9/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 60. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 02:25
Bir büyücü edasıyla dili eğip büken, bozup yeniden kuran Doğan Yarıcı'dan çocukluk ve ölüm arasında gidip gelen bir sarkaç: O Boşluk . Dostluk üzerine unutulmayacak bir ağıt, benzersiz bir aşk, varoluş, yok oluş, saplantı, kaçma, derinleşme ve uçma güncesi. Anlama ve anlamlandırma denemesi...
Arka Kapak Yazısı
O BoşlukDoğan Yarıcı · Yapı Kredi Yayınları · 201212 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2023 105. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 06 Kasım 2023 06:32
‎​Horace Walpole’un 1764 yılında kaleme aldığı Otranto Şatosu, sadece gotik edebiyatın değil, aslında modern korku türünün de atasıdır. Bir şatonun taş duvarları arasına sıkışmış bu anlatı, insanoğlunun en ilkel korkularını –ölüm, lanetler ve kaçınılmaz kader– bir senfoni gibi işler. ‎ ‎Walpole’un dünyasında insan, kendi kaderinin rehinesi gibidir. Romanın satır aralarında gezinirken, karakterlerin içsel çöküşüne şahit oluruz. “Kötü bir dünya burası; onu pişmanlıkla terk etmemi gerektiren bir şey yok” cümlesi, Gotik edebiyatın o meşhur melankolisini özetler. Walpole, yaşamı bir sürgün gibi sunarken, karakterlerini bu sürgünde kendi gölgeleriyle yüzleştirir. Gotik kurgu, çoğu zaman içsel bir boğulmayı anlatır ancak bu boğulma dışarıdan izlendiğinde bambaşka bir hakikate bürünür: “Bazen bir seyirci, oyunculardan daha iyi görebilir oyunu.” Bu alıntı, romandaki trajedinin sadece karakterlerin suçu olmadığını, aslında bir "kurgu" içinde piyon gibi hareket ettiklerini hatırlatır. Okuyucu olarak bizler de o şatodaki hayaletleri ve gizli geçitleri izleyen, ancak olan bitene müdahale edemeyen o "seyirci"yiz. ‎ ‎Gotik edebiyat, doğaüstü olanın rasyonel olanı bozguna uğratmasıdır. Walpole bunu öyle keskin bir noktaya taşır ki; “Doğa sesini yitirdiği anda, kahramanlar da aklını yitirmiş olur.” Doğanın (mantığın) sustuğu yerde, korku ve delilik başlar. Şatoda yankılanan her ayak sesi, aslında aklın yavaş yavaş terk ettiği bir zihnin çığlığı gibidir. Gotik edebiyatın en temel karakteri, aslında bu şatonun kendisidir. Walpole, Otranto Şatosu’nu sadece bir olay örgüsü mekanı olarak değil, yaşayan, nefes alan ve içine girenlerin zihnini büken bir varlık olarak kurgular. Taş duvarlar, gizli geçitler ve karanlık dehlizler, insanın bastırılmış korkularının dışavurumudur. Şatonun mimarisi,
Edebiyat
Otranto ŞatosuHorace Walpole · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20172,624 okunma
Reklam
9/10
·464 syf.··
2026 69. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 13:37
Çok farklı, çok yaratıcı, çok çılgın, bir o kadar da dahiyane ve usta işi bir roman “Boş Sokaklar”. İsimsiz anlatıcımız uzun zamandır üzerinde çalıştığı ancak pek ilerleme kaydedemediği novellasına yoğunlaşmak üzere işinden istifa eden bir editör. Tam çalışmasına odaklanacağı an nihayet geldiğinde, bir akşam yürüyüşe çıkıyor ve çöplüğe dönen metruk sokakta ayağına batan üç kollu mızrak şeklinde bir obje fark ediyor. Hemen ardından aynı değişik şekli bir tasarımcının bilgisayarının ekranında görünce bu tesadüf dikkatini çekiyor ve önce bu nesnenin/şeklin sonra bununla bağlantılı olarak iki senedir