Bismillahirrahmanirrahiym*
Ya settaru ya settar* ya azizü ya ğaffar* ya celilü ya cebbaru ya mukallibel kulube vel ebsar Ve ya müdebbiral leyli ven nehar* Hallısna min azabil kabri ven nar* İlahi üstür uyubena* Vağfir zünubena Ve nevvir kuburana ve tahhir kulubena* Vesrah sudurana* Ve keffir anna seyyiatina* Ve teveffena meal ebrar Vahşürna meal ahyar Sübhaneke ma arafnake hakka ma'rifetike ya ma'rufu sübhaneke ma abednake hakka İbadetike ya ma'bud* Sübhaneke ma zekerna hakka zikrike ya mezkur* Sübhaneke ma şekernake hakka şükrike ya meşkur* Fadlen minallahi ve rahmeten şükran minellahi ve ni'meten lillahil hamdü vel minneh* Elhamdü lillahi alat taati vet tevfiykı ve nestağfirullahe min külli zenbin eznebnahü amedin ve sehvin ve hatain ve nisyanin ve nuksanin ve taksıyr* Allahümme lekel hamdü hamden yüvafi niamike ve yükafi mezideke nahmidüke bi cemi mehamidike ma alimna minha ve ma lem na'lem ve ala külli halin ya mühavvilel hali havvil halena ila ahsenil hal A'dadtü li küllin hevlin la ilahe illellahü ve li külli nı'metin elhamdü lillah*
Etiler
Çivi Yazılı Kaynaklara Göre TÜRKÇE-ETİCE-HURRİCE ARASINDAKİ BAĞLAR Üzerinde Yeni Araştırmalar Dr. MUSTAFA SELÇUK AR Türkçe-Etice-Hurrice arasında mevcut olduğunu gördüğüm bağların ve bu bağları ihtiva eden kaynakların bir kısmını anmış ve. ileri attığım fikirlerimi bundan sonra yapılacak tetkiklerle elde edilecek vesikaların kuvvetlendireceğini belirtmiştim. Bu arada bugün elimizde bulunan ve Boğazköyde elde edilmiş olan çivi yazılı tabletlerin büyük bir kısmının üzerine, yazılmış olan yazıtlarda kullanılmış olan dilin Eti devleti zamanında bir yazı dili olarak kullanılmış olduğunu ve Eti devletinin asıl konuşma, dilinin bu yazı dili üzerine tesir yaparak izler bırakmış olduğunu söylemiş, bu konuşma dilinin yazı dili üzerindeki izlerini nelerin teşkil ettiğini de izah etmiştim. Şimdi gerek bu noktaların ve gerekse Türkçe ile "Hurrice arasındaki bağların izahlarını daha, ziyade kuvvetlendirecek olan ve yeni araştırmalarımda elde ettiğim neticeleri burada ele almak istiyorum. Bundan sonraki, araştırmalarımda da fikrimi teyit eden misal ve delilleri buldukça onları da yavaş yavaş yayınlamak emelindeyim. a) Mevcut vesikalara göre Eti devletinin konuşma dilinin Türkçe olduğunu ve bu konuşma dilinin Eti hakanlarının icraatlarını yazdırmak için kullanmış oldukları yazı dili üzerine tesir ederek izler bıraktığını kabul ediyoruz. Bu izlerden biri, isimlerin "-in„ hallerinin teşkilinde kendini göstermektedir. Nasıl ki,.bugünkü Türkçemizde, isimlerin "-in„ hallerini teşkil etmek için kullandığımız ismin sonuna bîr "-in„ eki getirmekte isek aynı hali Etilerin yazı dillerinde teşkil etmek için de gene o ismin sonuna ''-an;, ekinin getirilmekte olduğunu görmekteyiz. Türkçemizdeki bu ''-in„ eki isimlerin gerek çoğul gerekse tekil hallerinde daima aynı kalır, hiç değişmez. Aynı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hayırlı geceler 🌜🌠🌛 *** Tam Bir Masal Gibi Uykum gelsin diye, uykuma bana ninniler söyle dedim / Uykum ninni bilmezmiş, bilmediğini nereden bilirdim / E bari uykum gelinceye kadar koyunları sayayim dedim / Uykum gelsin diye saymak için koyunları bekledim bekledim/ Gelip çitten atlayan koyunların sayısını bur bir birbirine ekledim / Bir kurt belirdi aniden koyunlar panikle birbirine karıştı / İnanın kafam karıştı aynı sayıyı tekrar tekrar söyledim / Birbirine karışan koyunların geldi uykusu onlar uyudu birer birer/ Ben bu sefer uyuyan koyunları tekrar sayayim derken bekledim bekledim bekledim bekledim ve hala bekliyorum / KK
MODEL YENİDEN SAHNEDE!
