bucklemore

bucklemore
@bucklemore
"Her yaratıcı hareket, öncesinde bir yıkımla başlar." Pablo Picasso
3/10
·481 syf.··
2020 31. kitabı
SERENAD İYİ BİR KİTAP DEĞİL. IYI SEÇİLMİŞ BİR KONUYU İŞLEYEN KÖTÜ BİR KİTAP. Bunu yazdığım için birçok insan bana kızacak eminim. Çünkü hiç de şaşırtmayan şekilde kitap hedeflenen popülerliğe ulaşmış. Yine de, sırf kitabı beğenen çok kişi var diye olumsuz görüşlerini dile getirmeyen çok insan olduğunu düşünüyorum. Öncelikle çoğunluk ile aynı görüşte olmak zorunda değiliz, bu konuda anlaşalım. İkincisi, bir kitabı güzel yapan şey yalnızca neyi anlattığı mıdır? Nasıl anlattığının hiçbir önemi yok mudur? Livaneliye göre yok sanırım, çünkü kitap boyunca zaman zaman araya girip kadının ağzından BEN YAZAR DEĞİLİM YA SADECE ANILARI AKTARIYORUM diyip sona doğru bizzat ANLATIMIN BENCE BİR ÖNEMİ YOK cümlesini kurabilmiş. Bu çok bayat bir taktik bana göre. Son ada kitabında da buna başvurmuştu. Kitabın neyi anlattığını uzun uzun anlatamayacağım zaten her yerde var. Alman Profesör Wagner ile yahudi karısı Nadia'nın dramlı hikayesi. Ama bu, olabilecek en kötü şekilde işlenmiş. Sıfır edebi dil. Wattpad platformunda yazan genç kızlarımızın diliyle aynı dil, ne eksik ne fazla. Livanelinin edebi dili madem çok iyi, bu kitabı yazarken kendinden hiç mi rahatsız olmadı sormak istiyorum. Kitabın ilk 250 sayfasında asla profesör ve karısının hikayesine geçilmiyor zaten. Onun yerine birtakım saçma sapan gizemler ile uğraşılıyor ve zerre sevmediğim Maya'nın iç çekişmelerini okuyoruz. Kitapta o kadar çok gereksiz ayrıntı vardı ki, cümleler satırlara satırlar sayfalara döndü bazen. Maya'nın evdeki hali uzun uzun anlatılıyor. Eve gitmiş, duş almış, ilaç içmiş, mutfağa gitmiş, pastırma sucuktan dört dilim kesmiş, üç yumurta kırmış, dünden kalan ekmeği ısıtmış. Ee yani? Neden veriyorsun bu bilgileri... Kitap boyunca böyle saçma sapan ayrıntılar var. Hiçbir şekilde betimleme değil bunlar. Gereksiz
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,8bin okunma
Reklam
5/10
·128 syf.··
2020 28. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 07 Temmuz 2020 20:05
Her ne kadar anlatılan hikayede çok ilginç ve akla yatan yerler olsa da yatmayan yerler de çok fazla vardı. Yetişkin bir adamın bir buçuk yaşında yaşadığı olayı hatırlaması ve küçükken görülen rüyaların detaylı hatırlanması fikri ne yazık ki aklıma yatmıyor ve psikanalizle sık sık çatışıyorum. Psikanaliz konusunda yeterli bilgim olmadığı için belki, ancak çoğu otoritenin de Freud'un yöntemlerini bilimsel bulmadığını kabul edersek yanılmıyorum sanırım. Hatta, hasta bile sık sık rüyalarını değiştirdi, 'ilk sahne' izlenimine bir anda şüpheyle yaklaşıldı. Bana bir süre sonra sanki Freud hastayı yönlendiriyormuş gibi geldi. Sona doğru yapılan çıkarımları da zorlama buldum. Anlatımı kopuk buldum. Yer yer yapılan çıkarımlar arasında bir anda geçiş yapılıyordu ve ya çeviriden ya benim terminolojiye hakim olmamaktan kaynaklı olarak anlamadığım, koptuğum yerler de vardı. Özetleyecek olursam, ilginç bir konu fakat psikanalize başlamak için yeterli kolaylıkta ve doyurucu değil.
