"FISILTILAR"
“...Hastanedeyim. Mavi sandığımın son parçasını tamamlamaya ömrüm yetsin inşallah.
Fısıldandığında uçar gider hikâyeler ama yazıldığında ölmez gibi geliyor bana. Onlar kaybolursa ben de kaybolurum. Gereğinden fazla yaşadım. Yine de bu ölümsüzlük arzusu nedir? Bir kez daha adımın bu dünyada geçmesine duyduğum arzu.
Yazıyorum. Sen beni bul diye yazıyorum. Fısıltılarıma kulak ver! Yok olmama izin verme!”
Her hayat, anlatılmayı bekleyen bir hikâyedir.
Bazense o hikâyeler, fısıltılarla başlar; duyulmayı, yazılmayı bekler.
Yazdıklarımız, bıraktığımız izler, yaşadığımız anlar… Hepsi bir araya geldiğinde, hayatın anlamı ve bizim varoluşumuz ortaya çıkıyor.
Güçlü, ezilen, kendini ailesine, eşine, çocuklarına adayan; hatta bazen kendi kararlarını bile sorgulamaktan çekinen kadınların hikâyesi bu kitapta…
Genç bir Fransızca öğretmeni olan Özge, hayatını yeniden kurma çabası içindeyken, geçmişin derinliklerinden gelen bir sürprizle karşılaşıyor. Onu sürükleyen, geçmişin izlerini taşıyan Buğlem Hanım’ın hikâyesi…
Bu yolculuk sadece tarihî bir keşif değil, Özge’nin kendi iç dünyasındaki karmaşayı çözmesine ve bilinmeyen aile sırlarıyla yüzleşmesine de ışık tutuyor.
Özge, hayatını yeniden şekillendirmeye çalışırken beklenmedik bir sürprizle karşılaşır.
Fransa’da doktor Burç ile gizlice evlenir ve Türkiye’ye dönerler. Anlaşmazlıklar sonrası Özge, yalnız yaşamayı tercih eder.
Babasının aldığı eski bir yalıda yaşamaya başlar. Evin deposundaki mobilyaları günlerce araştırıp kullanıma hazırlar.
Yalının girişinde kafası kopmuş bir aslan heykeli ve onun altında saklı mavi bir sandık bulur.
Sandığı açınca, 1800’lerin ortalarında yaşamış Buğlem Hanım’ın hayatına tanıklık ederiz.
16 yaşında bir paşaya evlendirilmiş, çocukları olmuş ve aşkı ancak onunla tanımıştır.
Kocası Jön