9/10
·403 syf.··
2026 6. kitabı
·
44 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 23:41
Kitapta öyle çok büyük, heyecanlı olaylar olmuyor aslında. Üniversiteye giden Selin adında bir kızın günlük hayatını okuyoruz. Ben böyle sakin, günlük şeyleri okumayı zaten çok severim, o yüzden kitap beni hiç sıkmadı. Başkarakter Selin’i kendime çok benzettim, onu anladığım çok yer oldu. Ben de tıpkı Selin gibi çok konuşmayan, sessiz biriyim. Belki de kitabı bu kadar sevmemin asıl sebebi onunla kurduğum bu bağdır, bilemiyorum. Hikayede Macaristan'a gittiği yerler de bende acayip bir Macaristan merakı uyandırdı. Bir de Ivan var... Onu gerçekten sevdim mi yoksa sevmedim mi hâlâ tam emin değilim. Ama kendi sessizliğimden yola çıkınca, Ivan’ın Selin’i neden bu kadar kendine çektiğini ve o tuhaf çekim gücünü biraz anlıyor gibiyim. Kitabın sonu biraz havada bitti, insan devamını merak ediyor. Meğer hikayenin bittiği yerden devam eden Either/Or adında ikinci bir kitabı varmış ama henüz Türkçeye çevrilmemiş. Selin'i ve bu sakin dünyayı çok sevdiğim için devamını çok okumak istiyorum. Bu yüzden şansımı deneyip orijinaline, yani İngilizcesine bakacağım. Umarım dilini rahatça anlar ve Selin'le maceraya devam edebilirim.
BudalaElif Batuman · İletişim Yayınları · 2019187 okunma
Puan vermedi·779 syf.··
2026 191. kitabı
Dostoyevski, Prens Mışkin’in o çıkarsız, temiz kalpliliğini yozlaşmış bir toplumun ortasına bırakarak sarsıcı bir soru soruyor: Bu kadar saf ve iyi kalpli bir insan, acımasız bir dünyada "budala" görünmekten kaçabilir mi? İyiliğin ve dürüstlüğün delilikle eş değer tutulduğu o trajik, insanı içten içe sarsan bir vicdan muhasebesi.
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Mazideki kalan okumalarımdan
10/10
·584 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
TANRI CLAUDIUS ROBERT GRAVES Tanrı Claudius, Robert Graves’in Ben, Claudius romanının devamıdır. Roma İmparatorluğu’nun en çalkantılı dönemlerini, bizzat Claudius’un ağzından dinleriz. Çocukken geçirdiği hastalıklar nedeniyle kekeme, topal ve içine kapanık bir çocuk olan Claudius, ailesi tarafından hor görülür. Herkes onun akılsız ve önemsiz biri olduğunu düşünür. Ancak bu dışlanmışlık aslında onun en büyük koruyucusu olur; çünkü Roma sarayındaki iktidar mücadelelerinde dikkat çekmez ve hayatta kalmayı başarır. Claudius aslında bir budala değildir; aksine tarih bilen, düşünen, insanları iyi gözlemleyen biridir. Kitaplara, tarihe ve öğrenmeye tutkuyla bağlıdır. Roma sarayında herkes onu küçümserken o çevresindeki insanların gerçek yüzlerini görür. En büyük avantajı ise kimsenin onu ciddiye almamasıdır; böylece zekâsını gizleyerek hayatta kalır. Roman boyunca Claudius bize Roma’nın büyük isimlerini anlatır. İlk imparator Augustus, güçlü ve siyasi zekâsıyla öne çıkan Livia, kuşkucu ve acımasız Tiberius, deliliğiyle Roma’yı dehşete düşüren Caligula ve diğer birçok tarihî kişilik Claudius’un gözünden hayat bulur. Özellikle Caligula dönemi, sınırsız gücün bir insanı nasıl değiştirebileceğini gösterir. Roma’nın korku, suskunluk ve çıkar ilişkileriyle nasıl çürüdüğünü Claudius’un gözlerinden görürüz. İktidar için yapılan entrikalar, cinayetler ve ihanetler arasında Claudius hiç istemediği halde Roma tahtına yükselir. Herkesin küçümsediği bu adam artık imparator olmuştur. İmparator olduktan sonra halkın sorunlarını gören, devlet işleriyle ilgilenen ve bazı önemli reformlar yapan bir hükümdar olur. Britanya’nın fethi onun döneminin en önemli olaylarından biridir. Ancak içinde taşıdığı eski Roma Cumhuriyeti sevgisi ile sahip olduğu imparatorluk makamı arasında büyük bir
