Şeytan, İvan’ın kulağına: “Erdemli bir eylemi gerçekleştirmek istiyorsun; ama erdeme inanmıyorsun, seni sinirlendiren, kafanı karıştıran bu işte,” diye fısıldarken haklıdır. İvan’ın en sonunda kendi kendine sorduğu ve Dostoyevski’nin başkaldırı anlayışına sağladığı gerçek ilerlemeyi oluşturan soru burada bizi ilgilendiren tek sorudur: Başkaldırı içinde yaşanabilir mi, ayakta kalınabilir mi?
Ölümsüzlüğü tepince ne kalır kendisine? İlkel yanıyla yaşam. Yaşamın anlamı silindikten sonra da yaşam kalır. “Mantığa karşın yaşıyorum,” der İvan. Sonra da “Yaşama inancım kalmasa da, sevilen kadından, evrenin düzeninden kuşku duysam da, her şeyin cehennemsi ve lanetli bir kargaşadan başka bir şey olmadığına inansam da yaşardım yine,” der. İvan yaşayacaktır, sevecektir de, “neden olduğunu bilmeden”. Ama yaşamak, davranmaktır da. Ne adına?
Stoacılık son zamanlarda ilgimi çekmeye başladı. Sık sık adını duyduğum fakat üzerine derin okumalar yapmadığım bir alandı. Bir süredir elimden geldiğince araştırmaya çalışıyorum ve her ne kadar ilgimi çeken felsefe alanlarında birinci sırada olmasa da zamanla ısınmaya başlıyorum. Bu kitap ise Stoacılığa giriş yapmak isteyen insanlara oldukça yardımcı olabilecek bir şekilde yazılmış. İçindeki bilgiler hap şekilde veriliyor, anlatmak istediği şeyleri örneklendiriyor ve alıntılar veriyor. Dil de çok açık bir şekilde kullanılmış. Kitabın sonundaki sözlüğü okumak bile keyifliydi. Eğer Stoacı okumalara başlamak için bir kaynak arıyorsanız bu kitap ile başlayabilirsiniz.