Burak

Düşündüm de, harika bir şey olmalıydı, kuş olmak. Bütün kuşların tek yapması gereken şey uçmaktı.
Sayfa 29 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
Burak
#241403689
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Küçüklüğümde, sevgi denen şeyin, temelde bir kişisel yarar beklentisi olduğunu keşfetmiştim ve bu bende büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Dolaysız görünen sevgiler bile, yeterince kötü niyetliyseniz, bir çıkar hesabıyla ilişkilendirilebiliyordu. Sonradan, bu duyguyu insanın dolaysızca ve hesapsızca hissettiği ve bunun altında içgüdüsel bir yarar beklentisi olsa dahi, insanın bunu hesaplayarak sevgi davranışı göstermediği kanaatine vardım. Birini seveceğimize karar vermek için bu hesapları yapmıyoruz. Sevgiyi, nedenlerinden ve gerekçelerinden bağımsız değerlendirmek durumundayız, çünkü sevgiye gerekçe bulmaya çalışmak, bizi yanlış yerlere götürebilir. Bu gerekçelerin bulunabilir olması, sevginin samimiyetinden ve güzelliğinden bir şey götürmez.
Sayfa 31 - April Yayıncılık·Kitabı okudu
Edebiyat
Burak
#251113688
Fussilet Suresi, 9. Ayet
-Ey Peygamber!- De ki: “Siz yeryüzünü iki günde(°) -/evrede- yaratanı inkâr edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz! O, âlemlerin Rabbidir.”
Din
Burak
°: Kur'an'da yaratılışı anlatan ayetlerdeki gün ifadeleri spesifik gün sayılarını ifade etmekten çok -ya da bu ihtimalin yanında-, çokluktan kinaye anlamı taşır. Secde Suresi 5. Ayet ve Hacc Suresi 47. Ayette Allah'ın katında bir günün, insanın saydığı bin yıl gibi olduğu söylenir. Arap gramerinde bin, sayılamayacak kadar çok demektir. Yani Allah katında bir gün insanın saydığı 1000 yıl gibidir de 1001 yıl gibi değildir demek doğru değildir. Bin yıl ifadesi sayamayacağınız kadar uzun bir zaman demektir. Bununla birlikte Mearic Suresi 4. Ayetten hareketle bu sayıların izafiyet teorisine işaret ediyor olabileceği yorumu da yapılmaktadır. Bu ayetteki iki gün ifadesi ise dünya ve ahiret olarak yorumlanmıştır. 7. Ayette inkârcıların ahireti reddettikleri ifade edilir. 9. Ayette de Hz. Muhammed'e (s.a.v.) yeryüzünün iki evrede yaratıldığını hatırlatması söylenir. Bununla şu mesaj verilmektedir: Yaşadığınız hayatın oluşmasını sağlayan yeryüzünün iki evresi olması gibi, hayatınızın da iki evresi olacaktır. Hayatın ilk evresi imtihan yeri olan dünya hayatı, ikinci evresi imtihanın sonuçlarının alınacağı ahiret hayatıdır. Her şeyin doğrusunu Allah bilir.
Fussilet Suresi, 8. Ayet
Şüphesiz ki iman edip iyi işler yapanlar(°) için başa kakılmayan -/kesintisiz(°°)- bir ödül vardır.