"Bu sabah çok erken kalktım." Tabiki de erken felan kalkmadım. Model'in makyaj şarkısının sözleri bunlar. Ben Model'i "Mey" şarkısı ile tanıdım. 9 yaşındaydım, yazındı.. tahmini Temmuz sonu Ağustos başıydı. Teyzemler İstanbul'dan gelmişti ve en büyük hobim kuzenimle parkta oynamak olduğu için anneannemlerdeyim. Öğlen vakti park sıcak oluyor diye göndermemişti teyzem, televizyon izleyin demişti. Biz de kendimizi Winx perisi sandığımız için şarkı söyleyip dans ediyoruz. DreamTürk'te Top10 vardı (hala var mı bilmiyorum) onları dinleyerek dans ediyorduk. Mey klibinde Can Temiz'in yeşil saçı kuzenimin ilgisini çekerken benim ilgimi Fatma'nın kalpli beyaz elbisesi ilgimi çekmişti çünkü biraz değiştiği bende vardı. Biz kilitlendik televizyona full odak izliyoruz. Herhalde zıplama sesleri kesildi diye teyzem bize bakmaya geldi. Çünkü bazen birbirimize dolanıp yere düşerdik kolumuz bacağımız morarırdı. Neyse oturdu yanımıza o da bakıyor. Fatma, "Of, bi' ateş basıyor" diyor, teyzem cıkcıklıyor "Özlemek bu, dokunmakla geçmiyor" deyince kızdı bize. Böyle şarkılar dinlemeyin dedi. Biz onu kapattık, PowerTürk izlemeye başladık. Aradan 3 yıl geçti, biz o grubun peşine düşmedik, o şarkıyı da sonra dinlemedik. Zaten teknoloji ile sadece televizyonla irtibatta olan çocuklardık. Kışın bebeklerimle, yazın kuzenlerimle oynardım. Neyse işte, 3 yıl sonra yine yazın, o zamanlar mavi balina ve momo olayları türemişti. Mavi balina katilmiş, telefondan çocuk öldürüyormuş, momo da çocuk kaçırıyormuş. Dedem haber izlerken gördük, korkmaya başladık. (O zamanlar mahallede çocuk kaçırma olayı vardı, bide gece sokakta tilki görmüştük.) Teyzem bize DreamTürk'ü açtı, dinleyelim beraber dedi. "Bir Varmış Bir Yokmuş" şarkısı çalıyor televizyonda. Ama kadın çok tanıdık, biliyorum bir yerde gördüm o
Kelimelerin Hissi
Lakırdı
Bilindiği üzere konmak ve söyleşmek yani konuşmak için, konacak uzam ve en az iki kişi gerekir. İki kişi konuştuğunda, lisanları ne olursa olsun, en azından dört, beş bin yıllık enstrümanları kullanırlar, ki bu dört beş bin yıllık enstrümanlar da, kendilerinden evvelki dört beş bin yıllık enstrümanların geliştirilmesiyle peyda olmuşlardır. Ucu, iki ayağı üzerinde doğrulan ilk kişiye, yani ilk insana varan bir zincir gibi düşünülebilir. Konuşanlar farkında olsunlar ya da olmasınlar, enstrümanları kullanırken, kendileri de birer çalgıya dönüşür. Tohumu, yani buğdayı, yani ekmeği terennüm ederler. Zaten ilk insan sürgün vermesi için dünya toprağına ekilen bir tohumdan başka nedir? Konuşur, yani kendilerini çalgı kılarken, ezgilerini güzelleştirebilmenin yeni yöntemlerini eski üst-öykülerden türetirler. Anlamak namlı eylem buradan doğmuştur. Çalgılarını, bir başka değişle kendilerini, anlayış