8/10
·%79 (504/637 syf.)··
37 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:59
Diriliş Lev Tolstoy Bu kitabı normalde okuduklarımdan daha uzun bi süre zarfında sindire sindire okudum. Uzun zaman sonra kitap incelemesi yazmaya iten ise sanırım Tolstoy’un kaliteli uzun ama hiç sıkmayan olaylar örgüsü, hapishanelerin içler acısı durumu ve boşa denilebilir belki ama başkasına adanmış bi hayatın sonunda kendini ve kendi gerçeklerini bulan bi adam oldu. Kısaca değinmek istediğim olaylar burada, eski hapishane sisteminin iğrençliği ve acımasızlığı, hukuk sisteminin yozlaşmış olması ve insan hayatının bi suçlu olsun veya olmasın ne kadar küçük düşürüldüğü, onlara işkence edildiği ve mahkumların ruhsal açıdan psikolojik çöküşünü gözler önüne seriyor. Ana kahramanlarımıza dönecek olursak Nehlüdov namı değer Prensimiz , benim yorumum üzere gençlik ihtirası, heyecan ve zekiyle bi insanın duygularıyla (Maslova-Katyuşa) oynayıp sonunu sonrasını düşünmeden yaptığı hareketler ve davranışlar. Ve beklenmedik anda geçmişinden çıkıp gelen Maslova ile karşılaştıktan sonra gelen ahlaki sorgulama, geçmişiyle hesaplaşma ve geçmişi telafi edip vicdanını rahatlatma çabası. Tabi bütün kitabı buraya sığdırmam mümkün değil o yüzden diyebileceğim bir insan geçmişi değiştiremez maalesef, telafi etmek için her yolu deneyip her fedakarlığı yapıp ana kahramanımız Nehlüdov gibi sonunda kendi yolunu da bulabilir ama kendini de kaybedebilir tabi açık uçlu :) Umarım faydalı olmuştur, keyifli okumalar dilerim
DirilişLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202521,6bin okunma
Asla Unutamayacağım Öyküler
10/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 109. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 16:52
Öncelikle sizleri uyarıyorum; hem D. N. Archeron 'u hem de yazdığı bütün hikâyeleri ne olursa olsun seven birinin yazdığı bu inceleme, nesnellikten bir hayli uzak olacaktır. Yani yorumlarımın sadece bana ait olduğunun daima bilincinde olun. Şimdilik hepinize iyi okumalar dilerim. Bu roman, içinde birbirinden farklı ve aslında yer yer o kadar da ayrı olmadığını anladığımız 15 tane kısa öyküden oluşuyor. Öykülerin uzunluğu hikâyeden hikâyeye değişiyor. Bazılarının kesin bir sonu varken bazıları da, biz devamını bilmesek bile, sonsuza kadar sürmekte. Ayrıca bir yerde gördüğünüz bir karakter ansızın bir başka öyküde karşınıza çıkabilir; kendinizi hazırlasanız iyi edersiniz. Üstelik bahsettiğim tüm bu öykülerin dışında, kitabın başı ve sonu dahi başlı başına ayrı bir hikâye. Yani Sessiz Ozan'ın hikâyesi. Geriye kalanlar ise onu lanetinden kurtarmak üzere Peri Kraliçe'nin talihsiz adama getirdiği, daha önce hiç duyulmamış gerçek öykülerin bir derlemesi. Hatta üşenmeyip size bu 15 öykünün adlarını da sırasıyla vereyim: Cadısız Köyün Cadısı, Dünyanın Kökleri, Bilinmedik Portreler, Mavi Büyüyle Dolu Küre, Meyre'nin Öyküsü, Yeminkıran, Rüzgârlar Her Şeyi Götürür, Ejder Şövalye, Gezgin Büyücü, Taksus Cadısı, İki Sarı Kasımpatı, Yırtık Kanatlar, Yüz Bin Gece, Vakit Meselesi ve de İnfeliz. Aslında hepsini çok beğendiğimi söylemeliyim çünkü çok geniş bir konu içeriğine sahipler. Yani isteseniz de asla sıkılmak için fırsat bulamıyorsunuz. Kimisinin içinde cadılar ya da büyücüler varken, bazılarında elfler, iblisler ve kadim ormanlar bulunmakta; bir başkasında şövalyeler ve ejderler birbirleriyle savaşırken, diğerinde âşıklar, canavarlar ya da hayaletlerin hikâyesi anlatılmaktadır. Fantastik ve büyülü öğelerden aklınıza her ne gelirse rastlayabileceğiniz dolu dolu bir kitap
1000Kitap
Unutulmuş Büyüler ve Terk Edilmiş ÖykülerD. N. Archeron · Guardian Yayınları · 2025636 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Cennetin Doğusu
10/10
·644 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 15:30
