22/11/63 /İnceleme/
Puan vermedi·816 syf.·
2026 189. kitabı
22/11/63, Stephen King’in o bildiğimiz korku imparatorluğundan sıyrılarak kaleme aldığı, felsefi derinliğiyle insanı büyüleyen bir başyapıttır adeta. İlk bakışta bir zaman yolculuğu ve tarihsel fantezi gibi görünen bu devasa eser, asıl gücünü determinizmin sınırlarını ve ahlaki sorumluluğun ağırlığını deşen vizyoner yapısından alır. Zamanı pasif bir dekor olmaktan çıkarıp etten kemikten, inatçı ve tehditkar bir organizmaya dönüştürmüştür King; sorarım size, geçmişin o devasa çarklarına karşı tek bir insanın gücü neye yeter ki? "Geçmiş değişmek istemez" aksiyomu üzerinden ana karakterin tarihsel akışı bükme çabası, soluk kesen bir varoluş savaşına dönüşür satırlarda. 1950'lerin sonundaki Amerikan taşra hayatını muazzam bir sosyolojik vizyonla yeniden diriltir roman; fakat körü körüne bir dönem romantizminin tuzağına düşmek yerine, o parıltılı yılların altındaki ırkçılığı ve Soğuk Savaş paranoyasını da çiğ bir gerçeklikle yüzümüze çarpar. Sahi, elinizde dünyayı değiştirecek bir güç olsaydı, bunun getireceği küresel kıyametlerin bedelini ödemeye hazır mıydınız? Bireysel bir dokunuşun yaratacağı bu "Kelebek Etkisi", insan ruhunun dehlizlerine inen karakterler ve anlatının kalbine yerleşen epik bir aşk hikayesiyle birleşerek, basit bir suikastı önleme misyonunu vicdani bir hesaplaşma arenasına dönüştürür nihayetinde. Tarih, gerilim ve dramı kusursuz bir potada eriten bu sinematografik anıt, zihninizde adeta bir ur gibi büyüyecek o meşhur, melankolik ve sarsıcı finaliyle King bibliyografyasının en kusursuz zirvesidir şüphesiz.
Edebiyat
22/11/63Stephen King · Altın Kitaplar · 20214,195 okunma
Kendi Büyüklüğünün Altında Kalan Kitap
8/10
·1026 syf.··
2026 3. kitabı
·
107 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 00:03
Çok değerli hocamın tavsiyesiyle kendisi bayılıyor gerçekten uzun zaman sonra korktuğum bu kitabı elime alıp okudum. Edebiyatın tarihinin en büyüklerinden biri olmasıyla beraber aynı zamanda sinema ve genel olarak tüm eğlence ürünlerinde çok büyük ağırlığı olan bir “franchise” LOTR. Yani biraz o meşhur “ağır taştır” durumu söz konusu. Filmlere dokunmadım her zaman çünkü ben sinema değil kitap sevdalısıyım ve kitabın çok daha iyi olacağını az daha tahmin edebiliyordum. Açıkçası geçmişte bundan başım yandı tma hatırlamıyorum ama bir kitapta bay üzmüşlerdi değişikliklerle beni Harry Potter’da da aynı durumu yaşadıktan sonra ben yönetmenin değil yazarın vizyonunu görmek istiyorum deyip bu kuralı kendime koydum. Peki ne oldu? Ben fantastik seven bir insanım. Kendimi hep böyle düşündüm. Bu tuzağa düşme sebebim ise Skyrim oyunuydu. SKyrim benim favori oyunum her zaman parmakla işaret edeceğim oyundur. Öyle herkese oynayın demem ama keyifli vakit geçirmemi garanti edebilecek bir oyun olduğunu düşünürüm her zaman. Defalarca oynasam da sıkılmam bıkmam. 3-4 kere bitirdim ve hepsi 100 saate yakındır muhtemelen. Bu da açık ara onu en çok oynadığım oyun yapıyor. Skyrim’in uçsuz bucaksız topraklarını büyülerini dağlarını bayırlarını kılıç savaşlarını şövalyelerini hikayelerini her şeyini çok severim. Benim için en ev gibi hissettiren oyundur. Açıp içinde kitap okurum bıraksanız o kadar sarar beni. Peki Skyrim’de bu kadar hoşuma giden şey ne? Muhtemelen çok sandbox bir oyun olması. Oynadığım ilk lineer olmayan bir oyun ve her köşesinin de dolu olması hakkını vermesi. Her yeni bir yerde bir hikaye ile karşılaşmak ve bunları yaşamak. Ama ben her zaman fantastik dünyayı ve özellikle büyüleri çok sevdiğimi düşündüm. Büyüleri hala çok seviyorum. Gerçekliği, fiziği doğanın kurallarını
Yüzüklerin Efendisi (Tek Cilt)J. R. R. Tolkien · Metis Yayınları · 20166,3bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·60 syf.··
2026 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 11:47
vakit kaybı. yapmak istediği hiçbir şeyi yapamamış. çocuksu, müstehzi şiirler denemiş ve becerememiş. inanılmaz derecede iptidai söz bükme çabasını gördükçe krinç hissetmemek elde değil
Çok Bi ÇocukCan Yücel · Papirüs Yayınları · 19981,414 okunma
İnsan Kalma Savaşı
9/10
·296 syf.··
2026 9. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 13:54
Mustafa Merter ’in Hekaton'la Son Tango eseri, modern dünyanın ışıltılı sahnelerinde fıtratın sessizce can verişine tutulan bir matem ve aynı zamanda küllerinden doğuşu müjdeleyen bir diriliş muştusudur. Kreatif Kültür Sanat Topluluğu olarak, insanı kendi kalbine yabancılaştıran bu "büyük bükülmeyi" yazarın dehasıyla; Teşhis, Teşrih ve Tedavi duraklarında bir gönül süzgecinden geçirdik. Teşhis: Karanlığın İtirafları Gökkuşağının masum renklerine saklanmış hınzırca niyetlerin, cebimizdeki cam ekranlardan sızan sekiz saatlik dijital uyuşmaların ve laboratuvar tüplerine sığmadığı için hor görülen manevi kalbimizin yasını tutarak başlıyoruz. Merter’in "Teşhis"i nettir: İnsanlık, Matt Walsh’un o meşhur "Kadın nedir?" sorusuna cevap veremeyecek kadar ağır bir "idrak tutulması" yaşamaktadır. Matrix dünyasının arka plan hâkimi olan Deccalî cazibe, bizi sadece birer tüketiciye değil, celladına âşık birer kurbana dönüştürmüştür. Artık savaş cephelerde değil; bir "kadın" ve "erkek" tanımının, yani ilahi birer ayet olan fıtri kimliğimizin un ufak edildiği zihin dehlizlerinde verilmektedir. Tanımların bittiği yerde başlayan bu kaos, yuvadaki yavrularımızın safiyetini bile ezip geçecek kadar acımasız bir "insanlığı yeniden yapılandırma" hamlesidir. Teşrih (Ameliyat): Hakikatin Neşteri Teşhisin soğuk gerçeğiyle yüzleştikten sonra, yazar bizi hakikatin ameliyat masasına davet eder. Burada "Teşrih", bilimsel materyalizmin ruhsuz neşterini elinden alıp, yerine kadim hikmetin nurunu koymaktır. Hekaton’un hakikati bükme operasyonu, profesyonel bir cerrah titizliğiyle deşifre edilir. Görüyoruz ki; barolardan medyaya, sosyal medya gurularından satın alınmış köşe yazılarına kadar her şey, bir "nakış" gibi zihinlerimizi bu büyük kopuşa hazırlamak için
Kreatif Kurgu Dışı Eserler
Hekaton'la Son TangoMustafa Merter · Ketebe Yayınları · 20251,228 okunma
Puan vermedi·318 syf.··
2020 109. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Aralık 2020 15:29
Amin Maalouf'un 1988'de yazdığı bu kitap, benim için yazarın en popüler ama aynı zamanda en tartışmalı eserlerinden biri. Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ı etrafında dönen iki iç içe hikâye: Birincisi 11. yüzyıl Semerkant'ında, Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamülmülk'ün dostluk-çatışma üçgeni; ikincisi 20. yüzyıl başlarında, Amerikalı Benjamin Lesage'ın el yazmasını bulma macerası, İran'ın modernleşme çabaları ve Titanic'le biten trajedi. Kulağa çok iddialı geliyor.. Tarih, şiir, felsefe, aşk, siyaset... Hepsi bir arada. Ama açık konuşayım, Semerkant beni tam anlamıyla tatmin etmedi. İlk yarısı özellikle Ömer Hayyam'ın bölümü gerçekten akıcı, masalsı bir hava var; Rubaiyat'ın yazılma süreci, dönemin entrikaları, şarap, aşk, özgür düşünce... Okurken keyif alıyorsun, sayfalar su gibi akıyor. Maalouf'un kalemi akıcı, betimlemeleri güzel; Semerkant'ın sokaklarını, bahçelerini, o dönemin ihtişamını hissettiriyor. Ama ikinci yarıya geçince işler bozuluyor bence. Hikâye birden İran'ın 1900'lerindeki siyasi çalkantılarına, meşrutiyet hareketine, Batı'nın Doğu'ya bakışına kayıyor. Benjamin Lesage üzerinden anlatılan kısım didaktikleşiyor, tarih dersi gibi oluyor. Sanki Maalouf bakın, Doğu böyleydi, Batı böyle müdahale etti diye ders vermeye çalışıyor. Oryantalist bir bakış açısı seziyorsun; Doğu'yu egzotik, mistik, biraz da kaotik gösterirken, Batılı karakter üzerinden medeniyet taşıyıcısı havası veriyor. Eleştirmenlerin de sıkça dediği gibi: Maalouf, Batı'nın duymak istediği Doğu'yu anlatıyor. Orta Doğu'yu derinlemesine bilmeden, Fransızca yazan bir yazar olarak, bazı detaylarda yüzeysel kalıyor. Hasan Sabbah ve haşhaşiler konusunda Vladimir Bartol'un Alamut'uyla kıyaslanınca, Maalouf'un yorumları daha fazla kendi istediği gibi eğip bükme hissi veriyor, gerçekleri tarihsel
1000Kitap
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,9bin okunma
10/10
·256 syf.··
2026 30. kitabı
Ömer’in trajedisi kötü biri olması değil. Kendini tanımaya yanaşmaması. Yanlışını kabul etse büyüyecek. Ama o, açıklama üretmeyi seçiyor. İrade eksikliği çoğu zaman bir anda olmaz. Küçük ertelemelerle başlar. Bir gün susarsın. Bir gün “boş ver” dersin. Bir gün sorumluluğu başkasına bırakırsın. Sonra karakter dediğin şey aşınır.Hakikati görmek cesaret ister. Çünkü gördüğün anda sorumlu olursun. İnsan çoğu zaman kötü değildir. Ama konforunu kaybetmemek için gerçeği eğip büker. O eğip bükme alışkanlığa dönüşür. Alışkanlık karaktere. Belki de “şeytan” dediğimiz, kendimizi ciddiye almama rahatlığıdır.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209,2bin okunma