Gizem dolu bir eser
10/10
·224 syf.··
2025 34. kitabı
#okudumbitti "Bebeğin ölü doğdu dediler. İnsan ölünce doğmaz ki..." Merhaba kitap dostlarım.Bugün size buram buram tarih kokan Safranbolu'yu mekân edinmiş bir kitapla geldim.@balikhafizaa Tuğba hocamın kalemi ile tanışma şansı bulduğum,okurken gah heyecanlanıp gah güldüğüm ama gözyaşı da döktüğüm #safranboludabinikincigece ile geldim. @duinokitap tarafından yayımlanan eser polisiye ve gizem dolu. Safranbolu'ya gidenler bilir,birbirinden güzel bembeyaz tarihi konakları taş sokakları otantik mekânları ile sevimli,huzurlu sakin bir yerdir. Kitapta gelenek ve modern yaşam çatışması, susturulan,kaderine razı olması gereken kadınlar, geçmişin bıraktığı izler,saklanan sırlar,gerçekler, kimlik arayışları öne çıkıyor. Aynı zamanda mistik yaklaşımlarda görülüyor. Özellikle Gırdak nine ve Belediye Başkanı Zehra'nın annesi Hemide Hanım sayesinde. Eserimiz yirmi beş yıl önce yaşanan bir olayla başlayıp yirmi beş yıl sonra ortaya çıkan gerçeklerle devam ediyor. Yirmi beş yıl önce petrol mavisi boyalı Mermerli Konağı kızlarından biri olan Meryem Rum asıllı Yunus ile evleniyor. Ancak o gece ansızın gelinliği ile yalınayak "Ben kocamı öldürdüm" diyerek koşmaya başlıyor, polis geliyor. Konağın bahçesini araştırıyor, ancak Yunus'un ne dirisi ne ölüsüne rastlıyorlar.Seçim dönemi olduğu için ve ilk defa Rum kökenli biri Belediye Başkanı seçildiği için her şey çabuk unutuluyor. O geceki sırlar karanlığa gömülüyor.Meryem evin emektar kadınıyla İstanbul'a gönderiliyor annesi Mübeccel tarafından. Peki ama neden?..Ve yirmi beş yıl sonrası. Safranbolu'da düzenlenen festivale 'Kalpten mermer' şarkısı ile büyük ödüller toplayan Devran Sürmeligöz geliyor.Cinsel tercihi sebebiyle dışlanan Devran o sahneye çıkmadan cinayete kurban gidiyor bakalım olaylar nasıl gelişecek?Safranbolu'da henüz 3. yılını
Safranbolu'da Bin İkinci GeceTuğba Turan · Duino Kitap · 202519 okunma
10/10
·112 syf.··
2025 33. kitabı
Sevgili yazarın; sınıf meselesini temel alan, merkezinde kadınların olduğu, mizahi bir üslupla yazılmış eserleri olduğunu bu kadar geç öğrenmiş olmam elbette benim ayıbım. Tez kellem vurula! Birçok eseri tiyatroya uyarlanmış üstelik! Kimileri farklı dillerde yayınlanmış. Hanımların Dikkatine adlı öykü kitabı ile Yunus Nadi Öykü Ödülü'ne, Kul adlı romanı ile Orhan Kemal Roman Ödülü'ne değer görülmüş. Dahası da var ama böyle bir donanım için buranın kelime haznesi yetersiz kalıyor maalesef. Hoş yazsam da siz okudukça benim ayıbım ve günahım artıyor..   Sevgili d.denizin_kitapligi geçtiğimiz günlerde yazarın Vatan Millet Samatya kitabını okumuş, bana da tanışma kitabı olarak Antabus’u önermişti. Tabii ki ilgimi cezbeden kitaplar için kıymet verdiklerimi dinlemeyi borç bilirim, zira bunun sonucu beni çoğunlukla yanıltmaz. Tıpkı Leyla’nın hikayesinde olduğu gibi. Her ne kadar yaşadıkları, acıları, imtihanları ve imkansızlıkları tanıdık olsa da ‘Leyla bizden, içimizden biri’ klişelerinden burun farkıyla ayrılmayı başarıyor. Canı acısada çözüm odaklı her şeyden önce; dürüst, dolambaçsız, olmazları olduran, çare arayan, kendiyle barışık, adının timsali gibi gecenin bilinmezlikleriyle yoğrulan bir kadın Leyla. Aman ha böyle dedim diye kasvetlenmeyin, bir de yaşadıklarını kabulleniş şekli var ki değme mazluma taş çıkarır. Mazlum deyince de gülsem mi, ağlasam mı bilemedim, neyse oralar biraz karışık.. Öyle bir hikaye ki dört mevsim gibi.. Kızdırıyor, güldürüyor, yeriyor, giydiriyor. Bir sayfada kızıp köpürürken, diğer sayfada kahkaha atarken buluyorsunuz kendinizi. Yahu Leyla yapılır mı bu dediğiniz anlarda da bir şekilde gönlünüzü almayı başarıyor. Aşkla boyalı, ihanetle dolu, ironiyle süslü, hüzünle bezeli, iyi ki okumuşum dediğim kitaplardan biri. Yazar bir nakkaş edasıyla