kayıp bir kadının peşine düşüyor. Kahramanımız soruşturdukça yeni bir kapı açılıyor önünde; konuştuğu her insan farklı bir hikaye anlatıyor ve bir başkasına yönlendirerek başka bir dünyanın içine itiveriyor onu. Kahramanımızın adımladığı her sokak başka bir evrene açılıyor adeta. Evren diyorum çünkü hakikaten hikayelerin her biri acayip yaratıcı ve zekice tasarlanmış, detayları incelikle düşünülmüş, aynı zamanda büyük resmi de şahane tamamlayan apayrı birer kurgu. Misal biri John Fowles’un “Büyücü”sü tadında, biri Faciolince’nin “Angosta”sını anımsatıyor, bir diğeri “Sophie’nin Dünyası”nı andırıyor. Ve bunların hepsi tek bir hikayeye şahane bir şekilde cuk diye oturuyor. Ne çılgınlık, nasıl bir zihnin ürünü bu?! İlk sayfadan itibaren kitap, labirentinin içine doğru çekiyor sizi. Çok güçlü atmosferi, akıcı anlatımı ve sürekli diri tuttuğu merak duygusuyla bir yandan polisiye bir tat da vererek inanılmaz zevkle okutuyor kendini. Aynı zamanda pek çok farklı yorumlamaya açık ve son derece ufuk açıcı sorgulamalara iteliyor okuru usul usul. Hayat, zaman, sanat, nesneler, nesneler ve sanat eserleri aracılığıyla insanlar arasında zamandan ve mekandan bağımsız kurulan bağlar,
Boş SokaklarMichal Ajvaz · Eriken Yayınları · 20268 okunma
Buen Caminooo:)
Puan vermedi·504 syf.··
2026 16. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 23:32
Şükürler olsun bitti. Sanki o uzun yolu bizzat ben yürümüş ve bitirmişim gibi yorgun, mutlu ve umutluyum. Yazar Nero, sonunu bu kadar “anlamlı” ve “güsel” bağlamasaydı, kitap çok sıkıcı amaan okumayın derdim. (Ne haddime okursanız okuyun bennem:) wqjfjf) Baş roldeki karakterimiz Çiğdem, arkadaşı Ogo ile beraber, Porto’dan İspanya’ya yani Camino’ya yürümeye karar verir. Amaçları tabiki dünyanın sonu diye anılan meşhur Finisterra’ya ulaşmaktır. Aslında orası insanlar için bi çeşit kişisel gelişim yoludur ya da Nirvana’ya ulaşmak gibi bir şeydir:) Yol, onları eğitir. Her telden insanla karşılaşırlar. Bu yola çıkanların her birinin farklı sebepleri vardır; kimi hacı olmak ister, kimi aşk acısını unutmak ister, kimi arkadaşına eşlik için oradadır, kiminin gidecek yeri yoktur vs vs. Derken baş rolümüz Ç. nin ise bu yolda çok manidar ve enteresan bi sebebi vardır. Ona ulaşacak mı ulaşmayacak mı orasını diyemiyorum fekattt aptalca şeyler de olmadı değil kitapta. Ayyy bi ara bi konu netflixe dönücek sandım, bi dokandı geçti, ayyyyy öhömmmm neyse ama sonuuuuu böle üzümlü kek gibi yapıyor okuyucuyu:) nasıl bağrına basıyor anlatamammm, senin okuman ve bunu hissetmen gerekk 1K okuyucusu:) benden bu Kader:) oku ve sen de güzel duygularla kitaptan ayrılamaaa:))) ama elbet veda ediciğizzz her kipata:) hoşça kalll ev.. hoşça kal sevgili Flanöz ve Flaneur’lar.. hoşça kal asabi kurabiyem.. hoşça kal herkes.. Ve buen Camino dostlar:)
EvNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20256,8bin okunma
Orwell’da İnfazın Anatomisi: Bir İdam
9/10
·117 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2025 00:53
