Lise 3 de bu kitabı satın aldığım sahaf yıllarca alışveriş yaptığım Denizli’de küçük bir sahaftır. Alan çok da okuyan yok demişti ben alırken kitabı. Ordan çıkıp o yıl gittiğim Kpss kursuna gitmiş, derse girmeden sıranın üzerine koymuştum kitabı. Benim için yeri çok kıymetli matematik hocam ben bu kitabı bitirebilene rastlamadım diyince aynı gün iki farklı kişiden aynı yorumu duymanın şaşkınlığı ve okurluğuma güvenimle gülmüştüm. Ve nitekim bitiremedim kitabı çünkü anlaması çok güç geldi. Lise 3 den beri -ki bu yaklaşık benim 7, 8 seneme tekabül eder- her sene belli aralıklarla elime alıp dilinin ağırlığından belki de tam olamamışlığımdan olsa gerek bu kitabı hep yarım bıraktım. Çok çıkmaza girdiğim ve işin işinden bir türlü çıkamadığım bu vakitlerde aldım elime kitabı tekrar ve hem de anlayarak bitirebildim bu sefer kitabı. Galiba bu kitabı okumak için tutunamamak gerekiyormuş- kim bilir yazmak nasıl bir girdapta olmayı gerektiriyordur- tıpkı bu yıl içine girdiğim dibe çöktükçe çökme girdabına girmek gibi. En dipteyim ve bu kitabı anlamak için en dipte olmak gerekiyor, işin daha kötüsü de bu kitabı okuyunca en dibin bir alt en dibi daha olduğunu anlıyorsun. Ve kitap gittiğinde artık ordasın. Ekseriyetle; Oblomov’u, Nietchze’yi, Dostoyevski’yi, Tolstoy’u, İncil’i Kur-an’ı, Tevrat’ı, içimdeki dünyayı, dış dünyanın zalimliğini, Mendeley’i, tüm bilimsel makaleleri, tüm toplumsal inanışları, Selim’liği, Turgut’luğu, kaybetmişliği, ve yeryüzündeki tüm kitapların, tezlerin önsözlerini okumuş olmanın getirdiği olgunluğu bilmek demek bu kitap. İnsanlardan kaçmak ve yine insanların acımasızlığı ile taşlanmak, tutunacak tek dalın kendi merhametin ve yüreğin olduğunu bilmek, sorgulamak ama aslında sorgulamamak haksızlığa uğramak belki de hakkının olabildiğince