Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer – Ah! sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın ** kırışır seni beklemekle geçen zaman belki hiç gelmezsin! ** yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı: bir renksiz kanatlı kelebek olmak! neyin temrinisin ey hayat? kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı? ** kıyam et! bağrımdan alıp da yürü sesimin şeriki olmuş bu çocuk bir çocuk bezmi elestten beri yürürlüğe konulmuş temsili bir pak. ** al işte bedenimden söküp de çıkar bulamadım nerede saklıdır o dert? ** güneş gözlerine bandı mı ışığı vakit aydınlıktır renginle o sıra ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki... ** tozu dumana katmanın becerisinde: “yine hangi rüzgârın emrine amadesin?” ** bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz dertler giderek silahlanıyor
DERGAH
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer - Şarkısızın Şarkısı susamıyorum sevgilim çünkü havada sesimi doğuran bir esir var bütün çilingirleri sofralara çekerek kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum kapısında kaldıkları sahiden evleri mi? bir kilidi açmak kolay değil o kadar hırsızın belki de yoktur kabahati! ** selam ile insan insana iliklenir başında ortasında ve sonunda yine selam çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim ** bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov! kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül ** ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar ** çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor ** bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan vardım ki seni sevdim seni sevdim evler arasından bir evdin
DERGAH
Reklam
Türk kabile ve halkları hakkında eski ve ortaçağ yazarları: Hekataios, Hesiodos, Herodot, Strabon, Pliny, Pomponius Me-la, Ptolemaeus, Horeneli Moses, XII. Yüzyıl "Ermeni Coğrafya-sı" adlı eserin yazarı Ananius Shirakatsius, Ibn'ül Esir, Reşi-düddin, Ibni Hurdadbeh, Ebu'l Fida, İbni Havkal ve benzerle-ri çok şeyler yazmışlardır. Fakat Türk halklarının tarihinin il-mi açıdan incelenmesi, ilk defa 1713-1722 yıllarında Sibir-ya'da görev yapmış olan İsveçli Subay F.I. Tabbert-Stralenberg tarafından yapılmıştır. Kendisi Türk halklarının ortaya çıkışla-rı hakkındaki Altay teorisinin kurucularından birisidir (Klyashtorny, 1964, s. 5). Herodot'un IV. "Tarih" kitabında tas-vir edilen, Türk-Arınların (Hakas Kabilesi) insan başlı yılan-larla savaşı hakkındaki efsaneleri derleyip onları İskit kabilesi Neürilerin yılanlarla yaptıkları savaşlarla ilgili efsanelerle kar-şılaştıran Stralenberg, şöyle der: "Biz, bu halkların Asya'dan Avrupa'ya göç etmiş ve Herodot'un devrine kadar orada yaşa-mış olan İskitlerin çocukları olduklarını düşünebiliriz." (Stra-lenberg, 1888, s. 3-4). Türk halklarının tarih ve etnografik oluşumlarının tetki-kinde oryantalistler ve XVII. Yüzyıl seyyahları I.A. Guldenş-tedt, P.S. Pallas, Klaproth emeklerini ortaya koymuşlar, bir çok halkların, özellikle de Karaçay-Balkarların yaşam tarzları, dil-leri, dinleri ve ahlaki değerleri hakkında değerli bilgiler bırak-mışlardır (Adıgey, Balkar, Karaçay, 1974). 1829-1830 tarihlerinde Macarların eski tarihleri ve etnoge-nezlerini araştıran Macar bilim adamı Jean-Charles de Bess (Beş) Kırım, Karaçay ve Balkarya'ya seyahat etmiştir. Bess, Ka-raçay-Balkarların Macarlarla aynı kökenden geldiklerinin ka-bul etmektedir. Bess, Paris'de Fransızca olarak yayınlanan (farklı bölümlerin tercümeleri için V.K. Gardanov'a teşekkür
Sayfa 32 - 34·Kitabı okudu
Ayna sahnesi
