İsmet Özel’in Zor Zamanda Konuşmak eseri, entelektüel bir konfor alanından değil, doğrudan bir yangın yerinin ortasından yükselen, hakikati haykırmanın bedelini göze almış sarsıcı bir "meydan okuma" metnidir. Özel, bu kitabında kelimeleri sadece birer düşünce aracı olarak kullanmaz; onları birer mızrağa, birer kalkan kırıcısına dönüştürerek modern dünyanın, sistemin ve yabancılaşmanın o kalın zırhına darbeler indirir. Bu eser, okuru ideolojik bir uyuşukluktan çekip çıkaran, zihnin pasını silen ve insanı kendi haysiyetiyle, duruşuyla ve "kim olduğuyla" en sert şekilde yüzleştiren bir manifstodur. Yazıldığı dönemin çok ötesine taşan bu denemeler, aslında her devrin kendi "zor zamanlarını" yaşayan insanı için bir pusula hükmündedir.
Kitabın isminden başlayan o vakur duruş, sayfalar ilerledikçe bir "şahitlik" bilincine dönüşür. İsmet Özel, Türkiye’nin kültürel ve siyasi kırılma hatlarında dolaşırken, sadece bir analist gibi davranmaz; o, meselenin tam kalbinde saf tutan bir mümin, bir şair ve bir devrimci ruhuyla konuşur. Onun dili, alışılagelmiş o yumuşak geçişli, uzlaşmacı ve steril anlatımların fersah fersah ötesindedir. Cümleleri keskin, tespitleri amansızdır. "Zor zamanda konuşmak", hem dışarıdaki tiranlığa karşı bir ses yükseltme hem de içerideki nefsin konforuna karşı bir savaştır. Yazar bize hatırlatır ki; konuşmak, eğer bedeli ödenmeye hazırsa bir eylemdir; aksi takdirde sadece gürültüden ibarettir.
Özel’in bu metinlerde kurduğu mantık örgüsü, Batı modernleşmesinin getirdiği o sahte parıltıları tek tek söndürürken, yerine insanın kendi yerli ve milli köklerinden filizlenen, şahsiyetli bir dünya görüşünü teklif eder. Okur, bu kitabı bitirdiğinde sadece yeni bilgiler edinmiş olmaz, aynı zamanda dünyayı algılama biçiminde köklü bir sarsıntı yaşar. Zor Zamanda