Allah’a sadece verdiklerinden değil vermediklerinden dolayı şükretmeyi öğrenmişti. Dilinde şükür olanlar, yolu emekten,yüreği acıdan geçenlerdi. Çünkü görebilene her kayıp bir kazançtı. çünkü kaybı çok olan ve başarmaktan başka çaresi olmayanların azmi de sabrı da daha fazla oluyordu.
Abed bir diş fırçasının sıradan bir nesne olmadığına iyiden iyiye kanaat getirmişti. Bir kere her şeyden önce modern bir kız arkadaşın çeyiziydi diş fırçası. Ömer'in boğazına kadar içine batıp çıktığı bu duraksız flörtler dolambacında banyodaki yeni diş fırçası yepyeni bir maceranın başladığını müjdeleyen bir ulaktı. Hep diş fırçalarıyla gelirlerdi çünkü. Hep önden gelirdi diş fırçası. Diğer bütün şeyler, temizleme pamukları, losyonlar, nemlendiriciler, yulaf ve bilmem ne maskelerinden sonra sürülen avokado ve yabanı ahududu tonikleri ve butun o şişeler, sıvı toz ve kremler diş fırçasını takip ederdi. Ancak ne hikmetse ilk gelen en son giden olurdu. Her nedense kız arkadaşlar ayrıldıklarında diş fırçalarım asla almazlardı. Bu yüzden de ilişkilerin başladıklarım anlamak kolay ama bittiklerini kavramak daha zordu. Kozmetiklerini yanlarına alır, diş fırçalarını bırakırlardı.
İnsan memleketini geride bıraktı mı kendinden en az bir parçayı feda etmeye hazır olmalıdır, derler. Eğer hal böyleyse Ömer neyi feda ettiğini biliyordu: noktalarını! Türkiye'de ÖMER ÖZSİPAHİOĞLU idi. Burada, Amerika'da ise OMAR OZSIPAHIOGLU olmuştu. Yabancı bir ülkede yaşamanın birinci icabı insanın en aşina olduğu şeye, ismine yabancılaşmasıdır.
"Müzikte ahengin kulağa hoş gelebilmesi için öncesinde ahenksizlik olmalıymış. Bu sebeple müzikte ahenk ve ahenksizliğin bir arada var olması gerekiyormuş. Yaşamımızın da müzik
gibi olduğunu söylüyor. Uyumdan önce uyumsuzluk olduğu için hayatlarımızın güzelliğini hissedebiliyormuşuz."