Puan vermedi·648 syf.··
2026 39. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 03:53
EMANET GELİN – ŞEHNAZ GÜLŞEN Merhabaalar, doğu kültüründen kitaplar okumayı sever misiniz? Doğu kültürü denince aklıma sadece iki isim geliyor, Şehnaz ve Gülşen. Yazarlardan daha önce 2 seri 1 tek kitap okudum. Nereden baksanız 6 kitap okumuşum. Her seferinde kendimi sanki dizi izliyormuşum gibi hissederken buldum. Yakın zamanda Mardin’e gittiğim için kitaba daha çok kapıldım, sanki oralardaymışım gibi hissettim. İstanbul’da Erkut, Mardin’de ise Barzan Ağa olarak bilinen Zalim Hezeroğlu, iki farklı hayatı ustalıkla sürdürürken kader onu emanet bir gelinle karşı karşıya bırakır. Düğün günü kocasını kaybeden kimsesiz Berçem Dağdelen, geleneklerin gölgesinde kayınbiraderi Barzan’la evlendirilerek bilmediği bir hayata sürüklenir. Geçmişi, sevdiği kadın ve emanet karısı arasında sıkışıp kalan Barzan’ın dünyası altüst olurken, Berçem ise kendisini acı, sırlar ve zor seçimlerle dolu bir kaderin içinde bulur. Berçem’im gariban kekim benim. Bu kadının yaşadıklarına üzül üzül bir hal oldum. Düğün gününde bile başına gelmeyen kalmadı derken bir de sonrasında yaşadıkları içime oturdu resmen. Kadının elinden gelen bir şey yok ki töre gereği yaşamak durumunda kalıyor. Barzan beni aşırı sinirlendirdi. Yok başta Berçem’e olan davranışlarını unutup aa ne güzel aşık oldu diyemiyorum. (Biraz kindarım evet erkeklere karşı biraz sinirliyim evet ama ne yapayım…) Emanet Gelin, hem İstanbul hem Mardin arasında geçen duyguların yoğun hissedildiği bir kitap. Yer yer böyle sinirlerime hakim olamadım. Bazı kısımlarda duygulandım. Birden fazla duyguyu tattırdı yazarlar bana. Sonuçta bu tarz yaşamlar maalesef ki var ve yazarlar bunu süslemeden, abartıya kaçmadan olduğu gibi bize aktarıyor. Tercih etme sebeplerimden en önemlisi ise yazarların bu şekilde kurguyu kaleme alması oldu.
Emanet Gelin - 1Şehnaz Haşimoğlu · Lapis Kitap · 20261,219 okunma
Puan vermedi·159 syf.··
2025 35. kitabı
Ali Şeriati: Bir Devrimci Düşüncenin Yangın Yeri Ali Şeriati’yi anlamaya çalışırken insan önce şunu kabul etmek zorunda kalır: O ne klasik bir din adamıydı ne de seküler bir devrimci. İkisinin de ötesinde, ikisini birden yakıp küle çeviren bir üçüncü yoldu. Ne ulemanın konforlu kürsüsüne sığdı ne Che Guevara’nın romantik gerillacılığına. O, İslam’ı bir “devrim ideolojisi” haline getirirken aynı anda devrimi de “İslamileştirdi”. Bu ikili hareket, onu hem mollaların nefret objesi hem de solcuların “kullanışlı miti” yaptı. Ama Şeriati ne mollaya ne solcuya aitti; o, kalabalıkların içindeki yalnız adamdı.Şeriati’nin en büyük marifeti, Kur’an’ı bir “müze metni” olmaktan çıkarıp sokaklara indirmesiydi. Onun için Kur’an, ölülerin değil dirilerin kitabıydı. “Fatıma Fatıma’dır” derken aslında şunu söylüyordu: Kadınlık, erkeğin tamamlayıcısı değil, devrimin öncüsü olabilir. Fatıma’yı Zeynep’le birleştirip ortaya “üçüncü bir kadın” çıkardı: Ne geleneksel doğu kadını ne batılı feminist; ikisinin de ateşle imtihan olmuş, kendi acısından doğmuş bir kadın. Bu, İran’da türbanın altında saklanan kız öğrencilerin 1970’lerde birdenbire “Ben de Hüseyin’in tarafındayım” demesini sağladı.Şeriati’nin dilinde “safavi şiası” ile “kızıl şia” arasında korkunç bir kavga vardı. Safavi Şiası onun için saray mollalarının, mersiyehanların, matem ritüellerinin dinidi; yani uyutan, uyuşturan, halkı “ahiret narkozu”yla zehirleyen bir afyon. Kızıl Şia ise Ebu Zer’in Şiası’ydı, Hüseyin’in Kerbela’da attığı o tek başına haykırışın Şiası’ydı. “Eğer din afyonsa” diyordu Şeriati, “ben o dinin düşmanıyım. Ama eğer din, zalimlere karşı bir isyan bayrağıysa, işte o zaman ben dindarım.” Bu cümle, Tahran Üniversitesi’nin anfilerinde yankılanırken İmam Humeyni’nin adamları bile rahatsız oluyordu; çünkü Şeriati,
