Güzün fırsat bulan, öğütebildiği kadar unu öğütüp koyuyor bir kenara. Çoğunlukla kış ortasında unsuz, ekmeksiz kalınıyor. Artık işin yoksa ve becerebilirsen kuyudan buğday çıkar, temizle, kurut kurutabilirsen. Sonra sür eşeğini on saat öteye. Çoğu zaman köylü, kış ortasında bu sıkıntıya katlanamaz. Fazlaca öğütmüş olanlardan ödünç alır.
Aslında Sümer toplumu, Cilalı Taş Devri sosyal yapılarının çok büyük ölçekte bir devamıydı. On binlerce yıl boyunca artan ekonomik ve kültürel karmaşıklığın vardığı noktaydı. Bir Cilalı Taş Devri köyü kabile reisinin yiyecek fazlasını toplaması gibi, Sümer kentlerinin rahipleri de arpa, buğday, koyun ve tekstil fazlasını topluyorlardı. Bu mallar resmi olarak tanrılara sunulan adaktı; fakat pratikte tapınak bürokrasisi tarafından tüketilen ya da başka mal ve hizmetlerle takas edilen zorunlu vergilerdi. Örneğin rahipler sulama sistemlerinin bakım ve kamu binalarının inşa bedelini, ekmek ve bira istihkaklarını dağıtarak ödüyorlardı. Bu gelişmiş sistem tapınağa ekonominin çoğu üzerinde doğrudan kontrol olanağı sağladı.