Bu, sana yazdığım son yazı olmayabilir… ama ilk kez gerçekten bitirdiğim yazı olacak.
Ben seni severken, içimde büyüyen şey sadece bir insan değildi. Bir ihtimaldi. Bir “belki”ydi. Seninle kurulabilecek bir dünyanın hayaliydi. Ve ben o hayali, gerçekmiş gibi yaşadım. Senin sustuğun yerlerde bile konuşan, görmediğin yerlerde bile seni gören bendim.
Senin tarafında ise başka bir hikâye vardı, biliyorum. Belki kaçtın, belki erteledin, belki de gerçekten ne hissettiğini hiçbir zaman tam anlayamadın. Ben sana yaklaştıkça senin uzaklaşman, aslında bir eksiklikten değil, bir fazlalıktandı. Benim sevgim sana ağır geldi belki. Ya da sen, o sevgiyi taşıyacak yerde değildin.
Ve bu bir suç değil.
Ama şunu bilmeni isterim…
Ben sana kızgın değilim artık. Kırgınlığım bile yoruldu. Çünkü insan birini gerçekten sevdiğinde, en sonunda onu olduğu haliyle kabul etmeyi öğreniyor. Senin beni seçmemiş olman, benim sevilmeye değmez olduğum anlamına gelmiyor. Sadece bizim zamanlarımız, kalplerimiz ve yollarımız aynı yerde kesişemedi.
Ben sana çok şey anlatmak istedim, ama en çok şunu: "BEN BURADAYDIM"
Tüm gerçekliğimle, tüm içtenliğimle, tüm yarım kalmışlıklarımla…
Ben seni sevdim. Eksik, fazla, doğru, yanlış… ama sahici.
Sen de kendi yolunda, kendi duvarlarını ördün. Belki korunmak için, belki kaçmak için… belki de hiç farkında olmadan. Ve ben o duvarları boyamaya çalıştım. Renk katmak istedim. Ama bazı duvarlar, ne kadar güzel boyansa da yıkılmadıkça bir anlam taşımıyor.
Şimdi anlıyorum…
Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bizi kendimize geri götürmek için giriyor.
Sen bana bunu yaptın.
Bana ne kadar derin hissedebildiğimi, ne kadar sabredebildiğimi ve en önemlisi… ne zaman bırakmam gerektiğini öğrettin.
Belki bir gün, bir yerde, aynı gökyüzüne bakarız. Ama artık aynı