Edebiyat
DuaAli Şeriati · Fecr Yayınclık · 20131,181 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·80 syf.··
2025 28. kitabı
KENDİNİ ALDATAN İNSAN .... ALDANIYOR MUYUZ NE? "DÜNYA HAYATI, OYUN VE EĞLENCEDEN İBARETTİR. Ahirete gelince işte gerçek hayat budur." (Ankebut 64.) Kitabın hacmi küçük fakat ortaya yaydığı hakikatler büyük yer kaplıyor. "Gazâlî – Kendini Aldatan İnsan Gazâlî'nin Kendini Aldatan İnsan adlı eseri, insanın iç dünyasına tuttuğu ayna ile dikkat çeken, düşündürücü ve sarsıcı bir kitaptır. Bu kitapta Gazâlî, insanın hem kendisini hem de dinini nasıl kandırabildiğini açık bir dille anlatır..." Yani dünyanın geçici bir gölgelik olduğunu asıl dünyanın ahiret olduğu ve kulluk bilincinde olan her normal insandan, alimine,abidine kadar dindarım diyen kişinin dünyadaki bu geçici yolculuğunda 'kendi din anlayışıyla'yapmış olduğu eksiler,düştüğü tuzaklar, nefsine yenik düştüğü anları çok güzel bir şekilde anlatmış. Oysa din, geldiği gibi yaşanırsa yani Gazali ve diğer İslam mütefekkirlerinin de ortaya koyduğu gibi gerçek anlamda anlaşılırsa, o şekilde yaşanırsa eğer huzur bulunabilir, gerçek manayı bulabiliriz, kendimizi ve çevremizi kandırmayız mesajı verilen,hacmi ince ama aslında geniş bir kitap. Eser, islamiyet'in yaşamımızı biçimlendirmesini ele alan bir kitap... Gereksiz kibirlenme yerine sahabenin İslam alimlerinin Peygamberimizin tevazu ve alçak gönüllü oluşu gibi imgeleri anlamamızı sağlıyor. Kitap kafirlerin aldanışı ve müminlerin aldanışı diye iki bölüme ayrılmış. Her bir grubu incelerken bizim de kendi nefsimize sınır çizmemizi, teşvik edici 'aa bu hata bende de var' dedirten İnsan-ı Kamil olma yolculuğunda rehber bir kitap. En azından 'Gazzali' veya 'İhya' okumaları yapmak isteyen biri için ön bir giriş olabilir.
Kendini Aldatan İnsanİmam Gazali · Ketebe Yayınevi · 20241,218 okunma
10/10
·388 syf.··
2025 124. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Temmuz 2025 23:50
#sonkrallık serisi biraz ağırdan takip ettiğim serilerden. Aynı zamanda çok izlenen #netflix dizilerinden biri. Diziyi bilmem ama kitap olarak şahane. Bence önce kitaplar okunmalı. Bir fantastik hikaye değil. Gerçek tarihe dayalı #epik bir hikaye. İngilizlerin mööhteşem tarihi. Ancak yazarın bir İngiliz olmasına rağmen onları yücelttiğini düşünmeyin. Kurgusal ve tarih içerse de yerilmiiş çok şey var. Toplumsal örfi ahlaki değerlerden tutun da inanış ve inanışı yayan şahsiyetler bile var. Yetmiyor Pagan eşittir kâfir gözüyle baktıkları Norslar, Danlar vs bile pekçok yönden aslında Britanyalılardan üstün meziyette. Kusurları ise savaş seven toplumlar olması. Tamam, onların da çarpık ahlaki anlayışları da var. Benim en sevdiğim karakter, ana karakter olan ve hikayeyi ağzından dinlediğimiz Uhtred. Kendisi bilmem nerenin efendisinin en küçük oğluyken, Danlar tarafından esir alınıp yetiştirilir. Öyleki kendi ailesinden görmediğini onlardan görür. Onlar için savaşır ve bir saksonlar olmasına rağmen sevilir. Ancak bir takım olaylar sonrası İngiliz kralı kör olasıca Alfred'e yemin edip kılıcı olmak zorunda kalır. Bi ölmedi gitti deyyus. Yediği nane kalmamış kendini çok dindarım gösteriyor, akılsız rahipler etrafında cirit atıyor, yalakalar mucuk mucuk hâlâ benim Uhtredime ikincilik yapıyor. Hıh! Krallığı adam eden korkulan yapan Uhtred ama Bi türlü kıymeti bilinmedi. Ama cidden çok akıllı bir karakter Uhtred adamım benim hiç rahat durmuyor, ortalığı sürekli karıştırıyor ve Alfred ne kadar iyi oyuncu olursa olsun onunla baş ediyor. Tabii arada tongaya düşüyor. O aptl din adamları var ya... İşte çarpık inanç sistemi her inançta var. Kızmamak lazım, seninkiler ne yapıyor ki hrisyana kızmaya hakkın olsun? Neyse Epope dehşet ve ibretle tavsiye eder!
