Neden bekarsın diye soracaklara neden evlisiniz diye sorma hakkı!
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 15:30
Kavgasız, gürültüsüz mükemmel ‘görünen’ bir evliliğin altında yatan; sevgisizlik, saygısızlık, sadakatsizlik, tutkusuzluk, aşksızlık bla bla bla Bergman sevdiğim yönetmenlerden biri. İlk kez bir film senaryosu okuyorum ve aşırı hoşuma gitti. Belki de filmin kurgusundan kaynaklı çok tiyatro metni gibiydi. Eğer böyle başka senaryolar varsa lütfen yayınevleri daha fazla senaryo bassın!!! Not: YKY’nin evlilik denilince borcam’lı bir kapak tasarlaması müthiş djdjjddjdjdjdjdjd
Bir Evlilikten SahnelerIngmar Bergman · Yapı Kredi Yayınları · 2024198 okunma
İlk ama son değil..
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 15:22
Doğan hoca, bizim aile kitaplığımızda hep yer edinse de hiç fırsat olup da onun kitaplarından birisini okuyabilme fırsatı edinememiştim. Belki de onları okuyup algılayabilecek yeterli olgunluğa ve kapasiteye ulaşamadığım için. Mış Gibi Yetişkinler bu nedenle benim rahmetli hocamızdan okuduğum ilk kitabı. Ve yine bu nedenle bir anda Timur ve Yakup hoca karakterlerinin içine, sohbetlerine dahil olunca bir dumura uğradım. Ancak öğrendim ki aslında bu iki başrol karakter Doğan hocanın "Gerçek Özgürlük" kitabında da yer ediniyor. Yakup hoca ve Timur'un sohbetleri bütün kitabı oluşturuyor diyebiliriz. Şöyle ki Timur, Hatice teyzesinin evinde bir süreliğine kalmakta. Hatice teyzesi, eşi Recep Bey, ergenlik çağına yeni giren kızları Ayla ve yedi yaşındaki oğulları Erol ile beraber yaşıyor. Timur öncesinde zaten Hatice teyzesinin ve Recep eniştesinin kendi aralarındaki ve çocukları ile olan iletişimdeki sorunları gözlemliyor. Ancak bir gün teyzesi oğlunu yok yere dövdüğü zaman bütün bu gözlemlerini paylaşmak için hocası Yakup'a gidiyor. İkisi arasındaki sohbetler bu şekilde başlıyor. Ve ilk kavramı öğreniyoruz: Yetişkin Çocuklar. Yetişkin çocuk, bedenen geliştiği halde duygusal olarak gelişemeyen insanları ifade ediyor. Ve bu çocuk kalmış insanların hayatlarını, yaşam örüntülerini, aile sistemlerini, toplumla ve aile içindeki sistemlerini, ikili ilişkilerini Timur Bey'in ailesi üzerinden konuşuyorlar. Sonrasında ise çoğalıyorlar. Hatice teyzenin yeğeni de katılıyor onlara, yani Leman Hanım. Leman Hanım'da Eskişehir'den İstanbul'a gelmiş. Çünkü 8 ay önce evlendiği eşi ile bazı sorunlar yaşıyorlar. Eşinin evlenmeden önceki haline oranla çok değiştiğini, kendisine ve ailesine karşı olumsuz söz ve davranışlarda bulunduğunu anlatıyor. O da bu sohbetlerde kendisini anlatıyor ve
1000Kitap
'Mış Gibi' YetişkinlerDoğan Cüceloğlu · Kronik Kitap · 20253,258 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çıkışı Bulduğumu Sandığım Anda Kayboldum
Puan vermedi·216 syf.·
2026 84. kitabı
