°: Ayetleri bağlamlarından ayırarak anlamış gibi yapmak fanatik inkârcılığın değişmez davranışıdır. İsrâ Suresi 45-46. Ayetlerde “Kur’an okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizlenmiş bir örtü çekeriz. -İnkârcıların- onu -/Kur’an’ı- anlamalarıyla ilgili kalplerine bir kapalılık ve kulaklarına bir -s-ağırlık veririz.” buyurulur. Fussilet Suresi 5. Ayette bahsi geçen inkârcılar, bu ayeti kendi argümanları olarak kullanmaya çalışır ve kendi inkârcılıklarını Allah’ın dilemesi, kendi kaderleri olarak göstermeye çalışırlar. Fakat inkârcıların kalplerindeki kapalılık ve kulaklarındaki ağırlık, inkârcı olmalarının nedeni değil, sonucudur. Surenin 26. Ayetinde bu inkârcı davranışı “Kâfir olanlar, ‘Bu Kur’an’ı dinlemeyin; (okunurken) onunla ilgili gürültü yapın! Umulur ki galip gelirsiniz!’ demişlerdi.” diye anlatılır. Ayette gürültü yapın diye tercüme edilen ifade lağvetmektir. Lğv, saçmalamak, bilerek veya bilmeyerek yanlış şeyler söylemek, boş konuşmak, gürültü yapmak, gevezelik yapmak anlamlarına gelir. Yani kâfirlerin Kur'an'ı lağvetmesi sadece Kur’an’ın duyulmaması için gürültü yapmak değil, ayetler hakkında saçma sapan, alakasız, bağlamından kopuk argümanlar ortaya atarak, Kur’an muhataplarının Kur’an’dan şüphe duymalarını sağlamaya çalışmak anlamına da gelmektedir.
°°: Kur’an’da beşer ve insan kelimeleri meallerde birbirinin yerine kullanılabilse de orijinal metinde fark gözetilerek kullanılıyor gibi gözükmektedir. Beşer, insanın fizyolojik yapısından bahsedildiği ayetlerde daha ağırlıklı kullanılır. Yûsuf Suresinin 31. Ayetinde Hz. Yûsuf’un güzelliğinden ellerini kesen kadınlar, onun bir beşer olamayacağını söylemektedirler. Çünkü fiziksel güzelliği bir beşerden daha yüksektir. Mü’minûn Suresinin 33. Ayetinde müşriklerin “Bu ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor!” dediklerinden bahsedilir. Hz. Muhammed'in “Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim” demesi iki farklı şekilde yorumlanmıştır. Bir görüşe göre Peygamber, kalplerinde perde, kulaklarında ağırlık olduğunu söyleyen inkârcılara, kendisinin de onlar gibi bir beşer olmasına rağmen kendisinde onların bahsettiği gibi bir perde ya da ağırlık olmamasını örnek göstererek bunların, onların inkârı sebebiyle olduğunu, inkârdan vazgeçerlerse bunların da onlardan kaldırılabileceğini anlatmak istemektedir. Diğer görüşe göre bu ifade, inkârcıların insanüstü fiiliyat beklentisine bir cevaptır. Peygamberden kalplerindeki örtüyü ve kulaklarındaki ağırlığı kaldırması istenmiş, Peygamber de kendisinin de bir beşer olduğunu ve bunu yapamayacağını söylemiştir. Bu görüşe göre aynı zamanda bu ifade inkârcıların zekat vermemesiyle de bağlantılıdır. Zira zekat vermemeleri, kendilerini diğer insanlardan daha üstün görmeleri, mallarını onlarla paylaşmak istememelerinden kaynaklanmaktadır. Hz. Peygamber, kendisinin de bir beşer olduğunu söyleyerek o inkârcıların da mallarını paylaşmadıkları insanlar gibi sadece birer beşer olduklarını vurgulamak da istemektedir.
°°°: Ferrâ bu ifadeyi şöyle yorumlamaktadır: “Kureyşliler, hacılara yemek yedirirdi. Onlar, Hazreti Muhammed (s.a.v)’e iman edenlere, yemek yedirmediler.” Kureyşlilerin buradaki maksadı, Hz. Muhammed’in getirdiği tebliğin, daha önce ihtiyaçları giderilen ihtiyaç sahiplerinin artık mağdur edilmesine sebep olduğu propagandasını yaymaktır. Zaten yaptıkları bir eylem Rahman tarafından emredildiğinde bir anda ona karşı çıkmaya başlamışlardır. Bu nedenle onlardan ‘vay haline’ diye bahsedilir.
Aynı zamanda bu ayet, müminlere de zekât vermelerini emretmektedir ve gelenekte kabul edilenin aksine zekatın, hicretin 9. yılına tarihlenen Tevbe Suresinden çok daha önce, Mekke döneminin son yıllarında farz kılındığını göstermektedir.
Her şeyin doğrusunu Allah bilir.