Kurt Adam VakasıSigmund Freud · Altıkırkbeş Basın Yayın · 20171,115 okunma
10/10
·50 syf.··
Beğendi
·
2020 26. kitabı
Savaş konusunda bu kadar aynı görüşte olduğum başka hiçbir kitap karakteri olmamıştı. Bu kadar kısa bir kitap ancak bu kadar güzel yazılabilidi. Tek oturuşta biter ama bittikten sonra uzun uzun düşündürür.
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma
9/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2020 16. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2020 00:00
Eskiden beğenmediğim ve şimdi tekrar okuduğumda bayıldığım bir eser oldu Dorian Gray'in Portresi. Dorian'ın dileği sonucunda kendisinin değil portresinin yaşlanıp çirkinleşmesinin sonucunu, güzelliğini nasıl kötüye kullanabildiğini ve çeşitli manipülasyonlara maruz kalarak özünü nasıl kaybettiğini birebir görüyoruz. Oscar Wilde bana kalırsa muhteşem bir eser çıkarmış. Dorian'ı okumadım da yaşadım sanki. Ancak söylemek istediğim tek bir şey var, o da Lord Henry'nin cümleleri. Bazı cümlelerde ona katıldım bazılarında katılmadım ama konu bu değil. Esas konu, Lord Henry'nin kitapta hedonizmi temsil etmesi ancak bunda tam olarak başarılı olamaması. Demek istediğim şu, Henry yaptığı o uzun konuşmalarda daima bazı aforizmalar barındırıyor. Lakin kitapta da belirtildiği üzere konuşmaları çok çelişkili, yani bazı aforizmalar üzerine kafa patlatsam da sonraki cümleleri yüzünden bir bağlam kurup anlamlandıramadım. Kabaca söylemek gerekirse bazı cümleleri fazla beylikti. Cümlelerini en azından biraz örnek vererek açıklamasını isterdim çünkü hedonizm, o dönemler yeniydi ve başarılı bir temsil olduğunu düşünmüyorum. Aynı şeyi her ne kadar çok sevsem de Babalar ve Oğullar Bazarov'da da hissetmiştim, o da nihilizmi biraz eksik temsil ediyordu. Yanılıyor olabilirim elbet. Sonuçta bu kitaplar ders kitabı değil, böyle bir beklentim de yok. Ancak yine de, en azından o çok büyük aforizmalarının arkasından gitmelerini ve sözlerini anlamlı kılmalarını beklerdim. Gerçi hoş, bu haliyle bile Dorian'ın aklını başından almıştı. Özetle, bu kitabı mutlaka okuyun derim. Dehşete düşeceksiniz, kızacaksınız, hak vereceksiniz, üzüleceksiniz, ürkeceksiniz ve Oscar Wilde'a hayran olacaksınız.
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Yabancı Yayınları · 201798,9bin okunma
7/10
·85 syf.··
2020 15. kitabı
Gogol'dan okuduğum ikinci eserdi Burun. Alegorik bir anlatımı vardı, temelinde ise herkesi kendinden küçük görmeye çalışan bir adamın burnunun aniden kaybolması ve insan suretinde karşısına çıkmasını anlatıyor. Tıpkı Palto gibi burada da bürokrasi ve rütbe eleştirisi var ancak Palto'yu daha çok beğenmiştim. Benim okuduğum baskıda Burun'dan başka bir hikaye daha vardı. Bir mayıs gecesi. Burada da altı kısma ayrılan kısa bir hikaye anlatılıyor. Akıcı bir hikayeydi ama malesef pek beğenemedim.
BurunNikolay Gogol · Karbon Kitaplar · 20197,1bin okunma
Reklam