Din
Burak
°: Ferrâ’nın 7. Ayetteki yorumundan hareketle, müşrikler tebliğ öncesi dönemde zekat vermektedirler. Yani iyi bir iş yapmaktadırlar. Fakat zekatı Allah rızası için değil, kendi hiyerarşik konumlarını sürdürmek, ihtiyaç sahibi insanları kendilerine bağlamak için vermektedirler. Kur’an’da iyi işler yapmak ve iman edip iyi işler yapmak arasında fark gözetilmektedir. Zümer Suresi 5. Ayette Hz. Peygamber’'e (s.a.v) hitaben şöyle buyurulur: “Yemin olsun ki sana da senden öncekilere de şöyle vahyolunmuştur: Şüphesiz ki -Allah’a- ortak koşarsan, işlerin elbette boşa gider ve elbette kaybedenlerden olursun!” Hiçbir iyi insan, bir peygamber kadar iyi amel işleyemez. Fakat peygamberler için dahi imanlarına şirk ya da inkâr bulaştığında amellerinin boşa gitmesi söz konusuyken, sıradan bir insanın kalp temizliği, sürekli iyilikler yapması onun Allah’ı inkârını ya da Allah’a ortak koşmasını örtmez. Bununla birlikte, iman etmemek ve inkâr etmek de aynı şey değildir. Henüz iman etmemiş bir insanın aklındaki soruların doğru cevaplarına ulaşmasını sağlamak, müminlerin üzerine bir vazifedir. "İnsanlara şahit olasınız diye size Müslümanlar adını verdi" diyen Hacc Suresi 78. Ayet bunu anlatmaktadır. Edindiği yalan yanlış bilgiler nedeniyle iman etmeye şüphe eden birinin durumu, doğru bilgiye erişmiş olmasına rağmen reddeden biri gibi değildir. Henüz iman etmemiş fakat dinle savaş hâlinde olmayan birinin kibir ya da gösteriş içermeyen, saf bir niyetle yaptığı iyilikler, imanına vesile olabilir. "Kim zerre kadar iyilik yaparsa, onun karşılığını görür" mealindeki ayet de bunu anlatmaktadır. İman etmeyip iyilik yapan birinin göreceği karşılık, kişinin niyetine göre imanına vesile olması ya da iyilik yapma imkânlarının -farzı misal malının- arttırılması, sağlıklı bir hayat yaşamaları şeklinde olabilir. Hz. Muhammed'e isnat edilen bir hadis rivayetinden hareketle, iman etmeyen kişinin yaptığı iyilikler cehennem azabının hafifletilmesine de vesile olabilir. °°: Memnun kelimesinin kökü olan menna fiili kesmek, eksiltmek anlamına gelir. Ölüm için de manûn denir, çünkü ölüm, gücü keser, sayıyı eksiltir. Ayette de ahiret ödülünün kesilip eksilmeyen bir ödül olduğu anlatılmaktadır. Bununla birlikte ayete başa kakılmamak anlamı da verilir ve şöyle yorumlanır: Bir iyiliği başa kakmak, o iyiliğin güzelliğini kesip atar, eksiltir. Bakara Suresi 262. Ayette “Mallarını Allah yolunda infak edip arkasından başa kakmayan ve incitmeyenler için Rabbleri katında ödül. vardır.” buyurulduktan sonra 264. Ayette şöyle emredilir: “Ey iman edenler! Başa kakarak ve inciterek sadakalarınızı boşa çıkarmayın.” Menn fiili kul için kullanıldığında yergi anlamı vardır, Allah için kullanıldığında ise onun ikramını ifade eder. Çünkü kulun yapacağı hiçbir şey Allah’ın lütfunu karşılayamaz. İmam Mâtürîdî, Fahreddin Râzî, Kadı Beydâvi gibi tefsir alimleri ayetin hastalık ve yaşlılık nedeniyle ibadetini yerine getiremeyenler hakkında inmiş olabileceğinden bahseder. Bu yoruma göre bu kişilere hastalık ve yaşlılıkları süresince, gençliklerinde ve sağlıklarında yaptıkları ibadetleri yapmaya devam ediyorlarmış gibi sevap yazılmaktadır. Her şeyin doğrusunu Allah bilir.
Fussilet Suresi, 5-7. Ayetler Arası
-İnkârcılar- şöyle demişlerdi: “Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir (s)ağırlık vardır.(°) Bizimle senin aranda bir perde bulunmaktadır. -Sen istediğini- yap; biz de yapanlarız!” -Ey Peygamber!- De ki: “Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim.(°°) Bana ‘ilahınızın tek bir ilah olduğu’ vahyolunuyor. Artık O’na yönelin; O’ndan bağışlanma dileyin! Ortak koşanların vay hâline!” Onlar zekâtı vermezler(°°°); ahireti inkâr edenler de işte onlardır.
