İlk fırsatta intikamını almak için fırsat kollayacağını biliyordum. Ancak bunun ne zaman olacağını bilmediğimden içimi çocuk yüreğinde sıkışıp kalan korkular gibi bir korku sarıyordu. Bu gece mi, yarın mı, bir hafta sonra mı bilmiyordum. Ve bu belirsizlik sürekli içimi kemirip duruyordu.
Bir müddet uzaklara mı gitsem diye düşündüm. Ancak eninde sonunda işlerim için geri dönmek zorunda kalacağımdan bu anlık çözüm, pek bir işe yaramazdı. Er geç bu bedel ödettirilecekti çünkü.
Bir anlığına her şeyi açıkça konuşup, halledebilir miyiz diye düşündüm. Bu çok düşük bir ihtimaldi. Ama denemeye de değer miydi bilmiyorum. Kafam öylesine karışık ki ve öylesine ümitsizim ki hiçbir şey içinde bulunduğum durumdan beni kurtarmaya yetmiyordu.
Tüm cesaretimi toplayıp yüzüne haykırasım geldi. Olsun... Ne olacaksa olsun. Böyle daha fazla yaşayamam.
Evet. Kararımı verdim! Bu akşam yüzleşip yüzüne haykıracağım. Acımasız pençeleri arasında can versem bile bunu yapacağım.
Kapıya doğru yürüdüm ve yüzleşmekte olduğum hakikatin gözlerinin içine baktım. Kalbim daha hızlı atıyor, avuçlarım terliyor, dudaklarımı içe büküp ısırıyordum. Derin bir nefes aldım.
Ve bütün cesaretimi toplayıp haykırdım:
Evet! Parfüm şişesini düşürdüm!
Gürültü oldu ve bebek uyandı.
Şimdi kaderime razıyım.