Puan vermedi·144 syf.·
2026 445. kitabı
“ dışardan gelen herhangi bir şey seni üzüyorsa bu acı o şeyin kendisinden değil, senin ona ilişkin yargılarından kaynaklanmaktadır.” marcus aurelius "Renata Salecl acımasızlığı huy edinmiş, kabalığın meziyet sayıldığı günümüz dünyasını masaya yatırıyor; önündeki dev aynasından ötesini göremez, “ben” demeden iki kelam edemez hale gelmiş, ölçüsüz hırsları, sabırsızlığı, kibri gurur nişanesi gibi taşıyan insanın düştüğü açmazları gözler önüne seriyor İnsanlar, iyisiyle kötüsüyle yaşadıkları her şeyin tek sorumlusu olarak görülmekte ve mükemmeliyetçilik beklentisi ile yetersizlik hisleri arasında sıkışmaktadir. Empati ve Dayanışma Eksikliği: İnsanların başkalarıyla kader ortağı olduğunu unuttuğu, hissizliğe gömüldüğü ve sadece kendini düşündüğü bir çağ tanımlanır. Renata Salecl acımasızlığı huy edinmiş, kabalığın meziyet sayıldığı günümüz dünyasını masaya yatırıyor; önündeki dev aynasından ötesini göremez, “ben” demeden iki kelam edemez hale gelmiş, ölçüsüz hırsları, sabırsızlığı, kibri gurur nişanesi gibi taşıyan insanın düştüğü açmazları gözler önüne seriyor Kabalığın Meziyet Sayılmas,Kibir, sabırsızlık ve saygısızlık gibi davranışların birer gurur nişanesi veya güç gösterisi gibi algılandığı bir döneme işaret edilir. Empati ve Dayanışma Eksikliği: İnsanların başkalarıyla kader ortağı olduğunu unuttuğu, hissizliğe gömüldüğü ve sadece kendini düşündüğü bir çağ tanımlanır. Demokrasi ve Çözüm Arayışı: Kitap, bireylerin kendi kabuklarından sıyrılarak yeniden Kitap, bireylerin kendi kabuklarından sıyrılarak yeniden başkalarıyla empati kurması ve bu sayede demokrasinin tekrar filizlenip filizlenemeyeceği sorusunu sorar Kabalık Çağı
Araştırma-İnceleme Tarih
Kabalık ÇağıRenata Salecl · Metis Yayınları · 20266 okunma
hannibal kitabını okuyunca steve jobs u hatırladım.
8/10
·540 syf.·
2026 125. kitabı
Hannibal Antik Çağ'da Roma Cumhuriyeti'ni dize getiren Kartacalı başkomutan ve askeri dehadır. Bu kitabı okurken zorlukların karşılığını almanın mükemmeliyetini yaşıyor olacaksınız ayrıca geleceğe kep fırlatıyorsunuz....
Steve JobsWalter Isaacson · Domingo Yayınevi · 20111,296 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·215 syf.·
2026 28. kitabı
Frank Furedi'nin 2004'te kaleme aldığı, Türkçeye 2010'da Erkan Koca çevirisiyle kazandırılan bu kitap, ilk bakışta bir nostalji metnine benziyor: "nerede o eski entelektüeller?" sorusunu sorduğunda, çoğu okur kapağı kapatmadan önce gözünü deviriyor olabilir. Çünkü bu soruyu soran her kalem, biraz da geçmişin kült figürlerine sığınan, yenilenle başa çıkamamış birinin sızlanması gibi gelir kulağa. Furedi bu tuzağa kısmen düşer; ama düştüğü yerden çıkardığı tespitler, bu coğrafyada sızlanmayı hak edecek kadar haklıdır. Kitabın belkemiği tek bir kavram: philistinizm. Furedi'nin Schopenhauer'den ödünç aldığı bu terim, "zihinsel ihtiyacı olmayan insan"ı tarif eder. Yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi, mevki ve şöhret kovalamayı