Yine bir çocukluk anısı. :) Çok keyifle okuduğumu hatırlıyorum. Bu kitaplar sayesinde okuma aşkına tutulduk. İlk kitapların verdiği o tat yıllar geçse de unutulmuyor.
Ve işte, kitapların büyülü dünyasına adım atmamı sağlayan o harika kitap! 10 yaşında bir çocuğun hayal dünyasına epey bir katkısı oldu. Uzun bir zaman bana arkeolog olma hayalleri kurdurttu. :)
Kitap bir Hitit prensesi olan Ece'nin binlerce yıl boyunca farklı bedenlerde yaptığı yolculuğu anlatıyor. Kitabın konusu yıllar önce çok ilgimi çektiği gibi Gülten Dayıoğlu'nun bu öyküde hiçbir yabancı kelime kullanmaması da bu kitaba olan hayranlığımı ekstra artırdı. Mesela "kraliçe" yerine "ece", "arkeolog" yerine "kazı bilimci", "psikoloji" yerine "ruh bilimi" gibi Türkçe olan ve küçük yaşta olan çocukların kolayca anlayabileceği kelimeler.
Hem düş gücü hem de kelime gücü diye buna derim ben. :)
Kitabın ilk bölümlerinde çeviriden kaynaklandığını düşündüğüm bir sebepten ötürü oldukça sıkılmıştım. Ancak ilerleyen sayfalarda kendimi konunun içinde bulabildim.
Kitap, yazarın kızını bir trafik kazasında kaybettikten sonraki yaşadığı yas sürecini anlatıyor. Birini kaybetmenin verdiği o dayanılmaz acıyı fazlasıyla hissediyorsunuz, yazarın anlatımıyla. Gerçek bir durum olması ayrıca etkiledi beni. Depresyondan çıkarak tekrar yaşama tutunmayı başaran bir annenin hikayesi; bu dünyada başımıza gelebilecek en kötü durumdan sonra dahi hala yaşanabilecek güzel günlerimiz olduğunu kanıtlıyor.
Yeşilçam tadında bir kitap. :)
"Yaşamda o denli kötülük gördüm ki..." diyerek yaşadığı acı tecrübelerden sonra kendi dünyasına çekilen Müjgan ve Müjgan'a olan aşkıyla yanıp tutuşan fakat onun kapalı kapılarını aralamakta bir hayli zorlanan zengin Pertev Bey'in hikayesi.
"Savaş kanlı çizmeleriyle insanları kırk yıl çiğneyip ezebilir, onları öldürebilir, her şeyi yakıp yıkabilirdi ama, insan denen varlığa baş eğdiremez, değerini düşürüp onu gerçek anlamda mağlup edemezdi." diyor kitabında Aytmatov.
Bu cümleler kitabın vermek istediği mesajı özetler gibi aslında. Evet, Aytmatov savaşın acı yüzünü; bir anneden, bir gelinden, bir milletten neleri alıp götürdüğünü yüreğinize dokunarak, tüylerinizi ürperterek, aldığınız her nefeste sizi düşündürerek anlatıyor.
Fakat yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen birlik olmanın, inanmanın, saf sevginin gücü ile hayatın nasıl katlanabilir olduğunu; insanlığın büyük savaşlardan insan olarak galip çıkabileceğini yine bu eserde gösteriyor.
Okurken fazlasıyla duygulandım ve sayfalarda; bozkırın kanlı günlerini, toprağın hasat mevsimlerini, kışın dondurucu soğuğunu hissederek ilerledim.
Çok fazla bir şey diyemiyor, sizin de bu kitaba bir uğrayıp Toprak Ana'nın tanık olduklarına yaşayarak mutlaka dahil olmanızı tavsiye ediyorum.