Kitap bitti sanki kendimi çok uzak bir yere gidiyormuş gibi çok sevdiğim insanlardan ayrılıyormuş gibi hissediyorum. Karakterler o kadar güzel yazılmış ki her insan kendinden bir parça bulabilir. Her insan mutlaka bir karakteri kendine yakın bulabilir. Kitap iki aile üzerine kurulu. Hamilton Ailesi ve Trask Ailesi olarak ama Trask ailesi daha çok öne çıkıyor. Bu iki aile birbirini etkiliyor tabi. Ayrıca kitapta Habil ve Kabil'in hikayesi var. Bununla yazarımız insanın iyi ya da kötü olmayı kendinin seçebileceğini vurguluyor. Burada karşımıza çıkan soru şu Kabil olmak zorunda mısın? Nasıl biri olacağını seçebilirsin. Karakterlere baktığımızda Adam Trask : Habil Aron Trask : Habil Charles Trask : Kabil Caleb Trask:Kabil Cathy Ames: Kabil ile benzer özellikler gösteriyorlar. Yazarımız John Steinbeck "Bu kitabı yazmak istedim bu kitabı yazabilmek için çalıştım bu kitabı yazabilmek için dua ettim"demiş bende bu kitabı iyi ki okumuşum iyi ki bu kitabı kendime ve kütüphaneme kazandırmışım diyorum. Siz de okuduğunuzda kitabımız Cennetin Doğusu ( East of Eden ) için neden magnum opus (bir yazarın hayatı boyunca en ses getiren eseri, en başarılı eseri) dendiğini anlayacaksınız. Keşke hiç bitmeseydi diyeceğinize eminim. Ayrıca Lee karakterlerine de parantez açmak istiyorum. İnsanın hayatında ona doğruyu söyleyen doğru yola ileten dostlara ihtiyacı olabilir. Keşke hayatımızda Lee gibi insanlar olsa. Yargılamadan dinliyor, insanların kusurlarını görüyor ama onları tamamen silip atmıyor, Adam'a yıllarca sadık kalıyor, Cal'i anlamaya çalışıyor, Aron'u korumaya çalışıyor, kendi acılarına rağmen başkalarına şefkat gösterebiliyor. En önemlisi insanları değiştirmeye çalışmıyor onların daha iyi seçimler yapabileceklerine inanıyor. Hepimizin ihtiyacı olan tam da böyle bir insan
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · İletişim Yayınevi · 202411,5bin okunma
9/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 15:51
Uzun zamandır bu kadar sürükleyici bir kitap okumamıştım. Resmen bıramamadım elimden. Filmi de varmış, en kısa zamanda izleyeceğim. Devam kitaplarını da okuyacağım mutlaka. Son ana kadar gerilimi zirvede tutan, insanın psikolojisini zorlayan bir kitap. Ters köşesi her ne kadar tahmin edilir de olsa sonu ile tatmin edici aynı zamanda. (Spoiler zamanı) Kitabın ilk bölümü şartlı tahliye ile salıverilen bir hükümlü olan Millie'nin anlatımı ile başlıyor. Millie geçmişini bırakmaya ve tahliyesini yakmadan kendine bir hayat kurmaya çalışan genç bir kadın. Winchesterların muhteşem evine yatılı hizmetçilik işine başvuruyor ve sabıka kaydına rağmen sürpiz bir şekilde işe alınıyor. Sonrasında patronu Nina'nın psikopatlıkları ve eşi Andrew'in harikalığını okuyoruz. Burada kitabın Andrew üzerinden bir ters köşe yapacağı çok bariz. Zira Andrew hem çok yakışıklı, hem çok zengin, aşırı düşünceli, kibar ve aynı zamanda esprili ve eğlenceli bir adam. Hah? Bu kadar kusursuz bir erkek? Hadi ama... Kitabın ikinci bölümü Nina'nın perspektifinden... Beklenen ters köşe burada ortaya çıkıyor. Evet bekliyordum ama psikolojik şiddetin bu denli sinir bozucusunu ve yazarın o gerilimi bu kadar iyi vermesini beklemiyordum açıkçası. Nina'nın planı ise şaşırtıcı oldu benim için. Bahçıvan Enzo'nun önemli bir karakter olacağını bekliyordum ama ben Millie için daha önemli olacağını düşünmüştüm. 3. Bölümde bir Nina'dan bir Millie'den dinliyoruz olayların seyrini. Burada Enzo'nun karakterini de Nina'nın sağlamlığını da takdir etmemek mümkün değil ancak gerçekçi mi onu bilemiyorum. Zira insan yıllardır süren kabusundan kaçabilmişken yeniden bu cesareti bulabilir mi gerçekten, pek sanmıyorum. Yine de bir kitap sonu için etik açıdan da tatmin edici bir sondu. Finalde Millie'nin yeni başvurduğu iş -daha
HizmetçiFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 202311,6bin okunma
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 02 Mart 2026 23:01
