#kübranınkitabı 🩷
Merhaba kitap dostlarım, size bugün okurken beni hem düşündüren hem de etkileyen bir kitapla geldim.
Daha önce Suç ve Ceza’yı okumuş ve çok sevmiştim. Ardından Karamazov Kardeşler’e başladım ve itiraf etmeliyim ki bu kitabı Suç ve Ceza’dan daha çok sevdim. Bir baba ve üç kardeşin hikâyesi gibi görünse de aslında insanın vicdanına, inancına, adalet duygusuna ve iç dünyasına dokunan çok derin bir eser.
En çok Alyoşa ve Zosima’nın bölümlerini sevdim. Dimitri’nin yaşadığı haksızlık ise beni gerçekten üzdü. Bir insanın geçmişine bakılarak suçlu ilan edilmesi ve kimsenin ona gerçekten kulak vermemesi kitabın en etkileyici yanlarından biriydi benim için.
Dostoyevski’nin kalemini gerçekten çok seviyorum. Karakterleri öyle gerçekçi yazıyor ki hepsine ayrı ayrı kızıyor, üzülüyor ve onları anlamaya çalışıyorsunuz. Ancak yazarın olayların ve karakterlerin en derin noktalarına kadar inmesi, uzun uzun detaylandırması bazı yerlerde beni biraz yordu.
Yine de bitirdiğimde iyi ki okumuşum dediğim, uzun süre etkisinden çıkamayacağım bir kitap oldu. Şimdi sırada Budala var ve Dostoyevski’nin dünyasında yolculuğuma devam etmek için sabırsızlanıyorum.
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,4bin okunma
Budala Dostoyevski'nin sürgün yıllarından sonra yazdığı beş büyük eserinden bir tanesidir. Bununla birlikte ben de üç eserini okumuş, geriye Ecinniler ve Delikanlı eserlerini bırakmış oldum.
Bir çok okurun kabul edeceği üzere Dostoyevski edebiyat dünyasının gelmiş geçmiş en iyi ve insanın iç dünyasını yansıtan en başarılı yazarlarından bir tanesi. Bunun yanında anlatımıyla, değindiği konularla, cesur ve eleştirel kalemiyle ve de oluşturduğu karakterlerle de çok özel bir isim. Prens Mışkin karakteri de onun kaleminden çıkan edebiyat dünyasının en orjinal karakterlerindendir.
Prens Mışkin oldukça sevecen, temiz kalpli, bağışlayıcı, içinde en ufak bir kötülük bulunmayan, saf ve yardımsever bir insandır. Onun bu özellikleri etrafındaki insanların ona budala yakıştırmasına neden olmaktadır. Eserin Mışkin'in aşk hayatı üzerine kurulu olduğu görülse de, ölüm korkusu, hasta psikoloji, sosyete yaşantısı, insanların içsel gelgitleri, kıskançlık, inanç konuları gibi bir çok kavram işlenmektedir. Dostoyevski'nin bir çok eserinde kendi hayatından izler görebiliyoruz ki bu eserinde de Mışkin tıpkı kendisi gibi sara hastasıdır.
Budala kitabını genel olarak beğenmemle birlikte gereğinden fazla uzun olduğunu, benzer diyaloglar ve olaylar etrafında şekillenmesiyle zaman zaman okurken sıkıldığımı belirtmek isterim. Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler gibi eserleri ile kıyasladığımda Budala bir tık altta kaldı benim için.
Okumayı düşünen herkese şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Stefan Zweig – Üç Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski
Bazı kitaplar bir yazarı tanıtır, bazıları ise sevdiğin bir yazarı yeniden tanıştırır. Üç Usta benim için ikinci gruptaydı.
Stefan Zweig; Balzac, Dickens ve Dostoyevski'yi yalnızca hayat hikâyeleriyle anlatmıyor. Onların dünyaya bakışını, yazarlıklarını ve eserlerinin arkasındaki ruhu çözümlemeye çalışıyor. Özellikle Balzac'ın insanı gözlemleyen dehası ve Dickens'ın insanı mizahla hafifleten anlatımı beni çok etkiledi. Fakat kitabın asıl ağırlık merkezi hiç kuşkusuz Dostoyevski.
Toplam 215 sayfalık kitabın yaklaşık 120 sayfası Dostoyevski'ye ayrılmış. Zweig'in ona duyduğu hayranlığı her satırda hissetmek mümkün. Daha önce Suç ve Ceza, Yeraltından Notlar, Kumarbaz ve Beyaz Geceler gibi eserlerini okuduğum için, bu kez romanların arkasındaki insanı tanımak benim için bambaşka bir deneyim oldu. Okurken birçok kez "Demek bunu yaşadığı için böyle yazmış." dediğim anlar oldu.
