Dean Koontz'un "Fanatikler" gerilim romanı gibi başlıyor fakat ilerledikçe, insanın karanlık tarafını, saplantının nasıl bir deliliğe dönüşebileceğini ve kör inancın bireyi nasıl yok edebileceğini anlatan psikolojik boyuta evriliyor. Olaylar, sıradan insanların giderek fanatizmin etkisi altında nasıl değiştiğini ve bu değişimin çevrelerine nasıl bir yıkım getirdiğini gösteren gerilim dolu bir atmosfer içinde ilerliyor. Dean Koontz, olay örgüsünü sürekli yükselen bir tansiyonla kurarken, okuyucuyu her sayfada yeni bir tehlikenin içine çekiyor. Hikâyede korkunun kaynağı yalnızca fiziksel tehditler değil; insan zihninin kontrolsüz tutkuları, saplantıları ve gerçeklikten kopuşu da en az dış dünyadaki tehlikeler kadar ürkütücü bir hâl alıyor.
Karakterler olaylar karşısında yalnızca hayatta kalmaya çalışan insanlar değil; korkularıyla, vicdanlarıyla ve geçmişleriyle mücadele eden bireyler olarak çizilmiş. Özellikle fanatik düşünceye kapılan karakterler, kötülüğün doğuştan değil, kör bağlılık, korku ve manipülasyon sonucunda ortaya çıktığını gösteriyor. Koontz, karakterlerin psikolojik dönüşümlerini öylesine ustalıkla işliyor ki okuyucu bazen onların korkularını, bazen de çaresizliklerini birebir hissediyor. İyilik ve kötülük arasındaki çizginin ne kadar ince olduğu sık sık vurgulanıyor.
"Fanatikler", heyecan veren gerilim romanı ve insanın düşünmeden bağlandığı her şeyin zamanla nasıl bir esarete dönüşebileceğini anlatan güçlü bir metin. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken nokta, yazarın korkuyu canavarlarla değil insan doğasının içindeki karanlıkla kurması oldu. Sayfalar ilerledikçe gerilim yükselirken, fanatizmin bireyi nasıl körleştirdiğini, merhameti ve aklı nasıl yok ettiğini gözler önüne seriyor. İnsan psikolojisi üzerine düşündüren, okuru rahatsız ederek sorgulamaya