Uzun bir aradan sonra sonunda yeniden incelemelerime devam edebildiğim için mutluyum. Daha verimli bir okuma süreci geçirmek adına kitabı bitirdikten sonra genel bir özet yazmak yerine her okuma seansım sonrası aklımda kalan ve beni etkileyen yerleri değerlendirip bitirdiğimdeyse genel bir değerlendirme yazacağım. Daha fazla sizi sıkmadan yazmaya başlayayım:) 1. Kitap samimi bir tarzda yazılmış. Okurken yazarla baş başa kalmış sohbet ediyormuş gibi hissediyorsunuz. Kitap bir kitapçının nasıl olması gerektiğinin üzerinde durarak başlıyor. Kitapçı açmak için sadece iyi bir okur olmanın yeterli olmadığını gözler önüne seriyor ve baş karakterimiz Youngju, giderek kendini bu alanda ilerletiyor. Youngju kitapçı boş olduğu zamanlarda yanına kitapları dizip onları okuyup yanında kahve içerek vakit geçiriyor ve müşteriler içinde kitaplar içine küçük özet kağıtları ekliyor onu nasıl etkilediklerine dair. Okurken derin bir trans haline girdiğini söyleyebiliriz bir gözü bu dünyada bir gözü ise kitabın onu götürdüğü roman evreninde oluyor. Hatta bu süreçler esnasında yanına barista olarak aldığı Minjun'a cevaplaması oldukça zor sorular soruyor ki sonucunda biz de onunla beraber bu soruların cevabını bulmaya çalışıyoruz. Hayatın anlamı nedir, sevgi her şeyden üstündür müdür, sıkıcı bir hayat onu ardında bırakmak için yeterli bir sebep midir bu sorularından sadece birkaçı. Kitap ilerledikçe Youngju ile Minjun arasındaki ilişkinin geliştiğini ve başlarda tek kelimelik cevaplar veren Minjun'un daha sosyal birine dönüştüğüne tanık oluyoruz. Bunun sebebi Youngju'yla vakit geçirdikçe ve kitapçıdaki insanlarla etkileşmesi mi yoksa kendi kendini o felsefi sorularla beraber keşfetmesi mi galiba ikisinin de etkisi göz ardı edilemeyecek kadar fazla. Beni en çok etkileyen soru şu oldu: Biri
Duygu ve Düşünce
Hyunam-Dong KitabeviHwang Bo-reum · Athica Yayınları · 202415,3bin okunma
Spoiler içeriyor.
8/10
·212 syf.··
2026 1. kitabı
Bazı insanlarla görüşlerimiz çok farklı olsa da hayatımızın bir döneminde onları çok farklı noktalara koyduğumuz, anlaşılmak istediğimiz ama çoğu insanın anlamadığı hislerimizi anladığı, duygularımıza tercüman olduğu için onları zihnimizde özel odalara koyarız. Benim için Emir Burak İşler bunun örneği yazarlardan biri oldu. Ne kadar bir şeyleri yargılamak istemesek de yargılayabiliyoruz ama bu kitap bana ne kadar zıt görüşte şeyleri söylese de benim için her zaman özel bir yeri olacak ve seneler geçse de hatırlayacağım bir kitap olacak. Kendi görüşlerimi bir kenara bırakıp edebi görüşlerimi söyleyecek olursam bir yazarın ilk kitabı ancak bu kadar iyi olabilirdi gibi düşünüyorum. 197 sayfa boyunca cümleler içerisinde mest olarak okudum ve çok etkilendim. Yaptığı eleştiriler, topluma karşı düşünce biçimi, ne kadar yer ve zaman belirtmese de günümüz Türkiye'sine yapılan eleştiriler, metaforlar mükemmel denilecek kadar iyi. İlk kitabın bu kadar iyi olabilmesinin mümkün olduğunu gördüm ve neredeyse her sayfada cümlelerin altını çizdim defalarca dönüp okudum bazı sayfaları. Bazı günler sadece altını çizdiğim cümleleri okumakla vakit geçirdim bu kitapla. Ben uzun zamana yayarak sindirerek okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum çünkü oldukça yoğun insanı derinden etkileyen yerleri var. Bu tarz melankolik edebiyata bayılan biri olarak son bölümüne kadar çok sevdim ancak son 10 sayfası hiç beklediğim tahmin ettiğim gibi değildi. Yine de çok iyi bir kitap olduğunu düşünüyorum ve yazarın müthiş bir yazar olduğunu düşünüyorum ama son 10 sayfada kapıcının kendini islama teslim edip acılarından kurtulduğunu görmemiz benim için realistik bir yaklaşım değil ve bunun tam intihar etmeye karar verdiği an olması da kafamda oturmadı. Müslüman olsaydım, kapıcı 197. sayfada tabureyi
İntihara Ayrılan ZamanlarEmir Burak İşler · Oku Yayıncılık · 20243 okunma