bilen ama düşünceyi kendi başına bir zevk olarak tanımayan, hatta düşünmenin kendisini "zaman kaybı" sayan tipoloji. Bir zamanlar bu sözcük üniversite çevrelerinde sıradan halkı tanımlamak için kullanılırdı; Furedi'nin tezi şu: artık üniversitenin kendisi philistinleşmiştir. Çürümenin alttan değil üstten geldiği bir çağdayız. Kitap altı bölümde altı yara açar. Aklın değer kaybı: Aydınlanma'nın iddiası — "akıl evrenseldir, hakikat bulunabilirdir, bilgi özgürleştirir" — postmodern relativizm tarafından aşındırılmıştır. Hakikat artık çoğul, görelidir; herkesin gerçeği kendinedir; bu cümle bir özgürleşme gibi başlamış, bir teslimiyetle bitmiştir.Önemsiz görülen arayışlar: Bilgi salt bilgi olarak değer taşımaz olmuştur; her cümlenin altına bir "ne işe yarayacak?" sorusu konmuştur. Einstein'ın "gerçeğin arayışında olmak, ona sahip olmaktan daha değerlidir" cümlesi artık duvar süsüdür; uygulanmaz.İçeriğin yokolması: Üniversite işletmeye, akademisyen profesyonele, ders pakete dönüşmüştür. Edward Said'in kitapta alıntılanan tespiti sertir: profesyonel, "kayığı
Nereye Gitti Bu Entelektüeller?Frank Furedi · Birleşik Kitabevi · 201062 okunma
Puan vermedi·80 syf.·
2026 1. kitabı
Francis Bacon’ın "Yeni Atlantis" (New Atlantis) eseri, hem felsefe tarihi hem de bilim kurgu/ütopya edebiyatı için tam bir dönüm noktasıdır. Kitabın adı zaten doğrudan Platon’a (Eflatun) bir naziredir. Platon, Timaios ve Kritias diyaloglarında Atlantis adında, lüks ve kibir yüzünden tanrılar tarafından cezalandırılıp sulara gömülen muazzam bir uygarlıktan bahseder. ​Bacon bu esere "Yeni Atlantis" diyerek Platon’a şu mesajı gönderir: ​"Senin Atlantis’in gücünü, zenginliğini ve bilgisini kibre, savaşa ve sömürgeciliğe alet ettiği için helak oldu. Benim 'Yeni Atlantis'im ise bilgiyi Allah korkusuyla ve insanlığın hizmetinde kullandığı için ayakta kalacak." *** Roman, Peru’dan yola çıkan bir geminin Pasifik Okyanusu’nda kaybolmasıyla başlar. Azıkları tükenen, hastalıktan kırılan ve ölümün eşiğine gelen mürettebat, kendilerini haritalarda hiç görünmeyen gizemli bir adanın açıklarında bulur. ​Gemicilerin ulaştığı adanın adı Bensalem’dir. Bu isim rastgele seçilmemiş, İbranice iki kelimenin birleşiminden oluşturulmuştur: ​Ben: "Oğul" anlamına gelir. ​Salem (Şalem/Selam): "Barış" veya "Kudüs" (Yeruşalim) anlamına gelir. ​Yani Bensalem, kelime anlamıyla "Barışın Oğlu" veya "Yeni Kudüs" demektir. *** Gemiciler adaya yanaşmak istediklerinde, diğer klasik ütopyaların aksine vahşi bir dirençle karşılaşmazlar. Aksine, son derece organize, temiz, dindar ve yardımsever bir halkla karşılaşırlar. Kendilerine hemen ilaç, yiyecek ve kalacak yer (Yabancılar Evi) sağlanır. ​Bacon burada okuyucuya ilk mesajını verir: İdeal bir toplum, yabancıya korkuyla değil, kurumsallaşmış bir merhamet ve düzenle yaklaşır. *** Adanın kalbinde olan bilim merkezine Süleyman Evi (Solomon's House) denir. Kitapta adanın eski krallarından Solamona’nın bu merkezi kurduğu ve buraya İsrail Kralı Hz.