vasıtasıyla akort ederler. Ekmeğin yanına üzüm eklenir böylece. Ekmek türküleri, şarap türkülerine yol verir. Gün olur, megakentler kurulur. Köy kasaba kentteki 'ben nereye aitim?' (cevap: Bu ele) Sorusu, megakentte 'ben kimim?' (cevap: Ara bul) Sorusuna dönüşür. Çalgıyı akort edecek anlayış, artık kişiye dağıtılmaz olmuştur. Nitekim töreli pre modern toplumda anlam dağıtılırken modern toplumda anlamı inşa etmek kişiye terk edilmiş bir sorumluluk haline gelmiştir. Kişiler arası birliği (kohezyon) ve aidiyet hissini neredeyse otomatik bir biçimde sağlayan kurumlar geçen yüzyıldan bu yana zayıflamayı sürdürdüler. Dini cemaatler, ticari birlikler, mahalle konseyleri, geniş aileler belki de 'mükemmel' yapılar değillerdi ancak insan soyuna dair en ilksel esaslardan birini yaşatmayı bildiler: Uzunca zaman aynı kişilerle, yüz-yüze, sürek içerisinde devamlı tekrar eden bir biçimde
“Kültürümüz dilimizde, kardeşliğimiz yüreğimizde.”
“Koçgiri Kılbe niree ? “ --Nereki la gardaş ? -- heççç aha ööle bii gedecukk alişan beye doğru. --xayırdır bu vaxıttamı ? :)) axşam olsa ağnarduxda ! *çanak anten gurmaya gediyoxx!! (( --sen neye gediyon ki ! çırax yoxmuydu ki nem ? :) *gardaşımın işi bir seferde olsun deduk ! o enukler beceremez malamat ederler işi. --eyiyaa bende gelim yardımım neyim olur :) * sen bilin gardaş gedip gelecem hemen! kalmıyacammm. --ööle hemen geleceğe benzemiyoo gedişin :) * eyiyaaa bin madem bir sen noxsansın zati Hayranlık duyduğum bir kültür tam yaşayıp özümseyemediğm.Kendimi kimliğimi hep yarım "yitik"kimlik saymışımdır.tamm manası ile kelimelerin dansııı yanii :) gerçek olan alemde sanal kelimeler sohpetler.zara dan bahs ediyorum bir adıyla "koçgiri" sıvasa komşu yani :)) biz kendimize zaralıyıx deriz.üzerinde "turnaların"uçmadığı sıvas!! her insanının turna olduğu zara-koçgiri! bir rivayet derki "pir sultan"asıldıktan sonra üzerinde turnalar uçmaz olmuş.Bu gün kozmopolit bir kasaba bir adıda ermeni ismi olan zaro imiş eskiden.koçgiri isminide koçgiri aşiretinden alır.yavuz sultan selim döneminden kalma -verilen bir paye koçgiri kürtleşmiş-alevi Kızılbaştır yaniii.türk alevi köyleride vardır.tüm bu insanlar iç içe yaşar aralarında kutsal olan "kirve"lik teşkil etmiştir.herkesin kendi kültürünü özgürce kardeşçe yaşadığı bir yer zara-koçgiri.arada bir bahsii geçer yazdıklarımda "zozan"zozan koçgiride bir yayla!bu isimle ben hitap ediyorum.diğer adı "çiçekli yaylası" bir çiçeğim var çook severim Karçiçeğim ! birde yaylam! ayıramadım ikisini birbirinden hangisini çook severim bilemediğimden.ikisinede"zozan" zozanım dedim. benim zozanım.tahmin ettiğim arzu ettiğim kültürün olup olmadığını merak ediyordum ki !!! Tarık bindi arabaya:))) --laaa gardaşşş kaçç