Bazen, eskilerin söyleşiyle "bütün güzel, yüksek şeyler"in inceliğini kavramaya hazır olduğum sırada, ama neden ille de tam o anlarda öyle biçimsiz hareketler yapıyordum. Yani bunların yapılmaması gerektiğini anladığım anda mahsus yaparmış gibi böyle hareketlere kalkışmam neden ileri geliyordu? İyiyi, "güzel ve yüksek şeyleri" ne kadar çok anladıysam, o kadar derinlere battım, sıkıştım kaldım içlerinde. Bundaki önemli nokta, bu halimin tesadüfi değilde, adeta kaçınılmaz bir nitelik taşımasıydı. Sanki bu hal bir hastalık, bir düzensizlik değil, benim doğal halimdi; sonunda buna karşı koyma isteğim bile kalmamıştı. Bu halimin benim için doğal olduğuna neredeyse inanacaktım.
"Bir hüznün resmi gibi
kalbi olmayan bir yüz."
Ruhsal ve ahlaki bir çöküntü'nün eseri olan bu kitabın özü, yukarıdaki cümlededir.
Oscar Wilde'ın yayımlanmış tek romanıdır. Yazarının kitap olarak basılmadan önce cinsellikle ilgili yapılan eleştirilerden dolayı sansür uygulanmasına izin vermek zorunda kaldığı, Dorian Gray'in ruhsal değişimini büyüleyici bir şekilde anlatan eseridir. Kitabın ilham kaynağı ise antik yunanda geçen bir aşk hikayesine dayanır. ( Hadrianus ile Genç Antinous )
Rivayetlere göre, Genç Antinous yaşlanmatan korkan sevgilisi Hadrianus için kendini Nil nehri'nin azgın sularına bırakır ve kalan ömrünü ona armağan eder. Tıpkı yaşlanmaktan korkan Dorian Gray'e verilen 'sonsuz gençlik' gibi...
Her şey Basil Hallward'ın fırça darberiyle başlar. Baş döndürücü güzellikte olan Dorian'ı bir portre içine gizler. Bir yaz günü çizdiği bu resmin etrafında tabi kitabın önemli karakterlerinden biri daha vardır: "Lord Henry". Lord Henry’nin hazcılığı öven zeka ürünü söylemlerinin etkisiyle, baş döndürücü güzelliğe sahip Dorian’ı zaman ile nasıl bir canavara dönüştürdüğünü sayfalar ilerledikçe daha net görmek mümkün. Aslında kitap daha çok aforizma makinesi Lord Henry'nin sürekli Dorian'ı manipüle etmesiyle de özetlenebilir. Fakat çarpıcı olan, sadece Dorian'ı değil, okuyucuyu da yanına çekiyor ve ikileme düşürüyor bu yorumlarla.
Sonuç olarak, Oscar Wilde’ın 120 yıldır sansürlü olan, biricik romanı. Kendisi yerine portresinin yaşlanmasını dileyen gencin, ruhunu şeytana satışının hikayesi ile gümbür gümbür haykıran bir egonun sesi çizgileri arasında sıkışmış bir güzellik manifestosu da denilebilir.