Çözümleme gücü, basit anlamda beceriklilikle karıştırılmamalıdır; çünkü çözümleyicinin zaten becerikli olması gerekir, ancak becerikli kiişi çoğunlukla çözümleme yeteneğinden yoksundur. Genellikle yapıcı ve birleştirici bir güç olarak ortaya konulan ve frenologların (bence yanlış olarak) ayrı bir organın varlığına bağladıkları, ilkel bir yetenek olarak varsaydıkları beceriklilik, zekâ düzeyleri aptallık sınırında olan kişilerce de sıkça görülmektedir; bu durum ahlak üzerine çalışan yazarların da dikkatini çekmiştir. [...] Gerçek şu ki, becerikli kişiler her zaman hayal kurarlar, yaratıcı olanlar ise çözümleyicilerdir.
İnsan ruhu, görüldüğü kadarıyla, ötekinin bakışından uzak, *kendi başına* kalabileceği alanlara ihtiyaç duyar. Geçirgenlikten yoksun olma gibi bir özelliği vardır. Bütünüyle ışıklandırılması *yansımasına* ve bir tür *ruhsal tükenişe* (burnout) yol açacaktır. Sadece makineler şeffaftır. Hayatı hayat yapan kendiliğindenlik, olay doluluk ve özgürlük şeffaflığa izin vermez.
Bu noktada şunu da söyleyelim: Trajedi sözcüğü Yunancadaki tragos (keçi) sözcüğüyle ode (şarkı) sözcüğünden geliyor. Görüldüğü gibi, Yunan trajedilerinin, satir oyunlarının, komedilerinin şarap ve bereket tanrısıyla ilgili yanları pek çok, onun için de kimi düşünürler her üçünün kaynağını da Diyonisos törenlerinde arıyorlar.
Tiyatronun doğuşunda yer alan en hoşa gitmeyecek öğe insan kanı, insanoğlunun kurban edilmesi. Dünyanın her yanında tanrıların öfkesini yatıştırmak, ya da zaferleri kutlamak için kurban taşlarına, mezarlara akıtılan insan kanının Atina uygarlığının temellerinde bulunması - yadırganmasa da - üzücü bir şey. Diyonisos'un ölümüyle, parçalanmasıyla ilgili törenleri anlatan eski Yunan yazarları yalnızca bir keçinin kurban edildiğini söylerler. Ama bu keçinin bir insanın yerini alışı Thespis'den çok yıllar önce olmasa gerek.