3/10
·328 syf.··
2026 24. kitabı
Kitapları yarım bırakabilme gibi bir özelliğim olsaydı bu kitabı ilk 20. sayfada bırakırdım. Bittikten sonra kendimi sorgularken buldum, neden kendime bu eziyeti çektirdim diye. Kitabın öyle ters ahlaki açıdan kötü bir tarafı yok hakaret ve kadını aşağılama daha çok ön planda açıkçası en azından benim tarafımdan. Benim sevmediğim kısım karakterler. Erkek karakter Nikolas’ı bana verseler leş çuvalı gibi duvardan duvara savururdum. Bütün bildiğim hakaretleri saydırmamı hak ediyor. Bencilliği, gereksiz egosu, kadın karaktere davranışları ki bence kendisi tam bir kadın düşmanıydı. Tess’e ilk karşılaştıkları andan son sayfalarına kadar olan davranışları bence iğrençti. Pişmanlıklarını okumak da haliyle inandırıcı gelmedi. Aşk mı ben asla hissetmedim. Hele o aşk itirafı neydi öyle romantik olmaktan çok uzaktı sol gözüm hala seğiriyor. Önce kızı gereksiz yere boş tehditleriyle taciz etmeye başladı ki aşırı saçma olay aynen şöyle oldu. Kız zaten anksiyete sorunları olan korkak birisi. Annesi bu Nikolas’ın babasıyla evleniyor diye adamın ailesi ile tanışmak için akşam yemeğine gidiyor. İlk karşılaşmaları da böyle başlıyor işte adamın elleri kana bulanmış ellerini yıkayıp ailesinin yanına geri geliyor ve kıza elini uzatınca kız korkudan bir afallıyor elini uzatamıyor. Tess donakalmışken çekip yanaklarından öpüyor bu sırada da tehdit etmeyi es geçmiyor. “Bu bana yaptığın son saygısızlık bir dahakine elimi sıkacaksın.” Sonra yine aynı akşam kızı bakışlarıyla da taciz ediyor pis sapık!! Bitti mi sandınız bitmedi yine kızı tehdit etmeye devam ediyor. YEmin ederim hakaret ede ede okudum bu kısımları sen kimsin ya kimm vasıfsız. Her bulduğu fırsatta kızı aşağılamalar, kısıtlamalar, zorla evlendirmeye çalışmalar, zorbalamalar zaten kızı sessiz eşek olarak gördü bence. Tess’e
Günahkârın OyunuMichelle Heard · Artemis Yayınları · 202686 okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 54. kitabı
Bazen insan çocukluğunu geride bıraktığını sanıyor. Oysa yıllar geçse de, o yaşlarda yaşananların izleri sessizce bugünkü hayatımıza eşlik etmeye devam ediyor. 17 Haziran, bunu insanın yüzüne oldukça çarpıcı ama bir o kadar da sade bir dille vuruyor. Roman, 45 yaşındaki Vidar’ın yıllar sonra eline geçen eski bir telefon numarasını aramasıyla başlıyor. O telefonla birlikte sadece geçmişine değil, çocukluğunun en kırılgan günlerine de uzanan bir yolculuğa çıkıyoruz. Zaman zaman “Ya geçmişimizle gerçekten konuşabilseydik?” sorusunu düşündüren, merak duygusunu son sayfasına kadar canlı tutan bir kurguya sahip. En çok etkilendiğim yanı ise çocukluk travmalarını büyük olaylar üzerinden değil, çoğu zaman fark edilmeyen küçük kırgınlıklar üzerinden anlatmasıydı. Unutulduğunu sandığımız anıların, yıllar sonra karakterimizi, ilişkilerimizi ve hayata bakışımızı nasıl şekillendirdiğini çok güçlü hissettiriyor. Spoiler vermeden söyleyebileceğim tek şey; bu kitap sadece bir zaman yolculuğu hikâyesi değil. Aynı zamanda insanın kendi geçmişiyle, çocukluğuyla ve taşıdığı görünmez yüklerle yüzleşmesini anlatan çok etkileyici bir roman. Ben okurken hem düşündüm hem de uzun süre etkisinden çıkamadım.