Orwell’da İnfazın Anatomisi: Bir İdam Etin ve Demirin Çatışması: George Orwell’ın "Bir İdam" Eserinde Mikro Gözlemler ve Sistematik Vahşet George Orwell, modern edebiyatın sadece siyasi bir figürü değil, aynı zamanda insan davranışlarının, toplumsal riyakarlıkların ve anlık kırılmaların en büyük mikroskopik gözlemcisidir. Onun "Bir İdam" isimli o kısa ama yoğun denemesi, bir infazın öyküsü olmanın çok ötesinde, devlet denilen o devasa aygıtın insan denilen o kırılgan organizmayı nasıl yavaş yavaş öğüttüğünü anlatan dehşet verici bir tanıklıktır. Bu eseri alelade bir okumayla geçiştirmek, metnin kılcal damarlarına sızan o müthiş insanlık dramını ıskalamak demektir. Nitelikli bir okur için bu metin, her bir satırında, her bir nesne tasvirinde insana ve sisteme dair derin kehanetler barındıran bir laboratuvardır. Metnin açılışındaki o boğucu atmosfer tasarımı, aslında hikayenin en büyük gizli kahramanıdır. Burma’nın o nemli, sarı bir süzgeç kağıdından sızan ışığı anımsatan kasvetli sabahı, sadece fiziki bir hava durumunu betimlemez. Bu sarı ve solgun ışık, infazı gerçekleştiren sömürgeci zihniyetin, gardiyanların ve hatta bizzat hapishane müdürünün tinsel hastalıklarının, içsel çürümelerinin de görsel bir dışavurumudur. Orwell, mekânı öyle bir loşlukla ve soğuklukla inşa eder ki, okur daha ilk paragraflardan itibaren orada adaletin ya da hukukun değil, mekanik bir intikamın ve bürokratik bir rutinin işlediğini hisseder. Hücrelerin vahşi hayvan kafeslerine benzetilmesi ise, sistemin mahkumu fiziksel olarak yok etmeden çok önce, onu zihinsel ve mekânsal olarak "insanlıktan çıkarma" politikasının ilk adımıdır. Karşımızdaki Hintli mahkum isimsizdir, sessizdir; çünkü sistem onun geçmişini, kimliğini ve insanlığını elinden almış, onu sadece infaz listesinde üzeri
İnceleme
Bir İdamGeorge Orwell · Can Yayınları · 20211,775 okunma
İnce Memed 2 İncelemesi
Puan vermedi
“Hayat savaş değilse hiçbir şey değildir. Toprak savaşıysa, savaşların en kutsalıdır. İnsanoğlu bu dünyada savaşmıyorsa, ne işe yarar? Ottan çöpten ne farkı kalır?” -alıntı- Tamam ya, benim gerçekten en sevdiğim yazarlar hep Türk Edebiyatından çıkacak o kesinleşti. Yaşar Kemal’den okuduğum bilmem kaçıncı kitap. Bu seriye de geç kalıp hayıflanmakta sonuna kadar haklıyım. Bir insan; bir olayı, nasıl olur da o dönemden bu döneme değişmeyen birkaç dinamik üzerine, hem de böylesine devasa bir kurguyla yazabilir? Bu dinamikler günümüzde de belimizi büken dinamikler. Haksızlık, yolsuzluk, adaletsizlik, başıbozukluk, ayaklanma, güçlünün güçsüzü ezdiği bir dünya dinamiği işte… Ben hayranlıkla okudum İnce Memed 2’yi, hayranlıkla! Karamsarlığın diz boyu olduğu, insanların çoğunluğun ne kadar korkak ve güçten yana olduklarını, iyi olarak adlandırılabilecek olayların, sebeplerin zamanla kötüye dönüşmesi; insanların içindeki bu düşmanlığı, Çukurova’yı, Yaşar Kemal’in köylüleri anlayan sesinden dinliyorum. İnsanlardan ümidini kesmeyen, onları anlayan onlardan biri ama korkusunu bir kenara koyabilen cesur bir “insanoğlu” Memed. İçimde bir yerlere dokunuyor, köylülerle üzülüyorum, onlarla umutlanıyorum, Memed gibi meraklanıyorum. Olayları tek başıma değil de tüm bu kalabalıkla bekliyorum. Henüz serinin 2.kitabındayım. Bundan sonraki olaylarda, insanlara umut olan Memed, bana da umut olacak mı? Merakla bekliyorum. #kitaplayseyorumum #incememed2 #yasarkemal #turkedebiyatı books
İnce Memed 2Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202339bin okunma
Reklam
Reklam