Tarihi Roman
Tanrı ClaudiusRobert Graves · Türkiye iş Bankası Kültür Yayınları · 2022271 okunma
"İKİ BIÇAĞI BİRBİRİNE" Kitabı Üzerine
7/10
·120 syf.··
2026 37. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 10:18
Bir Kutu Kitap seçkisi sayesinde ilk kez tanıştığım,çağdaş Türk edebiyatının dikkat çeken isimlerinden Çilem Dilber Çilem Dilber’in kaleme aldığı, Budala Kitap etiketli İki Bıçağı Birbirine "İki Bıçağı Birbirine" adlı romanı bir aile dramından yola çıkarak insanın karanlık yüzüne inen,sırların ve yüzleşmelerin yer aldığı,dili akıcı,katmanlı ve psikolojik derinlikli kurmaca bir metindir. Yazarımız Çilem Dilber Çilem Dilber, doğrusal bir anlatım yerine,geçmiş ile şimdiki zaman arasında mekik dokuyan, anıların ve sırların iç içe geçtiği bir kurguyu tercih etmiş. Kapakta yer alan, koltukta oturan ama başları gerçeküstü (hayvan/boynuzlu figürler) tasarlanmış üç insan resmi ve renkler, skandalları ile malum adada geçen maske olayları ile ilgili çağrışım yapıp oldukça irite etmişti beni,ancak kitabı okuduktan sonra bir mitten esinlenildiğini farkettim daha farklı bir temsil yapılabilirdi,yine de kapak kitabın genel havasına dair ipucu veriyor. Roman, ana karakter Melih’in babasının ölümünün ardından başlar.Melih, babasının ölümüyle, onun "mabedim" dediği,kitaplar,dolma kalemler,defterler ile dolu çalışma odasına girer ve babasının kilitli bir çekmecesini keşfeder. Çekmecenin içinden çıkan gizemli dosyalar ve yarım kalmış hikâyeler, Melih’i ve kız kardeşi Çiğdem’i hiç bilmedikleri,yıllarca saklanmış bir hayatın eşiğine getirir.Melih,aslında hayatı boyunca hiç tanımadığı bir babanın gölgesiyle ve onun sırlarıyla baş başa kalır.(Aslında herkes babayı kendince tanıyor) Bir insanı ne kadar tanıyabiliriz?Hele ki bu insan en yakınımızsa? Roman,aile bağlarının içindeki yabancılığı,yabancılaşmayı ve bireyin kendi kimliğini koruma mücadelesini karakterler açısından tek tek ele alır. Kitapta kapak dışında rahatsız olduğum iki husus daha var.Biri kitap oldukça dikkat çekici başlıyor ancak
İki Bıçağı BirbirineÇilem Dilber · Budala Kitap · 202661 okunma
10/10
·208 syf.··
2026 44. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 16:50
“Ataerkil toplum kavramları size şekil verip, sizi programladığından, sizin için en iyi olanın en iyi farkına varamayan olursunuz anca. Felakete sürüklenmekte olduğunun bile farkına varamayan budala bir genç kız olursunuz.” Kitabın konusuna geçmeden önce değinmek istediğim bir nokta var. Bu eser, bir dönem ülkemizde "müstehcenlik" gerekçesiyle toplatılmış, ardından kitabın çevirmeni hakkında soruşturma açılarak gözaltı kararı verilmişti. Açıkçası bu haberi gördüğümde çok da şaşırmadım. Çünkü kitap yalnızca rahatsız edici sahneler içeren bir yeraltı edebiyatı örneği değil; aynı zamanda ataerkil düzeni, cinsiyetçi normları ve toplumun