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,556 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·196 syf.··
2026 48. kitabı
UYANIŞ KATE CHOPIN 196 SAYFA Nedensiz yere mutsuz olduğu günler vardı, sevinmeye de üzülmeye de değmezdi sanki hiçbir şey için, yaşamak ya da ölmek farketmezdi. Hayat tuhaf ve korkunç bir kargaşa, insanlarsa kaçınılmaz yok oluşa doğru körlemesine ilerlemeye uğraşan kurtçuklar gibi görünürdü gözüne. Evli ve iki çocuk annesi Edna Pontellier, dönemin sosyal ve toplumsal kuralları gereği kusursuz bir eş ve anne olmak zorundadır. Bu kusursuzluk çabası içinde yaşadığı hayat onu sıkmakta ve mutsuz etmektedir. Fakat toplumun dayatmalarına boyun etmiştir genç kadın. Ailesi ile gittiği bir yaz tatilinde Robert Lebrun adında genç bir adamla tanışır. Bu tanışma zamanla yakınlaşmaya döner ve genç kadın hem duygusal hem fiziksel açıdan kendini anlamaya başlar. Dayatmalara baş kaldıracak, bağımsız olabilecek, mutlu olma yolunda adımlar atabilecekler. İkili ilişkilerdeki baş kaldırısı yanında sanata da yönelir. Resim yapmaya başlar. Resme duyduğu bu ilgi bağımsız olmak, birey olmak çabasından başka bir şey değildir aslında. Konu itibariyle Gustave Flaubert'in Madam Bovary romanına oldukça benzeyen bir hikayeydi Uyanış. Sevgili Zeynep ile okuduk. Eşlik ettiğin için teşekkür ederim tatlım Her iki eserde evli kadınlara toplumun biçtiği rol, yaşadıkları boğucu evlilikler, kusursuz eş-anne olma dayatmalarına karşı bir uyanışı ve isyanı anlatıyor. Madam Bovary beni daha fazla etkilemişti diye ufacık bir kıyaslama yapayım izninizle. Hiçbir söz o sessizlik anlarından daha anlamlı, arzunun ilk kez hissedilen ve nabız gibi atan kabarışından daha fazla bir şeylere gebe olamazdı. Benliğinin (şimdiki benliğinin) eski benliğinden farklı olduğunu biliyordu yalnızca. Artık çevresine başka gözlerle bakıyor ve içindeki, onu değiştiren, renklendiren yeni koşullarla tanışıyordu. Hatırladığı,
UyanışKate Chopin · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,440 okunma
8/10
·216 syf.··
2026 33. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 13:45
“Aptal olmak üzücüydü ama aptal görünmek özgürlüktü.” Kitabın özeti bir cümleydi diyebilirim. Ailesini bir bir kaybeden bir kızın yalnızlığına ve tüm mahalle baskılarına karşı ayakta duymaya gayret göstermesi, neyi neden yaptığının bilincinde olarak hareket etmesi, kuru kız yakıştırmasına rağmen kendine yeni bir hayat filizlendirmesi ve kırk yaşına dünyanın sonunda girmek için çıktığı yolculuk… Bir kadının isterse nasılda güçlü bir şekilde ayakta durabileceğini gösteren içerikte bir kitap okudum ben. Ayfer Tunç bu kitabında kadının gücünü ortaya koymuş. Anlatımı sade ve akıcıydı. Kitabın başlık başlık ilerlemesi farklı bir yaklaşım olmuş. Ayfer Tunç’u tanımak isteyenlere tavsiye edebileceğim bir kitap.