Düşünmedi, düşünmemek istedi. Evet, niçin düşü necekti? Behlül hatırına geldikten sonra zihninde başka bir hatıra uyandı: Onu Peyker'in arkasında dudakları muhteris bir buseyle titreyerek hemen eğiliyor, yakıcı, ısırıcı bir buseyle Peyker'in ensesinden öpmek için orada can veriyor gördü, daha sonra çapkın bakışlarıyla saklarken gördü. Düşüncelerine ufak bir vakfe geldi. Mülahazalanının ediyor gibiydi. Bu noktada durmamak ve bu yeni mecra yı takip etmemek için bu hayali bir kelimeyle tehid et mek istedi. Hemen açıktan, "Çapkın!" dedi. Evet, bu, kelimenin bütün manasıyla çapkınlıktan başka bir şey değildi. Kendi kendisine şimdi hiddet edi-yordu. "Icap ederse söylerim; bu yapılır bir şey değil, Peyker'in hakkı var..." Evet, fakat Firdevs Hanım'ın? Birden Peyker'in bir sözünü tahattur etti. Ne diyor du? O kocasına hıyanet etmek maksadıyla evlenmemiş-ti. Bunu söylerken gözlerinde ne celi ve ne hain bir mana vardı. Ne demek istiyordu? Başkaları, kendisi, Bihter, kocasıma hiyanet etmek maksadıyla evlenmişti öyle mi? Bunu yapmayacaktı, bir Firdevs Hanım'a benzemeyecek-ti. Bu valide! Hayatının daimi bir züllüydü. İşte bugün o Behlül'le şakalaşırken Bihter üzerine atılmak, "Lakin ar tık utanınız, siz bir ihtiyar karısınız, ihtiyar, ihtiyar, anlı-yor musunuz?" demek istemişti. Evet, asla Firdevs Ha-num'a benzemeyecekti, işte yemin ediyordu. Kendi kendisine, içinden, annesine benzememek için yemin ederken aklıma başka bir şey geliyordu. Ta küçük-lüklerinden beri Peyker'e, babasına benzer, Bihter için annesine çekmiş derlerdi. Mademki bunu söylemekte herkes müttefikti, demek hakikatte o annesine benzi-yordu. Bu müşabehetten korkardı. Kalbinde bir şey var-di ki bu cismani müşabehetin hayatlarını da benzetece-ğini zannettirir ve onu titretirdi. O da babasına benzemeliydi: Peyker
Son günlerinde sıklıkla onunla birlikte olan, bilebildiği­miz en az üç portresini yapan Mihri Hanım yine o dönem­lerin İstanbul'unda yetişen çok nitelikli kadınlardandır. İs­ tanbul'un ilk kadın ressamı olarak anılır. Onun biyografisi de en az Fikret'inki kadar acı dolu, fakat biraz daha hare­ketli geçmiştir. Fikret'i içinde bulunduğu bunalımdan, kısır döngüden kurtarabilecek tek şey, yoğun bir aşk olabilirdi. Olasılıkla da bunu yaşayabileceği tek kadın Mihri Hanım'dı. Bu onun için son bir olanaktı fakat, gerçekleşememiş ya da gerçekleşmesine yaşamı yetmemiştir. Mihri Hanım 1 885/86 yılında, Kadıköy, Bahariye sem­ tinde oturdukları sokağa da adı verilen, İstanbul Üniversi­ tesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Dr. Rasim Paşa'nın, Rum kökenli karısından doğmuştur. Rasim Paşa, güzelliği ile de ün salan kızının eğitimine özel bir özen göstermiş; re­sim sanatına olan yatkınlığı ve tutkusu görüldükten sonra da saray ressamlarından Zonaro'dan özel dersler almaya başlamıştır. Resim sanatına olduğu kadar modern yaşama da tut­kuyla bağlı olan Mihri Hanım, resim sanatını kaynağından öğrenebilmek için Paris'e gitmek istemiş; törelere ters düş­tüğü için legal yollardan yurtdışına çıkma izni alamayınca, olasılıkla Fransa Elçisi Barrer'in hanımı aracılığıyla sahte pasaport edinmiş, ilk önce Roma'ya gitmiş; bir süre Ro­ma'da yaşadıktan sonra Paris'e, Montparnasse'a yerleşmiş­tir. Bu ara Sorbon'da siyasal bilimler öğrenimi yapan Bur­ salı Selami Paşa'nın oğlu Müşfik Bey'le tanışmış, onunla evlenmiş; bundan sonra, Mihri Müşfik Hanım olarak ta­nınmıştır. Meşrutiyet'in ilanından sonra Paris'te Maliye Ba­ kanı Cavit Bey'le tanışmış; Cavit Bey tarafından İstanbul'a gelmesi önerilmiştir. İstanbul'a dönen Mihri Müşfik Ha­nım, Güzel Sanatlar Akademisi'ne ilk kadın öğretim üyesi olarak kabul
Sayfa 220 - Okuyan us yayınları 2024
Biyografi edebiyat eleştiri kuram
Hz. Ömer, huzurunda şahitlik yapan bir adama; "Bana seni iyi tanıyan birini getir, "dedi Adam, bulduğu ve kendisim hayırla öven bir adamı Hz. Ömer'e getirdi. Onun getirdiği adam ile Hz. Ömer arasında şöyle bir konuşma geçti: Hz. Ömer: -Sen bu adamın girişini ve çıkışını bilecek derecede yakın komşusu musun? Adam: -Hayır. Hz. Ömer: -Onun ahlâkının güzelliğini tanıyabilecek derecede onunla yolculuk ettin mi? Adam: -Hayır. Hz. Ömer: -Adamın vera'ını öğrenebilmek için onunla alış veriş yaptın mı?Adam: -Hayır. Hz. Ömer: -Öyle zannediyorum ki sen bunu camide Kur'an okurken ve kafasını bir o yana bir bu yana sallarken gördün. Adam: -Evet. Hz. Ömer: -Sen çık git, sen bu adamı tanıyamazsın. Hz. Ömer daha sonra adama dönerek şöyle dedi: -Git seni tanıyan binini bul da getir.
Din
Reklam
Reklam