Önceleri, sabahları bir çiftlik çalışanı gibi hızlıca ve canlı bir şekilde uyanırdım, ama son dönemlerde kendi kanımı sağmak ve artık devam etmek zorunda kalmamak hayalini kuruyordum. Sürekli tırmanıyor gibi göründüğüm bu tepe bir duvar halini aldı. Yazma, terk etme, tek başına güçlü bir şekilde yaşama -yani her zamanki şeyler- fantezileriyle isyan ediyordum.
Yaşadığımız bunalım, sol partiler için bir yol ayrımıdır. Ya sol görüntüye rağmen düzenin bir parçası olursunuz ya da kitlelere, geniş halk yığınlarına düzene karşı olduğunuzu, düzeni değiştirme olanaklarına sahip bulunduğunuzu kanıtlarsınız.
Yoksa düzenin acımasız çarkları, partilerin çatılarını ezer geçer...
Can sıkıntısı aslında bir olaylar özlemidir, hem de yalnız hoşa gidecek olaylar değil, bunalım kurbanın bir gününü öbüründen ayırt etmesine yardım edecek bir olayın özlemidir. Can sıkıntısının karşıtı ise, haz değil heyecandır.
Elimde değil ki hocam; yazarken tekrar aynı şeyleri yaşıyorum. Sanki bir an oraya ışınlanıp o günlere dönüyormuşum gibi oluyor. Barut kokusu, kan kokusu, bağırışlar, patlama sesleri... Hepsi o kadar gerçekçi ki içim aynı o zamanki gibi yanıyor. Zaman acıları eskitmiyor.
“Minnettar olmam gerektiğini biliyordum ama hiçbir şey hissedemiyordum.Bayan Guinea bana bir Avrupa ya da dünya turu bileti vermiş olsaydı da fark etmeyecekti.Çünkü nerede olursam olayım hep aynı sırça fanusun içinde kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım.”