Su bulmak ne kadar uzun sürerse sürsün, günlerce yürürdüm, su bulmadan dönmek gibi bir şey söz konusu bile olamazdı. Eve asla eli boş dönemeyeceğimizi bilirdik, çünkü suyun olmaması, umudun da olmaması demekti. Bir şeyler buluncaya kadar yürümeyi sürdürürdük. Hiç kimse "Ben yapamam," mazeretini kabul etmezdi. Annem su bulmamı söylediğinde su bulmam gerekiyordu. Batıya geldiğimde, insanların, "Başım ağrıyor, çalışamam," diyerek sızıldandıklarını görünce şaşırmıştım.
Biz görüntü uygarlığına girdiğimizi zannetmiş olsak da, bilgisayar bizi gerisin geri Gutenberg galaksisinin içine soktu ve herkes okumak mecburiyetinde artık.
Bizim Tanrı'ya inanmamızın veya inanmamamızın pek bir önemi yok; çünkü inanmamız veya inanmamamız kendi şartlanmamız tarafından belirleniyor, değil mi?
Kafkasya'nın iklimi, yazın ılımlı, kışın soğuktur. Senenin büyük bir kısmında dağlar, karla örtülü kalır. Doğa manzaraları bakımından İsviçre'den üstündür. Eğer, demir perdenin çemberinde olmasaydı, insanlar İsviçre'yi bırakır, Kafkasya'ya dönerlerdi.