Tercih meselesi. 1000 kitaplık bilgi. Ne ekersen onu biçersin,iyilik eken iyilik kötülük eken kötülük biçer, deyimini şöyle düşündünüz mü ? Günümüz dünyası veya popüler kültür kasmak için sahtecilik ve kötü algıya yönelik yüksek meblağ finansa dayalı yapılan işlerle,medyayla,sanatla,filmle,yazıyla,kitapla,laboratuvarlar da, iş hayatının genelin de,günlük yaşam da, hepsi zincirleme şekil de topluma etki ettiğin de, fikirleri kötü yönde inşa ettiğin kadar vebal altına giriliyor...Bu insana gerek dünya da gerek diğer dünya da bumerang şeklin de döner... Bunları düşünerek iş üreten hassas insanlar var... Seçme özgürlüğü bizlere ait.Sonucuna katlanacak olan da bizleriz.
Duygu ve Düşünce
Alacakaranlığa karışan o muydu biz mi seçemez olmuştuk. Her sözü yalnız kendini değil bizi de vuran bir bumerang gibi gidip gidip dönüyordu masamıza. Gelecek düşlerimizden yontulmuş kıymıklar batmıştı canımıza ve yanıtımızı beklemeden kalkmıştı. Aşkı evlilikte sınayan herkes, adımlarının sesinden gittiği boşluğu görebilirdi.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Nefret, sizi fırlattığınız kişiden daha sert vuracağı kesin olan bir bumerang gibidir. Ve bir bumerangtan asla kaçamazsın
Alıntı
Zihnimdeki sis dağılırken ilk beliren şey bir bumerang oldu. Çok fantastik bir alet, atıyosun hedefi vurursa vuruyor, vuramazsa geri geliyor atıldığı yere. İlk icat eden kişi sanıyorum tesadüfen keşfetmiştir bunu, geri dönünce de ya kafayı yemiştir ya da kabilesinin yöresel nobel ödülünü almıştır muhtemelen. Bir de kenan imirzalıoğlunun oynadığı bir filmin isminde geçer bumerang; kurtlar vadisinin atası sayılabilecek "Deli Yürek" dizisinin filmi, "Bumerang Cehennemi". Hali hazırda kurtlar vadisi izleme modasındayız, ilgilisine tavsiye ederim :)

Bûf e kûr

@MinelKadim
·
Fikir yok, ses yok, başım su içinde ve gözlerim kapalı
Duygu ve Düşünce
BUMERANG GİBİDİR HAYAT, NE YAPARSAN DÖNER DOLAŞIR ONU BULURSUN! “İçine çektiğin nefes gibidir hayat. Önce alırsın, sonra verirsin. Her şey hareket hâlindedir. İleri ve geri. Öne ve arkaya. İçe ve dışa. Yukarı ve aşağı. Sarkaç hiç durmaz. Ritim kendini telafi eder. Her inişi çıkış, her doğuşu yok oluş, her acıyı sevinç izler. Bu yüzden her keder mükâfatlanır. Her fedakârlık ödüllenir. Her borç mutlaka ödenir.” İstanbul Dragos’taki yazlık evde ölü bulunan bir adam. İntihar mı, yoksa cinayet mi belli değil. O sırada karısı, İstanbul’un başka bir noktasındaki evinde kendi isimlerini taşıyan kuşların boyunlarının kırılarak öldürüldüğünü fark eder. Bir sorun daha vardır. Hiçbir şey hatırlamamaktadır. Olayı takip edenlerden biri, yükseleceğine kesin gözüyle bakılırken emniyet içindeki bir grubun kumpası yüzünden sürülen ve hakkında dava açılan bir istihbaratçı; diğeri ise kadın olmanın zor olduğu topraklarda Cinayet Büro’da çalışan tek kadın polis. Bu iki kişi gittikçe karışık bir hâl alan soruşturmayı yürütürken birlikte çalışmaya koyulurlar. Soruşturma derinleştikçe geçmişteki sırlar ve bedeli ödenmemiş günahlar bir bir ortaya çıkmaya başlar. Artık herkes kendi geçmişiyle yüzleşmek zorundadır. Başak Sayan Ölü Kuşların Sessizliği ile okuru psikoloji ve felsefenin iç içe geçtiği, soluk soluğa okunacak, heyecan dozu yüksek, sırlarla dolu bir dünyaya davet ediyor. Başına gelenlerin nedenini anlamak için geçmişine bak!
Edebiyat
Gökhan Özcan/ Köşe Yazısından
Eskiler “Dünyanın derdi bitmez!” derlerdi. Bunu söylediklerinde dünyaları kendi evleri, sokakları, mahalleleri, en fazla yaşadıkları şehir kadar büyüktü. Biz şimdi koca bir yeryüzünün derdini yükleniyoruz. Dünyayı evimize getiren teknolojiler dünyanın derdini de getirdiler. İnsanın doğal çevresinde olup bitenlerden daha fazlasının yükünü taşıyıp taşıyamayacağı sorusu hiç sorulmadı bütün bu teknolojiler dünyayı küresel bir köye dönüştürürken. Şimdi bu devre özgü psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıktı. Çok daha sık duyuyoruz bu rahatsızlıkların isimlerini. Tıkanma, parçalanma, bölünme, kaygılanma gibi kelimelerle izah ediliyorlar. Çare ilaçlar, klinik ikna yöntemleri mi? Belki, kısmen öyle! Ama derdi üreten bir dünyada yaşamaya, dünyanın derdini taşımaya devam ederek zihinsel iltihapları nasıl kurutacağız? Üstelik hiçbir derde, hiçbir çözüm üretemeden, sadece yakınarak, öfkelenerek, suçlayarak… Bunlar bumerang gibi oklar, er ya da geç dönüp gelip bizim sinemize saplanıyorlar! Gökhan Özcan
İnsan ve Hayat