İclal Aydın’ı çok severim. Hem kalemini hem de anlattığı hikayelerdeki o sıcak ama iç burkan tarafı gerçekten beğeniyorum. Bu yüzden Üç Kız Kardeş’e başlarken zaten beklentim vardı ama kitap beni düşündüğümden daha fazla içine aldı.
İlk başta sıradan bir aile hikayesi okuyacağımı sandım. Sadık Bey ve Nesrin Hanım’ın kızları Türkan, Dönüş ve Derya… Ayvalık’ta başlayan, İstanbul’a uzanan ve yine aile bağlarının etrafında şekillenen üç ayrı hayat. Ama sayfalar ilerledikçe bunun sadece üç kız kardeşin hikayesi olmadığını anlıyorsunuz.
Kitapta en çok sevdiğim şey, aile olmanın sadece sevgiyle anlatılmamasıydı. Sevgi var ama yanında suskunluklar da var. Fedakarlık var ama bazen insanı yoran tarafları da var. Kardeşlik var ama kıskançlık, kırgınlık, yanlış anlaşılma ve herkesin kendi içinde taşıdığı yükler de var. Bence kitabı gerçek yapan taraf biraz da buydu.
Türkan, Dönüş ve Derya’nın her biri farklı bir yerden dokundu bana. Özellikle kadınların hayatı, evlilik, toplum baskısı, “elalem ne der” düşüncesi ve güçlü görünmek zorunda bırakılmaları kitabın en etkileyici taraflarındandı. Bazı yerlerde karakterlere kızdım, bazı yerlerde üzüldüm, bazı yerlerde de “ne yazık ki hayatta da böyle oluyor” diye düşündüm.
Ayvalık atmosferi de romana çok yakışmıştı. Okurken evin içindeki telaşı, sofraları, kardeşlerin birbirine bakışını, söylenmeyen ama hissedilen cümleleri gözümde canlandırabildim. İclal Aydın’ın sevdiğim tarafı da bu sanırım; çok büyük laflar etmeden, insanın bildiği duyguları anlatabiliyor.
Tam puan vermememin sebebi, bazı yerlerde olayların biraz daha derinleşmesini istememdi. Özellikle bazı karakterlerin iç dünyasını daha fazla okumak isterdim. Ama genel olarak çok severek okuduğum, bende sıcak ama buruk bir tat bırakan bir kitap oldu.
Aile hikayelerini,