Kılıcın ŞarkısıBernard Cornwell · Artemis Yayınları · 202411 okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2025 17:56
Tartuffe tam bir riyakârlık dersi: dışarıda dindar görünüp içerde bambaşka planlar çeviren birini hicveder. Tartuffe, Orgon’un evine “imanlı biri” gibi yerleşip, ailesinin huzurunu, parasını, kızını kapmak ister — ama sonunda maskesi düşer . Bugün de bazı yerlerde, “çok dindarım, çok milliyetçiyim” diye başlayan ama aslında hep kendi çıkarını düşünenler var. O kadar benziyor ki, bazen “neden Tartuffe'ler sahiden bitmedi?” diye insan düşünmeden edemiyor :) Tartuffe, bize diyor ki: dışa değil, içe bak; laf çok, iş yoksa dikkat et! Günün anlam ve önemiyle birlikte okuması keyifliydi. Aynı sonu Tartuffe'nin Türkiye şubesi içinde diliyorum
TartuffeMolière · Hackett Publishing · 2008822 okunma
Fedailerin Kalesi Alamut
10/10
·510 syf.··
2025 33. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2025 23:03
Fedailerin Kalesi Alamut kitabını bitirmiş bulunuyorum. Çok beğendiğim, etkisinden kolay kolay çıkılamayacak bir tarihi kurgu romanıydı. Vladimir Bartol’un dili oldukça akıcı, kurgusu da gerçekten çok iyiydi. Kitap, okurken hem düşündürüyor hem de insanı sarsıyor. Hikâye, 11. yüzyılda yaşayan ve kendisini peygamber ilan eden Hasan Sabbah’ı merkezine alıyor. Sabbah, inandığı ideolojiyi hayata geçirmek için Alamut Kalesi’nde iki kısımdan oluşan bir düzen kuruyor: Bir yanda emirlerine koşulsuz itaati öğrettiği fedailer, diğer yanda ise zekice tasarlanmış, cennete çok benzettiği bir bahçe… Bu bahçe, aslında kale ilk alındığında Deylem hükümdarları için yapılmış geniş ve güzel bir yer. Sabbah ise burayı sahte bir cennete dönüştürerek içerisine güzel kadınlar yerleştiriyor; böylece fedailer burayı “cennet”, kadınları ise “huriler” zannediyor. Fedailerini hem yarattığı bu cennet sayesinde hem de verdiği haşhaşlar ile öyle bir kandırıyor ki Sabbah’ı ideolojisi uğruna insanlar canlarından bile vazgeçiyor. Okurken bir türlü aklım almadı. Hem Allah’a hem dinlerine o kadar çok inanırken adamın biri çıkıp ben peygamberim diyor, cennetin anahtarı Allah tarafından bana verildi diyor ve herkes de körü körüne buna inanıyor, sorgulamıyor. Hangi zamanda olursak olalım birileri din ile insanları kandırıyor, yanına çekiyor, ben şöyle Müslümanım böyle dindarım deyip dini ellerinde oyuncak ediyor. Dinin bu kadar çok insanların elinde oyuncak olması ne yazık. Söylenecek çok şey var da aslında her şeyi söyleyemiyoruz maalesef…
Edebiyat
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201250bin okunma