Kuru KızAyfer Tunç · Can Yayınları · 20237,9bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 47. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 00:00
Mitolojiyi hiç böyle okumamıştım. Klasik mitoloji hikâyelerinin çok ötesinde insanın sevme, sevilme, aşık olma duygularıyla mitolojiyi ilişkilendirmesi kitabı çok farklı bir boyuta çıkarmış. Özellikle aşkı modern erkek ve modern kadın açısından mitoloji ile bağ kurarak anlatması muazzamdı. İnsan aşkı ararken aslında kendini keşfediyor bu kitapta. Mitolojiden başlayarak çıkılan yolculuk ruhsal dönüşümle -evet işte bu- dedirtiyor. İlk sayfalar daha çok beklediğiniz mitoloji. Olimpos tanıtılıyor. Zeus, Kronos, Rhea, Hera, Afrodit, Eros, Psykhe... gibi tanrılar tanıtılıyor. Titanlar çağından bahsediliyor. Bu kısımlar ilk 25 sayfa. Ardından Eros ve Psykhe doğuyor. İşte bu doğumlardan sonra kitap çok farklı bir boyut aldı ve ben kitabı elimden bırakamadım. Eros ve Psykhe arasındaki aşk modern erkek ve modern kadının kendini arayışı, dönüşümü halini alınca o kadar çok altını çizdiğim cümle oldu ki. Yazarın mitolojiyi ele alış biçimi, insanla birlikte aktarışı samimi, içten, sade ve akıcı. Kitap zaten 141 sayfa, çabuk okunuyor ama derinliği kesinlikle 141 sayfanın ötesinde. Okuyucuyu hiç yormadan, keyif alarak bu kadar etkilemek çok ciddi bir yetenek ve bu kitabı iyi ki okudum dedim. Mitolojiye ilgisi olan/olmayan, insan ilişkileri ve duygular üzerine düşünmeyi seven her okurun kitaplığında olmalı diyorum. Çünkü insanı hem insan hem de güzel yapan asıl şey beden değil ruhtu. Aşkım laneti de mucizesi de tek bir farkındalıkla netleşti. , eksik olduğunu bilerek yaşamaya mecbur edilecekti. Nerede bir aşk belirse orada dünya yeniden yaratılacaktı. Çünkü aşk, insanın kendini yaşayan bir nesne sanma halini paramparça etti. Çünkü insan en çok yalnızken kendine yakındı. Ama Eros sadece gülümserdi çünkü onun gücü hükmetmekte değil, hissettirmekteydi.
ErosTuğba Sarıünal · Destek Yayınları · 202623 okunma
Puan vermedi·240 syf.·
2026 4. kitabı
Paulo Coelho, çoğu insanın hayatına olduğu gibi benim hayatıma da Simyacı romanıyla giren; okçuluğa duyduğumuz ortak ilgi sayesinde kendisiyle aramda özel bir bağ kurabildiğim Brezilyalı ünlü yazar. Müthiş bir birikime ve etkileyici bir dünya görüşüne sahip. Birkaç yıl öncesine kadar, yazarların kendi dünya görüşlerini okurlarına dikte ettiğini düşündüğüm için kişisel gelişim türündeki kitapları okumayı reddediyordum. Ancak zamanla, romanlarıyla bizi etkileyen yazarların entelektüel birikimlerini en yalın hâliyle değerlendirebilmenin yollarından birinin, yine onların kaleme aldığı deneme ve düşünce türündeki kitaplar olduğunu fark ettim. O günden beri bu tarz kitaplar çantamdan eksik olmuyor. Coelho yalnızca çok okuyan ve yazan biri değil; dünyanın farklı yerlerine yaptığı seyahatlerde tanıştığı insanları ve yaşadığı olayları da eserlerinin hammaddesi olarak kullanıyor. Bu durum sadece bu kitapta değil, romanlarında da açıkça hissediliyor. Nitekim, yabancı bir ülkede müze ya da kilise gezerek vakit geçirmek yerine semt pazarlarını ziyaret etmeyi tavsiye ediyor okurlarına. Ben de bu öneriyi bir kenara not ettim. Kitapta, “Ağızdan giren şey insanı kirletmez. İnsanı kirleten, ağızdan çıkandır.” gibi çarpıcı alıntılar ve hikâyelerle görüşlerini zenginleştiriyor. Tüm inançlara ve insanlığa duyduğu saygı ile hoşgörü, satır aralarında dahi hissediliyor. Kitap ilk kez 2009 yılında yayımlanmış olsa da içindeki yazıların büyük bölümünün 2001–2004 yılları arasında kaleme alındığı ve yazarın internet sitesinde yayımlandığı anlaşılıyor. Bunun en belirgin örneklerinden biri, kitabın sonlarında yer alan ve George W. Bush’a kinayeli bir üslupla teşekkür ettiği uzun yazı. Şöyle diyor: “Bizi duymazdan geldiğiniz, kararınıza karşı bir duruş sergileyen herkesi marjinal ilan ettiğiniz
Akan Nehir GibiPaulo Coelho · Can Yayınları · 20251,682 okunma