Din
Burak
°: Ayetleri bağlamlarından ayırarak anlamış gibi yapmak fanatik inkârcılığın değişmez davranışıdır. İsrâ Suresi 45-46. Ayetlerde “Kur’an okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizlenmiş bir örtü çekeriz. -İnkârcıların- onu -/Kur’an’ı- anlamalarıyla ilgili kalplerine bir kapalılık ve kulaklarına bir -s-ağırlık veririz.” buyurulur. Fussilet Suresi 5. Ayette bahsi geçen inkârcılar, bu ayeti kendi argümanları olarak kullanmaya çalışır ve kendi inkârcılıklarını Allah’ın dilemesi, kendi kaderleri olarak göstermeye çalışırlar. Fakat inkârcıların kalplerindeki kapalılık ve kulaklarındaki ağırlık, inkârcı olmalarının nedeni değil, sonucudur. Surenin 26. Ayetinde bu inkârcı davranışı “Kâfir olanlar, ‘Bu Kur’an’ı dinlemeyin; (okunurken) onunla ilgili gürültü yapın! Umulur ki galip gelirsiniz!’ demişlerdi.” diye anlatılır. Ayette gürültü yapın diye tercüme edilen ifade lağvetmektir. Lğv, saçmalamak, bilerek veya bilmeyerek yanlış şeyler söylemek, boş konuşmak, gürültü yapmak, gevezelik yapmak anlamlarına gelir. Yani kâfirlerin Kur'an'ı lağvetmesi sadece Kur’an’ın duyulmaması için gürültü yapmak değil, ayetler hakkında saçma sapan, alakasız, bağlamından kopuk argümanlar ortaya atarak, Kur’an muhataplarının Kur’an’dan şüphe duymalarını sağlamaya çalışmak anlamına da gelmektedir. °°: Kur’an’da beşer ve insan kelimeleri meallerde birbirinin yerine kullanılabilse de orijinal metinde fark gözetilerek kullanılıyor gibi gözükmektedir. Beşer, insanın fizyolojik yapısından bahsedildiği ayetlerde daha ağırlıklı kullanılır. Yûsuf Suresinin 31. Ayetinde Hz. Yûsuf’un güzelliğinden ellerini kesen kadınlar, onun bir beşer olamayacağını söylemektedirler. Çünkü fiziksel güzelliği bir beşerden daha yüksektir. Mü’minûn Suresinin 33. Ayetinde müşriklerin “Bu ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor!” dediklerinden bahsedilir. Hz. Muhammed'in “Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim” demesi iki farklı şekilde yorumlanmıştır. Bir görüşe göre Peygamber, kalplerinde perde, kulaklarında ağırlık olduğunu söyleyen inkârcılara, kendisinin de onlar gibi bir beşer olmasına rağmen kendisinde onların bahsettiği gibi bir perde ya da ağırlık olmamasını örnek göstererek bunların, onların inkârı sebebiyle olduğunu, inkârdan vazgeçerlerse bunların da onlardan kaldırılabileceğini anlatmak istemektedir. Diğer görüşe göre bu ifade, inkârcıların insanüstü fiiliyat beklentisine bir cevaptır. Peygamberden kalplerindeki örtüyü ve kulaklarındaki ağırlığı kaldırması istenmiş, Peygamber de kendisinin de bir beşer olduğunu ve bunu yapamayacağını söylemiştir. Bu görüşe göre aynı zamanda bu ifade inkârcıların zekat vermemesiyle de bağlantılıdır. Zira zekat vermemeleri, kendilerini diğer insanlardan daha üstün görmeleri, mallarını onlarla paylaşmak istememelerinden kaynaklanmaktadır. Hz. Peygamber, kendisinin de bir beşer olduğunu söyleyerek o inkârcıların da mallarını paylaşmadıkları insanlar gibi sadece birer beşer olduklarını vurgulamak da istemektedir. °°°: Ferrâ bu ifadeyi şöyle yorumlamaktadır: “Kureyşliler, hacılara yemek yedirirdi. Onlar, Hazreti Muhammed (s.a.v)’e iman edenlere, yemek yedirmediler.” Kureyşlilerin buradaki maksadı, Hz. Muhammed’in getirdiği tebliğin, daha önce ihtiyaçları giderilen ihtiyaç sahiplerinin artık mağdur edilmesine sebep olduğu propagandasını yaymaktır. Zaten yaptıkları bir eylem Rahman tarafından emredildiğinde bir anda ona karşı çıkmaya başlamışlardır. Bu nedenle onlardan ‘vay haline’ diye bahsedilir. Aynı zamanda bu ayet, müminlere de zekât vermelerini emretmektedir ve gelenekte kabul edilenin aksine zekatın, hicretin 9. yılına tarihlenen Tevbe Suresinden çok daha önce, Mekke döneminin son yıllarında farz kılındığını göstermektedir. Her şeyin doğrusunu Allah bilir.