AntabusSeray Şahiner · Doğan Kitap · 20255,3bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·608 syf.··
2025 23. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2025 19:02
1999 Nobel Ödüllü Günter Grass’tan Teneke Trampet,tıpkı yazarın gerçek yaşamında olduğu gibi Danzig’e götürür kitap bizi.İkinci Dünya Savaşı’nın anlatıldığı bu zaman diliminde yazarımızında 1944 yılında tam 17 yaşında olduğunu gönüllü olarak ss’e kaydolduğunu,1946 da Amerikan esir kampına alındığında ss üyeliğini itiraf edip bunu başka bir kitabında açıkladığını söyleyebilirim. Teneke Trampet’te 1899 yılından başlar anlatıcımız hikayeyi anlatmaya.Dört kat eteklik giyen babaanne ve o etekliğin altına saklanan kundakcı büyükbabadan başlar.Anlatıcımız yazmaya başladığında bir akıl hastanesindedir,bakıcısı Bruno’dan temiz kağıtlar ister ve yazar.1924 yılında doğan Oscar’ı derinlemesine tanıma olanağı buluruz bu sayede. Oscar doğduğu zaman annesinin ona almak istediği trampete üç yaşında kavuşur.Ve üçüncü yaş gününde Oscar’ın büyüme işlevi durmuştur,uzun yıllar boyunca o küçük boyuyla,önünde trampetiyle yaşadıklarını,trampetini almak isteyenlere karşı olan tepkisini tiz bir bağırmayla yaptığını ve cam kırma ustası olarak yaş aldığını görürüz.Bu özelliği ile de baya kibirli bir kişiliğe sahip olduğunu farkederiz. Oscar aslında bir direniş savaşçısı mı diye kitap boyunca sorguladım,hissettiğim ise Oscar toplumsal olaylardan ziyade kendi varlığını ortaya koymak için direnmiş gibi geldi bana.Önündeki kırmızı-beyaz boyalı trampet ne kadar Polonya bayrağını temsil ediyor gibi dursa da,annesinin ölümünde,dostu Herbert heykel Niobe’nin üzerinde öldüğünde ve buna benzer durumlarda olaylara tepkisini göstermek için içindeki trampet çalma isteği arşa çıkıyordu.Oscar’ın trampet tutkusu ve koleksiyonunun doktorlar tarafından irdelenmesi kitabın ikinci bölümünde başlar,bu bölüm başladığında itiraf etmeliyim ki kitap beklentimi karşılamaya başlayacak nihayet dedim,Almanya-Polonya arası
Edebiyat & Roman
Teneke TrampetGünter Grass · Akılçelen Kitaplar · 2024478 okunma
Puan vermedi·1016 syf.··
2024 13. kitabı
İNSAN, TEVRAT, DİNLER, TANRILAR İLE İLGİLİ BİR İNCELEME Son yıllardaki din ve dindarlık perdesi altında yapılan yağma talanın arkasından gelen ahlaki ve ekonomik çöküşün sebeplerini anlamak amacıyla Sümer, Babil, Mısır tarihi ve tanrılarını, Gılgamış, Herodot Tarih’i, Homeros’un İlyada’sı, İncil ve Tevrat-Zebur’u okudum. Kuran, hadis kitapları ve Gazali’nin İhya-u Ulumid-Din’niyse zaten çocukluğumdan beri okuyor, vaazlardan biliyordum. Öncelikle Tevrat’da anlatılan din anlayışıyla İslam kaynaklarının anlattığı din temelde örtüşmüyor. Zira burada Tanrı’dan bilgi akışını sağlayanlar peygamber diye anılmıyor “kâhin / bilici” diye anılıyorlar. Ana gaye de Yahudi toplumunu bir arada tutmak, bu sapkın, geçimsiz, topraksız ve aç toplumdan bir ulus oluşturmak. Tevrat’ın ise Babil sürgününden sonra Sümer, Babil, Mısır mitolojisinden uyarlandığı çok açık ve net. Tevrat sadece bir din, peygamber, vahiy kitabı değil, bir Yahudi tarih kitabı ve neyi, kimin ne zaman yazdığı dahi belirtilmiş. Ayrıca Yahudilik bir din olmakla birlikte, bir ırkın da adı ve onlar hiçbir şekilde bu ırktan olamayanları dinlerine, tapınaklarına kabul etmiyorlar. İşte bunun için bütün Yahudi erkeklerine ‘sünnet’ denen o vahşi, acımasız ve ilkel uygulamayı şart koşmuşlar ki, aralarına başkaları karışmasın. Fakat bunun da ötesinde Yahudiler tek Tanrıya değil, Sümer, Babil, Mısır ve Antik Yunan Tanrıları gibi pek çok tanrıya inanıyorlar. Hatta İsa bile havarilerine, “Kudüs ve Yahudiler dışında benim eğretilerimi - dinimi kimseye tebliğ etmeye çalışmayın” diyor. Bununla birlikte, tarih metodolojisine göre yazılmış bir kitap olmasa da, bütün noksanları, fazlalıkları ve hatlarına rağmen Tevrat’ı okumadan insanlık tarihi ve dinleri, anlamak, tanımak mümkün değil. Tavrat’da, beni hayretler içinde bırakan konular
TevratKolektif · Kitab-ı Mukaddes Yayınları · 20221,175 okunma
Puan vermedi·824 syf.··
2024 12. kitabı
İNSAN, TEVRAT, DİNLER, TANRILAR İLE İLGİLİ BİR İNCELEME Son yıllardaki din ve dindarlık perdesi altında yapılan yağma talanın arkasından gelen ahlaki ve ekonomik çöküşün sebeplerini anlamak amacıyla Sümer, Babil, Mısır tarihi ve tanrılarını, Gılgamış, Herodot Tarih’i, Homeros’un İlyada’sı, İncil ve Tevrat-Zebur’u okudum. Kuran, hadis kitapları ve Gazali’nin İhya-u Ulumid-Din’iyse zaten çocukluğumdan beri okuyor, vaazlardan biliyordum. Öncelikle Tevrat’da anlatılan din anlayışıyla İslam kaynaklarının anlattığı din temelde örtüşmüyor. Zira burada Tanrı’dan bilgi akışını sağlayanlar peygamber diye anılmıyor “kâhin / bilici” diye anılıyorlar. Ana gaye de Yahudi toplumunu bir arada tutmak, bu sapkın, geçimsiz, topraksız ve aç toplumdan bir ulus oluşturmak. Tevrat’ın ise Babil sürgününden sonra Sümer, Babil, Mısır mitolojisinden uyarlandığı çok açık ve net. Tevrat sadece bir din, peygamber, vahiy kitabı değil, bir Yahudi tarih kitabı ve neyi, kimin ne zaman yazdığı dahi belirtilmiş. Ayrıca Yahudilik bir din olmakla birlikte, bir ırkın da adı ve onlar hiçbir şekilde bu ırktan olamayanları dinlerine, tapınaklarına kabul etmiyorlar. İşte bunun için bütün Yahudi erkeklerine ‘sünnet’ denen o vahşi, acımasız ve ilkel uygulamayı şart koşmuşlar ki, aralarına başkaları karışmasın. Fakat bunun da ötesinde Yahudiler tek Tanrıya değil, Sümer, Babil, Mısır ve Antik Yunan Tanrıları gibi pek çok tanrıya inanıyorlar. Hatta İsa bile havarilerine, “Kudüs ve Yahudiler dışında benim eğretilerimi - dinimi kimseye tebliğ etmeye çalışmayın” diyor. Bununla birlikte, tarih metodolojisine göre yazılmış bir kitap olmasa da, bütün noksanları, fazlalıkları ve hatlarına rağmen Tevrat’ı okumadan insanlık tarihi ve dinleri, anlamak, tanımak mümkün değil. Tavrat’da, beni hayretler içinde bırakan konular
TevratKolektif · Dorlion Yayınevi · 20181,175 okunma
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2024 8. kitabı
Kitap tek kelime ile mükemmel. Çook beğendim, zaten Şermin Yaşar gibi bir yazardan bu beklenirdi. Bir gün babaanne(Hasibe) saçları pembe boyalı, garip kıyafetli, konuşması değişmiş bir şekilde sabah yazara geldi. Amuda kalktı, duvarları boyadı, taş boyayıp satmaya çalıştı, evde yaşlılarla futbol oynadı, televizyondan gözünü hiç ayırmadı... Bu durumda tabi yazar, ailesi ve halasıgil çok yoruldu. En sonunda insanları çok yorduktan sonra açıklamasını yaptı... Yazarın babasının ve annesinin yaramaz diye sürekli yazardan şikayetçi olduğunu duyduğu için onlara ufak bir oyun oynamak istediğini ve onlarında küçükken yazar gibi oldukları, çok yaramaz bir çocuk olduklarını, kendisininde eskiden çok yorulduğunu anlatmak istediğini söyledi ve mutlu mesut yaşadılar. Yazarın anne ve babasıda artık yazardan hiç şikayet etmediler.
Edebiyat
Babaannem Geri DöndüŞermin Yaşar · Taze Kitap · 20212,396 okunma