“Öyle zehirli, öyle ikiyüzlü bir zamana denk geldik ki; insanın en temel ihtiyacına ulaşması bile artık bir imkansızlık senaryosu. Sistemin yarattığı bu görgüsüzlük sarmalında bir ürünün kumaşı, emeği ya da kalitesi tamamen hükmünü yitirdi; geriye sadece ekranlardaki köpürtülmüş sahte algıların bedeli kaldı. Bir dizi popülerliğiyle uçurulan etiketler, pazar malı vasatlığındaki işlerin lüks diye yutturulması, adeta toplumun aklıyla alay etmek. İşin en trajik boyutu ise insanlığın içine itildiği o çaresiz köşe... Sırf hayatta kalabilmek, üstüne düzgün bir şey giyebilmek için bile kitleler deli gibi borçlanıyor; ömürlerini ve emeklerini bu parıltılı yalanlar uğruna ipotek ediyorlar. Vitrinden geri kalmamak, başkalarına zengin görünmek adına girilen o taksit bataklığı, toplumsal bir cinnetten başka bir şey değil. Zekanın, karakterin ve dürüstlüğün parayla ölçüldüğü, cehaletin ise ne kadar çok bağırırsa o kadar değer gördüğü bu çağda, asıl sefalet zihinlerde başlamış. Bu yapaylık, bu yüzsüzlük tahammül edilecek gibi değil. Çürümenin alkışlandığı, arsızlığın ise itibar gördüğü bu kokuşmuş panayırda; ruhunu tezgaha çıkarmayan o son düzgün insanlar, meydanı bu kalabalığa bırakıp kendi yalnızlıklarına gömüldüler. Sosyal medyanın o sahte pazarını kapatıp kendi sessizliğimize sığınmak artık bir lüks değil; bu deliliğin ortasında ruh sağlığını ve öz saygıyı koruyabilmek için verilmiş mecburi bir savaş çünkü. Ne acı ki; gerçeğin ve samimiyetin her gün biraz daha eksildiği, her kutsalın 'para ve imaj' uğruna feda edildiği kapkaranlık bir devrin şahitleriyiz."