"Beni sadece fotoğraflardan tanıyorsun. Sadece nasıl göründüğümü ve objektife nasıl baktığımı biliyorsun. Ama neler düşündüğümü ve neler hissettiğimi bilmene olanak yok." Azil' i okumaya başladığımda beni nasıl bir kitabın beklediğini bilmiyordum. Hatta kitabı bitirdiğimde aklımdan geçen ilk şey şu oldu: Ben gerçekten ne okudum? Çünkü bu kitap bana sadece bir hikâye anlatmadı. Beni alıp bir labirentin içine bıraktı. Tam çıkış yolunu bulduğumu düşündüğüm anda başka bir koridor açıldı. Tam her şeyi anladığımı sandığım anda yeni bir soru ortaya çıktı. Kitap boyunca sürekli ilerledim ama aynı zamanda aynı yerde dönüyormuşum gibi hissettim. Bir matruşka gibiydi; her katmanı açtıkça içinden başka bir hikâye, başka bir duygu ve başka bir düşünce çıktı. Azil'in konusu ilk bakışta yalnızlık, kayıp, aşk ve zihinsel çöküş gibi görünüyor. Ancak kitap ilerledikçe bunun çok daha derin bir yolculuk olduğunu fark ediyoruz. Hakan Günday bizi sadece bir karakterin hayatına değil, onun zihnine götürüyor. Gerçek ile hayalin, geçmiş ile bugünün, yaşam ile ölümün birbirine karıştığı bir dünyanın içine giriyoruz. Bu yüzden kitapta bazen neyin gerçekten yaşandığını, neyin karakterin zihninde olduğunu ayırt etmek zorlaşıyor. Ama bence yazar tam olarak bunu istiyor. Çünkü okur da karakter gibi sorgulasın, kaybolsun ve çıkış yolunu arasın istiyor. Kitap boyunca beni en çok etkileyen duygu yalnızlıktı. Karakterlerin yalnızlığı öyle güçlü anlatılıyor ki bazı bölümlerde onların yanında oturuyormuş gibi hissettim. Özellikle "Zaman, gidecek yeri olmayanların evidir." cümlesinin altını çizdim. Çünkü bu cümle bana çok şey düşündürdü. İnsan bazen hayatta öyle bir noktaya gelir ki ne geri dönebilir ne de ileri gidebilir. Böyle zamanlarda elinde kalan tek şey zamandır.
AzilHakan Günday · Doğan Kitap · 202411,3bin okunma
8/10
·248 syf.··
2026 12. kitabı
Bazı kitaplar vardır; okurken yalnızca bir hikâyeye tanıklık etmez, kendi duygularınızın da satırlara dökülmüş hâlini bulursunuz. Şermin Yaşar'ın Altı Harfli Bir Tatlı adlı romanı da tam olarak böyle bir eser. İnsan ruhunun en kırılgan yanlarına dokunan, duyguları eğip bükmeden, olduğu gibi önünüze koyan bir anlatı. Sayfalar ilerledikçe sık sık kendinizi “Evet, ben de tam böyle hissediyorum” derken buluyorsunuz. Şermin Yaşar'ı uzun zamandır, çocuk kitapları da dâhil olmak üzere büyük bir keyifle okuyorum. Çünkü o, en sıradan görünen duyguların içindeki derinliği yakalamayı bilen yazarlardan biri. Bu romanda da aynı ustalıkla, görünmez kılınan insanların hikâyesini anlatıyor. Romanın merkezinde Selime Teyze var. Çocuklarının hayatında artık kendisine yer açılmayan, varlığıyla yokluğu arasında fark görülmeyen bir anne... Ancak o, sessizce silinip gitmeyi kabul etmiyor. Bir gün, kimseye haber vermeden ortadan kayboluyor. Bu bir kayboluş değil; yıllarca biriktirilmiş kırgınlıkların ardından gelen bilinçli ve planlı bir kaçış. Yolu, küçük bir köyde Meltem'le kesişiyor. Meltem de tıpkı onun gibi hayatın eksik bıraktığı insanlardan biri; annesiz büyümüş, kendi yaralarını sessizce taşımış genç bir kadın. İki farklı kuşak, iki ayrı yalnızlık, iki derin yara aynı çatının altında buluşuyor. Ve roman tam da bu noktada, insanın insana nasıl sığınabildiğini anlatan sıcak bir hikâyeye dönüşüyor. Altı Harfli Bir Tatlı, yalnızca Selime Teyze'nin ya da Meltem'in hikâyesi değil. Bu roman; yaşlıların giderek görünmezleştiği, insanların kalabalıklar içinde yalnızlaştığı, herkesin kendi yükünü taşımaktan başkasının derdine yetişemediği çağımızın hikâyesi. Yakınlarımızın yanı başımızda olup da onlara yeterince dokunamadığımız, sevgimizi çoğu zaman ertelediğimiz bir dünyanın aynası
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,7bin okunma
10/10
·264 syf.··
2026 15. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 14:24
Normalde asla düşünce kitaplarına sıcak bakan bir insan değilimdir.Daha çok olay ağırlıklı kitaplar okumayı severim. Bu kitap sayesinde bakış açım değişti. Mustafa Kutluyu 16 yaşımda keşfetmek hayatımda yapabileceğim en güzel şeylerden biriydi. Kitapta tüketim çılgınlığına üretimin önüne geçtiğini anlatıyor. Batinin bize yutturduğu bazı şeylerin aslında bizi ilerletmek yerine çamura daha çok batirdigini ve böyle devam ederse yavaş yavaş o çamurda boğulacagimizin üstünde duruyor
Düşünce
Vatan Yahut İnternetMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20141,548 okunma
Sadece Allah'ın vahyi olan Kurandan sorumlu tutulacağız
Puan vermedi·
Kıymetli hocalarımız sizin mezhebinizdekilerden daha fazla hakim bu konulara, araştırma yaptıkları her cümleden anlaşılıyor. Sadece Kur'an'a uymanın gerekliliğine, hadis denen zırvaların dinde kaynak olmaması gerektiğine her fırsatta değiniliyor. Daha veda hutbesinde anlaşamayan bu ümmetin burnu yere çok sürter benden demesi. Kitabı okuyun okutturun. Hoş bizi kafirlikle suçlayan, cehennemlik ilan eden sizin o pis zihniyetiniz ama ne demiş Allah azze ve Celle: 'Akıllarını kullanmayan kullarıma pisliği yağdırırım!' Hem maddi hem manevi. Benim daha doğrusu bizim hedefimiz bu kitleye, mezhepçi, hadisci, ilmihalci, tarikatci beyni yıkanmış kitlelere ulasmakti. Ama onlarında bu inatla bu satırları dahi okumayacağı çok açık. Gelin Kur'an'a uyalım ve aklımızı işletelim, ne dersiniz? Allah bu kitabı cikartan, katkı yapan bütün hocalardan razı olsun. Kuran’ın çevrilmesi teşebbüslerine karşı mezhepçi, gelenekçi grupların önemli bir kısmının direnmiş olmasının altındaki temel nedenlerden biri budur. Bunlar, dinin mezheplerin tekelinden çıkmasına ve uydurmaların sorgulanmasına tahammül edememektedirler. Kuran’ın anlattığı İslam’ın, doğru dürüst ortaya çıkmamasının, kökleşip yerleşmemesinin altındaki temel sebeplerin geçmişteki yönetimlerin baskısı ve çeviri yasağı olduğu kanaatindeyiz. Çevrilemeyen, Arapçasının bile matbaada basılmasına izin verilmeyen Kuran’ın ismi vardı ama kendisi ortada yoktu. “Çok şanlı” diye nitelenen atalarımız ne yazık ki Kuran’ı çevirttirmediler, insanlara anladıkları dilde okutturmadılar. Yıllarca “günah” dedikleri matbaanın “günah” olduğu iddiasından vazgeçtiklerinde bile Kuran’ın matbaada basılmasının “günah” olduğu iddiası devam etti. Hattatların el yazısı ile çoğalttığı, sadece bazı evlerde bulunan Kuran ise bulunduğu evlerde de bohçalar içinde
1000Kitap
Uydurulan Din ve Kur'an'daki DinKuran Araştırmaları Grubu · İstanbul Yayınevi · 2016932 okunma