Yeni AtlantisFrancis Bacon · Maya Kitap · 20243,405 okunma
Ali Şeriati - Sanatı
Puan vermedi·256 syf.··
2026 277. kitabı
Ali Şeriati sanatı şöyle açıklamaktadır: “Sanat var olandan kaçıştır…Bizi sanat yapmaya zorlayan şey, var olandan kaçış duygusudur…Var olandan kaçış,var olandan nefret ,sanatı meydana getirir.Sanatın insan için büyük anlamlar ifade ettiğini,toplumun can damarlarından birini oluşturduğunu söylemeye bile gerek yoktur.İnsan sanatsız yapamaz bu dünyada .Sanatsız bir toplum ,sanatsız bir medeniyet düşünülemez yeryüzünde!..” 5 Sanat var olandan kaçıştır. Ali Şeriati burada, insanların hayatta bir takım şeylerde eksik ve karanlık bir yönü olduğunu söyleyerek, insanların bu varolan şeylerin eksik ve karanlığından kurtarmak için bir takım faaliyetlere yöneldiğini söyler. İnsan bu karanlık ve eksikliklerden kendini kurtarmaya çalıştığı şey sanattır. Kendisinin dediği gibi “bizi sanat yapmaya zorlayan şey varolandan kaçıştır.” Bizler bu dünyadaki karanlık zindandan, birtakım eksikliklerden ve kötü şeylerden, kendimizi kurtarmaya çalışırız. İnsanı bu noktada sanat yapmaya zorlayan şey ise bu eksilikleri varolmayanları giderme arzusudur. Özellikle Ali Şeriati’nin bu vurgusu yaşadığımız bu çağda daha bir geçerlidir. Çünkü bu çağın getirmiş olduğu, özellikle de gençlik üzerinde oldukça etkili olan, teknolojiyle beraber ortaya çıktığı yanlızlık duygusu, nefret, antisosyal duygularda popüler olan sanat eserleri genellikle karamsar ve ruhun ıstaraplardan kaynaklanan yapıtlardır. Tabi ki sadece bu çağ için değil. Genellikle sanat eserlerinde; en çok acıyı, ıstırabı ve serzenişi konu olan yapıtlar daha bir el üstünde tutulur boyuttadır. Özelliklede birçok edebi eserlerde bunu görebiliriz. Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u olsun, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı olsun bu tür sanat eserlerinde hep bir acı, ıstırap vardır. Mesela Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sındaki baş kahramanı Rasnalnikov’un
1000Kitap
SanatAli Şeriati · Fecr Yayınevi · 2008240 okunma
Puan vermedi·736 syf.··
2026 412. kitabı
Gülün Adı, İtalyan bilim insanı, tarihçi ve göstergebilim uzmanı Umberto Eco’nun dünya edebiyatına kazandırdığı, hem çok katmanlı bir polisiye hem de muazzam bir tarihsel dönem panoraması sunan anıtsal bir başyapıttır. 1980 yılında yayımlanan bu ilk roman, yazarın engin Orta Çağ bilgisini edebi bir kurguyla harmanladığı entelektüel bir şölendir. Roman, 1327 yılında İtalya’nın kuzeyindeki zengin ve gözlerden uzak bir Benedikten manastırında geçer. Hristiyan dünyasındaki siyasi ve dini çalkantıların, tarikatlar arası çatışmaların zirvede olduğu bir dönemde, manastırda gizemli ve korkunç cinayetler işlenmeye başlar. Bu ölümleri aydınlatması için eski bir engizisyon yargıcı olan, keskin zekası ve rasyonel yaklaşımıyla tanınan Fransisken rahibi Baskervilleli William ve onun sadık çömezi Melkli Adso görevlendirilir. William, tıpkı bir Orta Çağ Sherlock Holmes'ü gibi, ipuçlarını ve göstergeleri takip ederek katilin peşine düşer. Olayların merkezinde ise dünyanın en zengin, en gizemli ve korunmuş kütüphanesi yer almaktadır. Bu labirentvari kütüphane, Hristiyanlık inancını sarsabileceği düşünülen ve yıllardır saklanan yasaklı bir kitabı barındırmaktadır. Umberto Eco, bu sürükleyici cinayet soruşturmasının arka planında; din, felsefe, göstergebilim, engizisyon vahşeti ve dogmatizm üzerine derin tartışmalar yürütür. İnanç ile akıl, kahkaha ile korku, hoşgörü ile fanatizm arasındaki amansız savaşı gözler önüne serer. Gülün Adı, sadece bir solukta okunacak bir polisiye değil; her bir satırında Orta Çağ felsefesinin ve kültürünün şifrelerini barındıran, edebiyat tarihinin en entelektüel ve sürükleyici romanlarından biridir.
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma