Oyunların dışardakı mıymıntı, dışardaki sünepe sürüklenişe karşılık, herkesin bir Napolyon veya Çakmak kesildiği meydan muharebelerinin- başlaması çok gecikmez: Bir masada, briç'i bir güzel sanat, bir fen sayanlar, aralarında zenaat edinenler de olduğu halde, öbür masada Emin Mahir veya üniversite lokantasında yenecek yemeğin parasını hedef tutan sıfır'cılar, başka bir masada ise Çarşıkapı akşamcıları iş başına geçerler. Böylece kaderin çarkları dönmeğe başlar: Ayın yirmisinden, belki de on beşinden sonrasının kaderi, öğle yemeğinin, çorap veya gömlek paralarının kaderi, üni-versite taksitlerinin kaderi çizilmeğe başlar. Saatler ilerler, az ötedeki câminin minarelerine müezzinler üç defa iner çıkarlar, otobüs seferleri durur, gün erir. Küllük birdenbire boşalmaz, Küllük dağılır: Önce emekliler, sonra kazananlar, onların arkasından kahve parası bile kalmıyanlar gün görmüş, Yahya Kemal'e nargile, Köprülü'ye çay vermiş garsonla uzun, filozofça konuşmalardan sonra- ve nihayet ne kazanmış ne de kaybetmiş olanlar. En sonra bunlar; çünkü insan Küllük'te ya kazanmalı veya kaybetmelidir. Günü kurtarmak veya yarına bağlamak. Küllük, işte, kuşatılmıştır, demir çemberle kuşatılmıştır, fakat Küllük'ten yarmalar yapılır. Küllük'ten yarmalar gece başlamadan, akşamın bitimiyle yapılır, gruplar halinde veya tek tek yapılır ve İstiklâl caddesine, kadın, yani aşk ütopisinin fethine, içkinin, yâni bir başka dünyanın veya bütün bir mâzinin, ana baba ocağının fethine gidilir. Bu hos bir seydir, fakat ah ordular her zaman böyle darmadağın dönmeseler.
Sayfa 142·Kitabı okudu
Ivan İlyiç'in Korku Sendromu ve Psikolojik Çöküşü
Ağrıları azalmasa da İvan İlyiç, kendini daha iyi olduğunu düşünmeye zorluyordu ve herhangi bir sebeple heyecanlanmadığı sürece de kendini bu şekilde aldatabiliyordu. Fakat karısıyla bir tartışmaya girdiğinde, görevinde bir sıkıntı yaşadığında veya briç oynarken eline kötü bir kart geldiğinde hastalığının şiddetini tam anlamıyla hissetmeye başlıyordu. Eskiden başarısızlıklarına göğüs gerer, hatalarını kabullenerek üstesinden gelir ve başarıya ulaşırdı. Şimdiyse her talihsizlik onu üzüyor, çaresizliğe sürüklüyordu. Kendi kendine, "İşte, tam da ilaçların etkisini görmeye ve iyileşmeye başladığım sırada başıma bu lanet olası talihsizlik, huzursuzluk geldi..." diyordu. Bu talihsizliğe veya huzursuzluğu yaratan kişilere öfkeleniyor, bu öfkenin bir gün ölümüne yol açacağını bilse de kendisine hâkim olamıyordu. Aslında İvan İlyiç'in bu tür durumların hastalığını etkilediğini ve dolayısıyla kendisini benzer huzursuzluklardan uzak tutması, bunları görmezden gelmesi gerektiğini anlaması gerekirdi. Ancak o tam tersi bir sonuca ulaşmıştı: Huzura ihtiyacı olduğunu söylüyor, ama bunu bozacak en ufak ayrıntıyı bile gözden kaçırmamak için fırsat kolluyordu. Sürekli tıp kitaplarını karıştırması ve farklı doktorlara danışması da durumunu kötüleştiriyordu. Aslında hastalığı oldukça yavaş, kademe kademe ilerliyordu. Bir günün ötekinden pek bir farkı yoktu. Ama doktorlara danıştığında durumunun her geçen gün, hem de hızla kötüleştiğini düşünüyordu. Yine de farklı doktorları görmekten kendini alamıyordu.
Sayfa 36 - KAPRA YAYINLARI·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Elli ile yetmiş arasında evlerini ve işlerini çocuklarına bırakıp İsviçre, ya da Riviyera’da oturan İngilizler pek akıllı insanlar; kitap ve gazete okurlar, ağır ağır hiç bir iddia gütmeden biraz spor yaparlar ve akşamları briç oynarlar. Onlardan biri olmağı ve hiç bir çekiciliği kalmıyan işimi bırakmayı pek isterdim.
Merhamet her zaman güvenli bir rehber değildir.
Sayfa 150 - Altın Kitaplar Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
İnsanın en büyük düşmanı dilidir.
Sayfa 117 - Altın Kitaplar Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı