M.Burak SOLAK

M.Burak SOLAK
@buraksolak
Ege Üniversitesi - YL
Çorlu
1995
7 kütüphaneci puanı
248 okur puanı
Ağustos 2015 tarihinde katıldı
Batı ve Sömürü Eleştirisi
8/10
·176 syf.··
2026 2. kitabı
·
2157 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2026 08:30
Kitabın ilk sayfalarında eski çağlardaki yaşam ritüellerinin günümüzde yerini neye bıraktığına değinilmiş, tarihsel bir analiz yöntemiyle sömürgecilik anlayışının nasıl ve hangi şartlar altında ortaya çıktığına değinilmiştir. Sömürgecilik, en basit tanımı ile sömürü; iktisadi kaynaklara el koyma çabası olarak nitelendirilmiştir. Yazar bu tanıma ek olarak iktisadi, biyolojik, psikolojik, dinî, kültürel alanlardaki sömürü biçimlerine de dikkat çekmiştir. Batı’nın üstün medeniyet söylemi altındaki sömürgeci zihniyeti ve sebep-sonuç diyalektiği ortaya konmuş, Batı’nın maskesinin altındaki şeytani suretinin bir bacağı olan sömürü meselesi her boyutu ile ifşa edilmeye çalışılmıştır. Sömürü meselesine tarihsel süreç içerisinde baktığımız zaman Batı sömürüye kendi coğrafyasından başlamış ve günümüzde gözünü bütün dünyaya dikecek açgözlülüğe ulaşmıştır. 14. yy’da Avrupa’da büyük kıtlıklar yaşanmış, 1318’de İrlanda’da insanlar mezarları yağmalayacak düzeye gelmiş, sadece kıtlık sebebiyle değil canilikten dolayı da (genç kalmak, işkence vb.) küçük çocuklar ya da kadınlar katledilmiştir. (Thomas Hobbes bu durumu “Homo homini lupus”, yani “İnsan insanın kurdudur.” diyerek açıklamıştır. Bu söz edebiyattaki tevriye (çift anlamlılık) meselesi için güzel bir örnektir. Hobbes burada hem insanlığın bencilliğine hem de gerçek bir olaya atıf yapmıştır.) Bugün ise aynı neslin torunlarına baktığımızda, kendini çağdaş ve modern olarak sunup aynı zamanda ada satın alıp orada bebeklerin kanını içerek ve çocuk istismarı ile genç kalmaya çalışacak kadar vahşete düştüklerini görüyoruz (bkz. Epstein olayı). Para kazandıracak her yol ve düşünceyi mübahlaştıran Batı zihniyeti (kapitalizm), sanayi devriminin güzellemesini yapma adına bu devrimin zengin insanlardan çok orta ve alt tabaka insanlara
Sosyoloji
MatemTaner Tatar · Phoenix Yayınları · 201829 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Emeğin Tevekkülü
Puan vermedi·144 syf.··
2023 2. kitabı
·
65 günde okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2023 22:09
Emeğin Tevekkülü’nü her şeyden önce, Türkiye’nin daha önceden ele alınmamış acı bir gerçeğini ortaya koyan saha çalışmadır. Bu çalışmanın Konya’da yapılmasının sebebi siyasi alanda önce RP(N.Erbakan) daha sonra AKP(R.T.Erdoğan) nin siyasi söylemler üzerinden yaptıkları siyaset ve Konya’da aldıkları oy oranlarına binaen İslamcı ideolojiyi benimseyen bir topluluk tespitiyle seçilmiştir. Bu incelemeyi okumadan önce 1980 darbesi sonrası sosyal devlet anlayışından(yazara göre zaten var olmayan) tamamen koparak neo-liberal ekonomik politikaların ve özelleştirmelerin ön plana çıktığı bir milat olduğunu unutmamak gerekir. Neo liberal politikaların işlenmesiyle işçi sınıfının sömürüsünün önü daha da açılmış ve Türkiye’nin toplumsal yapısı göz önünde tutulduğunda, artı değer üretiminin meşruiyetinin, hukuki siyasal üstyapıdan, ideolojik kültürel üstyapıya kaydığı görülmüştür. İdeolojik kültürel üst yapının öne çıkması demek, iktidar bloğuna bağımlı sınıfların rızasını alarak onları sömüren bir pazarlık ilişkisidir. (Bu