gözetliyorum. Onu bekliyorum. Ufuklar, insana endişe verecek kadar boş ve sakin. Sanki, bir savaş içinde değiliz. Sanki her şey benim vehmimden ibaret gibi.
Bu hislerden kurtulmak için müsveddelerini okumağa karar verdim.
Evvela tanzim ettim düzenledim Bu epeyce zaman aldı: Mümtaz biraz daha muntazam olsana. Sonra okudum. Ne hazin şeyler. Vazgeç Mümtaz! Hiç istidadın yok. Her cümlende yazacağın şey tükeniyor. Hiç te kısırlığın o bereketli kısırlıklardan, insana yeni ufuklar açan magique sihirli zorluklardan değil. Eminim ki her cümlenin sonunda kafa tasını eline alıyorsun, ve cımbızla bir tarafında bir şey kaldı mı, bir şeycikler bulabilir miyim? diye düşünüyorsun. Daha fenası da var. Galiba masanın başına için ve başın boş oturuyorsun. Bu masa Beş on sahife okuduktan sonra, bu masa başında çektiğin başında geçirdiğin işkence saatlarımı sıkıntıları düşündüm ve sana acıdım; şair, muharrir olmanı hiç tavsiye etmediğim hâlde! vazgeç Mümtaz, vazgeçemezsen bile hiç olmazsa şiire ayırdığın kelimelerle nesir öbürlerini yazmaktan vaz geç. Otuz sahife okudum, fakat bir satırı bile hoşuma gitmedi. Daha okurdum; bilirsin ki seni beğenmem, fakat severim! Ama Fakat Ama senin insan taliinden bahsetmeğe ne hakkın var Mümtaz? Aşk gibi tabii bir iş üstünde bu kadar geciken bir insanın! Sen sevgilinden bahset; onun güzelliğini öv; Boğazda ışık oyunlarını seyret; mezar taşında keramet, eski musikide dirayet vehmet! Görmüyor musun dışarıda geniş hareket var! İnsanlar istiye istiye ölüyorlar. Zannetmeki onları da beğeniyorum. Fakat, ne olsa biraz anlıyorum. Sen insanlığın asıl tecrübesinden gafilsin! açlığı, sefaleti bilmiyorsun. Yanlış anlama, bütün hayatından sıkıntı akıyor, fakat tabiatın, terbiyen onu görmeğe müsait değil. önünde gelecek diye bir vehim aynalanıyor, ona doğru koşuyorsun! sen insan taliinden bahsetme! Kendinden bahset! ciltlerle yaz, doldur!
Günün birinde, bir gemi alıp beni buradan kurtaracak mı? O geminin adı olsa olsa Anadolu ordusudur. Her gün, her saat bir mazgal deliğine benzeyen penceremden onu gözetliyorum. Onu bekliyorum. Ufuklar, insana endişe verecek kadar boş ve sakin. Sanki, bir savaş içinde değiliz. Sanki her şey benim vehmimden ibaret gibi. Arasıra gazetelerden aldığım bilgi beni hiç tatmin etmiyor. Her yanda bir bekleme devresinin yürek üzüntüleri var. Barış yolunda yapılan bazı siyasi teşebbüsler hep boşa çıktı. Londra'ya giden heyet, olumlu hiçbir sonuç elde edemeden geri döndü. Avrupa, bize karşı, daima, o sağır duvar halini muhafaza ediyor.