Büyük devletler büyük kumarlar oynayabilir çünkü arkalarında devasa finansal rezervler, sarsılmaz para birimleri ve küresel üretim tekelleri vardır. Türkiye ise bu masaya, tarihinin en hassas ekonomik dönemlerinden birinde, sıcak para ve dış borç bağımlılığıyla oturuyor. Sınır ötesinde atılacak kontrolsüz bir adımın tetikleyeceği küçük bir ambargo dalgası bile içeride Normandiya etkisi yaratabilir. Ankara, tüm dış politikasını Trump’ın "öngörülemez" ve işlemsel tarzına endekslemiş durumda. Bugün Kürt kartını tasfiye etmek için yeşil ışık yakan bir Washington, yarın bölgedeki başka bir dengede (örneğin İsrail'in güvenliği veya körfez sermayesi için) bir anda pozisyon değiştirebilir. Hegemonların ipiyle kuyuya inmenin faturası tarihte hep ağır olmuştur. İçeride ise Bahçeli eliyle açılan, Öcalan’ı hapiste tutarak hareketi onun üzerinden tasfiye etme planı tam bir bumerang riski taşıyor. Kürt hareketi bu "havuç-sopa" oyunundan tamamen yorulup masayı devirirse veya devlet milliyetçi tabanın rızasını tamamen kaybederse, eldeki o kırılgan "göreceli huzur" ortamı da uçup gidebilir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken devlet aklı, sınırların ötesinde (Musul, Kerkük, Halep hattında) yeni bir nüfuz alanı kurarak "büyük güç" olma rüyası görüyor. Ancak bunu yaparken, içerideki kolonların (ekonomi, adalet, toplumsal barış ve kurumsal liyakat) ne kadar aşındığını görmezden geliyor. Temeli çürük bir binaya kaçak kat çıkmaya benzeyen bu strateji, en ufak bir sarsıntıda altındaki her şeyi ezme potansiyeline sahip.