En çok etkilendiğim taraf ise Dostoyevski'nin eserlerine kendi ruhunu nasıl işlediğini görmekti. Onun karakterlerini okurken hissettiğim acının, vicdanın ve iç çatışmaların tesadüf olmadığını; yaşadığı hayatın izlerini taşıdığını Zweig çok güçlü bir şekilde hissettiriyor.
Ancak kitapla ilgili tek eleştirim de yine Dostoyevski bölümü oldu. İlk sayfaları olağanüstü güçlü olmasına rağmen ilerleyen bölümlerde aynı düşüncelerin farklı örneklerle tekrar edildiğini hissettim. Bir noktadan sonra okuma temposu yavaşlıyor ve metin zihni yorabiliyor. Ayrıca Zweig, karakter çözümlemelerini oldukça ayrıntılı yaptığı için henüz okumadığım bazı Dostoyevski romanları hakkında istemeden birçok ayrıntı öğrenmiş oldum. Bu yüzden bu kitabın, özellikle Dostoyevski'nin temel eserleri okunduktan sonra okunmasının daha doğru olacağını düşünüyorum.
Yine de kitap bende
Dostoyevski'nin tuhaf karakterlerinden başka birisidir bu romandaki karakter. Tamamen saf, budala, iyi bir gençtir karakter. Dostoyevski bu romanla bize bu kadar saf, temiz ve iyi olmanın trajedisini anlatır.
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,6bin okunma
NE OKUDUM BEN?
Spoiler!!!
Kitabın başlangıç sayfaları özellikle ilk 50 sayfası aşırı sıkıcıydı.Bilirsiniz,Tess Geritsen direkt olayın içine bırakıyor sizi fakat Stephen King öyle yapmıyormuş.Bir korku kitabı değilde polis raporları okuyormuşum gibi hissettim.Polis demişken bu kitaptaki polislerin rolü hikayede sönüktü ve hiçbir olayı da çözemediler.Carrie'nin annesi ve okuldaki herkesin çok yanlış davrandığını düşünüyorum.Çığlığı basacaktım sinirden.Neyse ki Sue akıllı bir kızdı her ne kadar yanlış yapsa da... Neyse Billy ve Chris kadar budala insan görmedim.Bu arkadaşlar sayesinde kitap son 70 saydasında aşırı sardı.Öncelikle Billy tam bir psikopat neler neler dedi okurken "Psikoloğa git.Parası ne kadarsa öderim." dedim.Masumlar hariç herkes bu sonu hak etmişti.Tommy kim vurduya gitti fakat zaten yaşasaydı ya Sue'yi ya da Carrie'yi çok feci üzecekti.Evet Sue yine üzüldü ama ölüm insanı teselli eder.Bir noktada işleri kadere bırakırsın. O kadar insan tanıdım ki isimleri bulan Stephen King'i tebrik ediyorum.Hiçbiri kukla gibi değildi, yaşayan ve kendi kararlarını veren karakterler gibilerdi.Sonuç olarak kitabın ilk başlarındaki aşırı bilgilerden sıkıldığımdan ve korku kitabı yerine polisiye okuyormuşum gibi hissettiğimden 8 puan veriyorum.Yine de elinizde varsa şans vermenizi öneririm uzun süre unutamam.
Son sahne yüzünden ikinci Carrie White vakası geliyormuş gibi hissettim. GözStephen King
Kitapta öyle çok büyük, heyecanlı olaylar olmuyor aslında. Üniversiteye giden Selin adında bir kızın günlük hayatını okuyoruz. Ben böyle sakin, günlük şeyleri okumayı zaten çok severim, o yüzden kitap beni hiç sıkmadı.
Başkarakter Selin’i kendime çok benzettim, onu anladığım çok yer oldu. Ben de tıpkı Selin gibi çok konuşmayan, sessiz biriyim. Belki de kitabı bu kadar sevmemin asıl sebebi onunla kurduğum bu bağdır, bilemiyorum. Hikayede Macaristan'a gittiği yerler de bende acayip bir Macaristan merakı uyandırdı.
Bir de Ivan var... Onu gerçekten sevdim mi yoksa sevmedim mi hâlâ tam emin değilim. Ama kendi sessizliğimden yola çıkınca, Ivan’ın Selin’i neden bu kadar kendine çektiğini ve o tuhaf çekim gücünü biraz anlıyor gibiyim.
Kitabın sonu biraz havada bitti, insan devamını merak ediyor. Meğer hikayenin bittiği yerden devam eden Either/Or adında ikinci bir kitabı varmış ama henüz Türkçeye çevrilmemiş. Selin'i ve bu sakin dünyayı çok sevdiğim için devamını çok okumak istiyorum. Bu yüzden şansımı deneyip orijinaline, yani İngilizcesine bakacağım. Umarım dilini rahatça anlar ve Selin'le maceraya devam edebilirim.