meselenin daha iyi tahlil edilmesi adına Gramsci’nin hegemonya kavramına değinmek gerekir. Gramsci baskın olan sınıfın yalnızca toplumu yöneten değil aynı zamanda ahlaki ve entelektüel liderliğini de yaptığını söyler. Bu baskın sınıf kendi çıkarlarını bu sayede tüm toplumun çıkarları olarak göstererek evrenselleştirir.) Gramsci’nin hegemonya kavramı çerçevesinde, işverenler ile yapılan görüşmeler sonrası edinilen bulgular değerlendirildiğinde, kişisel menfaatlerin milli menfaatler adı altında meşrulaştırıldığı görülmüştür. Bu husus ile ilgili olarak Ömer Demir (2005)’in “Anadolu Sermayesi ve İslamcı Sermaye” eserinde dindar muhafazakar burjuvazinin kendi menfaatlerinin meşruiyetini dini ve milli temeller üzerine oturttuğu tespitinin doğru olduğunu görebiliriz. 28
Emeğin TevekkülüYasin Durak · İletişim Yayıncılık · 201347 okunma
Puan vermedi
Schopenhauer’un felsefesi ‘Dünya benim tasarımımdır’sözüyle başlar. Çünkü ona göre zaman ve mekan bakımından kavranan dünyanın öznenin bir algılaması, tasarımı sonucu zihinde oluştuğunu söyler. Bununla ilişkili olarak evrenin kendi başına var olamayacağını ancak algılandığında var olabildiğini söyler. Bu fenomen dünyasının bir kaynağı ve dayandığı bir töz olması gerekir. Yani algılanabilir olan dünyanın bir başlangıcı, kökeni, dayandığı bir nokta olması gerekir. Schopenhauer bütün düşünce ve kavramlarımızın kaynağının duyumlarımız olduğunu söyler. Schopenhauer yeter neden ilkesinden bahseder fakat ben öncelikle bu kavramı Leipliz’e göre açıklamak istiyorum. Leipliz’e göre bu ilke ile bir şeyin neden başka şekilde değil de o şekilde meydana geldiğini açıklamaya çalışır. Matematiksel hakikatlerin analitik önermelerin yanı sıra varoluşsal hakikatler karşısında çelişmezlik ilkesi yeterli değildir. Bir olay meydana geldiğinde onun olması gibi olmaması da doğrudur, en azından mantıken yanlış denemez. Peki o olay neden o şekilde meydana gelmiştir. Bu soru neden sebep ilkesi ile açıklanır. Leiplez’e göre fizik bize nasılları söyler ama nedenleri ancak metafizik söyler. Bir olay nasıl meydana geldi, ona sebep olan faktör neydi…Leipliz bunu açıklayabilmek için fiziksel zorunluluktan(analitik mantık) metafiziksel zorunluluğa geçiş yapmamız gerektiğini söyler. Leipliz felsefesinde bu metafiziksel zorunluluk tanrıdır ve evrenin varlığı için Tanrı zorunluluktur. Özne yüklem ilişkisinde sonsuz sayıda doğru önermeden bahsedebiliriz ancak bir şeyin neden o şekilde değil de bu şekilde olduğunu açıklayabileceğimiz tek şey metafiziksel zorunluluk yani Tanrı’dır. Schopenhauer’a göre ise yeter neden ilkesi; Bir şeyin olması için onun öncesi ve sonrasında olan bir şeylerin olması gerekir
Aşkın MetafiziğiArthur Schopenhauer · Yapı Kredi Yayınları · 201916,8bin okunma
Puan vermedi·622 syf.··
Beğendi
·
2022 13. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 03 Ekim 2022 12:41
Köleliğin resmi olarak yasaklandığı dönemlerde Aristokrat bir ailenin tek çocuğu olan İlya İliç’in hayatının ele alındığı bu roman Rus ve Dünya edebiyatında büyük yer bulmuştur. Lenin kitap ile ilgili olarak ‘’Rusya üç devrim geçirdi, ama gene de Oblomovlar kaldı; çünkü Oblomovlar yalnız derebeyler, köylüler, aydınlar arasında değil, işçiler, komünistler arasında da vardır.’’ demiştir. Tolstoy ve diğer birçok Avrupa ve Rus edebiyatı yazarları da kitap ile ilgili birçok değerlendirme yapmışlardır. Gonçarov’un okuduğum ilk kitabıydı ve dilinin akıcılığı, karşılıklı diyaloglar, kitaptaki karakterlerin duygularının okura aktarılması çok başarılıydı. Çok fazla detaya yer verilmesinden dolayı Rus edebiyatı genellikle sıkıcı bulunsa da kitabın hiçbir sayfasında sıkılmadım diyebilirim. Hatta bazı kısımları tekrar tekrar okudum. Hasan Ali Yücel’in(önsözde bulabilirsiniz) bu kadar fazla detaya yer verilmesinin sıkıcılıktan ziyade eserin en değerli kısmı olduğu söylerken ne demek istediğini eseri okuyunca tam olarak anladım. Özellikle kişiler arası diyaloglar, mektuplaşmalar çok hoşuma gitti diyebilirim. Kitapta çok fazla farklı bakış açıları edindim ve kitap Oblomov ekseriyatında anlatılsa da sık sık kendimi diğer karakterlerinde yerine koydum ve onlar açısından da olaylara yaklaşabildim ki okura bunu yaptıran kesinlikle Gonçarov olmuştur. Günlük hayatta bir deyim haline gelen Oblomovluk kavramının çıkış noktası olan bu eser hem güzel bir hikaye hem de çok değerli fikirler barındırıyor. Gonçarov bu kitapta iki zıt yaşama sahip İlya İlyiç ve Ştoltz üzerinden hikayeleri anlatması olaylara farklı açılardan yaklaşmamız ve empati yapabilmemiz adına çok değerliydi. Yani kitap yalnızca Oblomov’u anlatsa belki yine çok keyifli olurdu ancak empati yapabilme ve okuru düşündürme
Edebiyat
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,8bin okunma
Puan vermedi·95 syf.··
2022 12. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 06 Eylül 2022 22:22
Öncelikle Yaşar Kemal’in okuduğum ilk romanıydı. Dilin anlaşılırlığı basit ve hikayenin akıcılığı konusunda çok başarılıydı. İnsanlar en vahşi mahluklardır. Onlar bencil, onlar hırsız, onlar menfaatçi, onlar taklitçidirler. Teneke’de insanın menfaati için neler yaptıkları bir bir görülmektedir. Fikret genç Kaymakam fakat bütün didinmeleri boşa gidiyor. Kaymakamlığı, yetkileri hiçbir şey namertliğin, cehaletin, menfaatçiliğin karşısında duramıyor. Fakat doğru bildiği yolda ilerleyen, menfaatlerini göz ardı edip tebaa’ya hizmet etmek için çabalayan Kaymakam bunun karşılığını iyi ve kötü olarakta alıyor. Kitaptaki olaylar üç farklı zümre etrafında gerçekleşiyor. Birincisi çeltikten parayı bulan ve kendi menfaatleri uğruna her şeyi yapabilecek olan çeltikçiler(köyün sırtından zengin olup köylüye zulmeden ağalar), köylü(proleter sınıf) ve eğitimli, devleti temsil eden memurlar ve genç kaymakam. Öncelikle kitapta kaba kuvvetle sindirilmiş bir köy halkı, rüşvete alıştırılmış devlet adamları ve bütün bu pisliklerin içine düşmüş bir Kaymakamın mücadelesini görmekteyiz. Köye yeni atanan ve ilk iş tecrübesini yaşayacak olan kaymakama karşı gösterilen hürmet ve saygının altında yatan sebebin tamamen menfaat olduğunu gören kaymakamın hayal kırıklığını ilk ve son olmayacaktır. Kaymakamlık makamına atanmadan önce vekalet eden köyün memurlarından Resul Bey’in her şeyi kaymakama açıklaması ve atılan imzalarla çeltik ekimine verilen izinlerin sonuçları ortaya çıkmaya başlayınca Kaymakamın gözleri açılır ve köylünün yanında olmak ister fakat sıra menfaatlere gelince bir darbede köylüden yiyecektir kaymakam. Fakat tebaa’dan tek bir kişinin dahi dik durması Kaymakamın verdiği mücadeleye desteği, paranın karşısında ezilmemesi bu mücadelede büyük destek sağlıyor fakat diğer köylü halkının
TenekeYaşar Kemal · Varlık Yayınları · 195512,3bin okunma