Hayatım boyunca yapacağım tek kitap incelemesi bu olacak sanırım. Nası başlıyosunuz ki siz bu incelemelere? Neyse, bi şekil yapıcaz artık. Her şeyden önce şunu belirtmeliyim ki, o malum olaylarla dizinin yayından kaldırılmasının ardından, seyirciyi gaza getirmek için uydurulmuş o abuk subuk finalden beni kurtaran Burak Aksak'a çok teşekkür ederim. Valla içimde çok büyük dertti o final hacı. İsmail abi balıkmış da bilmem neymiş, pis be. Hayır, annesinin renkli bir hayat istediğini bildiği için renkli giyiniyor bu adam, niye balık ettiniz anlamadım ki. Neyse sakinim.
11 Nisan 2018 saat 10:45'te başladığım kitabı, bitmesin diye süründüre süründüre nihayet bugün bitirdim. Ne kadar bitmesin diye uğraşsanız da, her güzel şey bir gün bitiyor. Diziyi üç kere baştan sona bitirince "artık şu diziyi rahat bırakayım da kitabını okuyayım." diyerek başladım kitaba. Açık söylemem gerekirse çok da bir beklentim yoktu. "Görselliğe alışmış beynimize, metinler duyguları ne kadar aktarabilir ki?" diyordum. O işler öyle olmuyormuş. Kendimi tutamayıp yerlerde tepine tepine güldüğüm de oldu, evdekiler "aha oğlan delirdi" demesin diye ağlamamak için kendimi tutmaya çalıştığım da. 25 yaşımda ilk defa bir kitap yüzünden ağladım arkadaş bu nedir. Neyse.
Burak Aksak, ülkedeki acayip kalemlerden biri. Bu adam öldüğünde ülke bir daha eskisi gibi olmayacak galiba. Korkutucu. Nasıl bir kafa, mezarlıkta geçen bir sahneyi komik yazabilir? Veya kendi baba özlemini yazdığı bir sahnede okuyucuyu güldürebilir? Bunların hepsi benim abartmam olabilir lakin aklım almıyor bunları.
Bir tebrik de Alper Atakan'a lazım. Adam o kadar diziyle bütünleşen müzikler yapmış ki, okuduğum hemen her sahnede ilgili fon müziği beynimde çalıyordu.
Hep övmek olmaz biraz da gömmek lazım. Kitapla ilgili en çok canımı sıkan