Bütün büyük kitaplarda sıkıcı bölümler ve bütün büyük yaşamlarda ilgi çekici olmayan dönemler vardır. Çağdaş bir Amerikan yayınevi sahibinin, kendisine yayınlanmak üzere verilmiş Tevrat'ı ilk kez gördüğünü düşünün. Örneğin, "Soy Zinciri" bölümü hakkında bu editörün neler düşüneceğini kestirmek zor bir şey olmasa gerektir. Herhalde şöyle diyecektir: "Sayın Bayım, bu bölüm ilgi çekici olmamış; haklarında çok az bilgi verdiğiniz birçok insanın adını art arda sıralayarak okurların ilgisini çekemezsiniz. Tamam, öykünüze güzel başlamışsınız, doğrusu önce benim de ilgimi çekti, ama hemen her şeyi anlatmak istemişsiniz. Ayrıntıları çıkarın, yalnızca önemli olaylar kalsın, böylece kitabınızı makul bir uzunluğa indirdikten sonra, tekrar getirin." modern okurun can sıkıntısı korkusunu bilen modern bir yayınevinin sahibi böyle söyleyecektir. Konfüçyüs döneminin klasikleri, Kur'an, Marx'ın Kapitali ve çok satmayan diğer kutsal kitaplar için de aynı şeyi söyleyecektir. En iyi romanların hepsinde sıkıcı bölümler vardır. Birinci sayfasından sonuncu sayfasına kadar göz kamaştıran bir romanın büyük bir yapıt olmaması çok olasıdır. Sokrat, arada bir şölenlerden zevk almış olabilir; baldıran zehri etkisini gösterinceye kadar yaptığı konuşmadan da herhalde epeyce haz duymuştur ama ömrünün büyük bir kısmını, öğleden sonra gezintiye çıkıp, belki yolda birkaç tanıdığa da rastlayarak, Ksantip ile birlikte sakin sakin geçirmiştir. Kant, hayatı boyunca Königsberg'den yirmi kilometre öteye gitmemiş. Darwin, dünyayı dolaştıktan sonra, yaşamının geriye kalan kısmını evinde geçirmiştir. Marx, bir iki devrim kışkırtması yaptıktan sonra, kalan günlerini British Museum'da geçirmeye karar vermişti. Büyük adamların özelliği, sakin bir hayat ve dışarıdan bakılınca hiç de heyecan verici görünmeyen