kadın bedeni üzerindeki tahakkümünü sert bir şekilde eleştiren bir metin. Bu nedenle kitabın yarattığı tartışmaların, içerdiği sahnelerden çok ortaya koyduğu eleştirilerle ilgili olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki kadın-erkek eşitliği ve toplumsal cinsiyet meselelerinde hâlâ ciddi sorunlar yaşayan toplumlarda bu tür eserler çoğu zaman edebi yönleriyle değil, yarattıkları rahatsızlık üzerinden değerlendiriliyor. Yeraltı edebiyatı diye bir tür olmasaydı, bu kitap o türü tek başına yaratabilirdi. Okurken inanılmaz derecede rahatsız oldum; yeraltı edebiyatının o kirli, bunaltıcı ve insanın içine işleyen atmosferini iliklerime kadar hissettim. Hatta bir noktada kitaba ara vermek zorunda kaldım. Uzun uzun nefes alıp kendimi toparlamaya çalıştım. Şu ana kadar okuduğum en rahatsız edici kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun da ötesine geçen bir kitap okur muyum, açıkçası emin değilim. Chuck Palahniuk, Ölüm Pornosu'nda yeraltı edebiyatının en sert ve en sarsıcı tonlarından birini kullanıyor. Toplumsal normları ve tabuları acımasızca parçalayarak özellikle ataerkil düzeni hedef alıyor. Erkek egemenliğinin kadın bedeni üzerindeki
Ölüm PornosuChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 20214,074 okunma
Puan vermedi·779 syf.··
2026 25. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 18:28
Budala, okuyucuya yalnızca "budala" bir adamın öyküsünü sunmakla kalmaz; özüne inildiğinde 19. yüzyıl insanına batılılaşma ve modernleşme üzerinden çarpıcı mesajlar verir. Bu dönemde Rusya, Batı Avrupa etkisinde kalmış, toplum yapısı hızla değişmiş; modernleşme, sanayileşme ve kentleşme gibi sorunlarla toplumsal düzen sarsılmıştır. Romanda bu dönüşümün etkileri açıkça görülmektedir. Karakterlerin çoğu toplumdaki konumlarını yükseltme, maddi kazanç elde etme veya sosyal statülerini koruma çabası içerisindedir. Dostoyevski, bu durumun insan ilişkilerini samimiyetten uzaklaştırdığını ve bireyleri çıkar odaklı bir yaşam anlayışına sürüklediğini gösterir. Modernleşmeyle birlikte insanların manevi değerlerden uzaklaşması, romandaki birçok trajedinin de temel nedenlerinden biri olarak sunulur. Romanın başkarakteri Prens Mışkin ise bu dünyanın karşısında duran bir simge konumundadır. O, insanları maddi durumlarına göre değerlendirmez; her zaman sevgisi, saygısı, affediciliği ve merhametiyle ön plandadır. Böylesi bir dünyada herkesten farklı özelliklere sahip olmak, çevresi tarafından anlaşılamamasına ve bir "budala" olarak görülmesine neden olur. Bu durum, modern toplumun ahlaki değerlerden ne kadar uzaklaştığını açıkça yansıtmaktadır. Kapitalizm Kıskacında İnsan İlişkileri ve Metalaşma Kapitalizmin temel özelliklerinden biri, ekonomik çıkarın toplumsal ilişkiler üzerinde belirleyici hale gelmesidir. Budala romanında da birçok karakterin davranışı ekonomik kaygılarla şekillenmektedir. Özellikle Gavrila Ardalionoviç İvolgin (Ganya) karakteri bu durumun en belirgin örneğidir. Ganya, Nastasya Filippovna ile evlenmek istemektedir; ancak bu isteğin temelinde sevgi değil, ekonomik kazanç ve sosyal yükselme arzusu yatar. Bu durum, evlilik kurumunun bile ekonomik hesapların bir
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma