Öncelikle Brontelerden bahsetmek istiyorum size. Anneleri Maria, kanserden hayatını kaybettikten sonra altı kardeş başlarının çaresine bakmaya çalışıyorlar. Teyzeleri onları yatılı okula veriyor. Ancak hijyen açısından çok kötü olan bu okulda hepsinin bağışıklığı zayıflıyor ve iki kardeşlerini tüberkülozdan kaybediyorlar. Geriye Charlotte, Emily, Anne ve erkek kardeşleri Branwell kalıyor. Charlotte, Anne ve Emily edebiyata ilgi duyuyor. Lise yıllarındayken bir şiir kitabı çıkartıyorlar, kendilerine mahlas bulup. Kitap sadece iki tane satıyor ancak bu onları yıldırmıyor. Daha sonra bronşitten erkek kardeşlerini de kaybediyorlar. Cenaze günü aldığı soğukla Emily de yatağa düşüyor ve tüberkülozdan ölüyor. Sonrasında Anne de tüberküloza yakalanıyor ve vefat ediyor. Babasıyla kalan Charlotte, babasının yardımcılarından biriyle evleniyor. Ancak hamileliğinin dokuzuncu ayında hayata veda ediyor. Birçok hastalığı, bunca acıyı gören Bronteler eserlerine kendilerinden birer parça koyuyorlar. Belki de bu yüzden bu kadar seviliyorlar, ne dersiniz? Jane Eyre de Charlotte Bronte'nin hayatından kareler taşıyan eseri. "Curres Bell" mahlasıyla yayınlıyor bu romanını. Kitap, feminizm akımından parçalar taşıyan ilk romanlar arasında. On yaşında öksüz kalan, katı halasının yanında yatılı okulda yaşamak zorunda olan minik bir yüreğin öyküsü Jane Eyre. "Üşüyorsun; çünkü yalnızsın, içinde gömülü duran ateşi hiçbir insanın yakınlığı alevlendirmiyor." Aşkı, sevgiyi, güvenmeyi öğreniyor Jane. Sayfayı her çevirdiğinizde biraz daha büyüyor. Kadın olmaya bir sayfa daha yaklaşıyor. Ve işte güçlü kadınımız Jane'den aşkın tanımı : "Yakınımda olduğun zamanlar.. Sanki sol kaburgamın altında bir yerde bir ip varmış da bu ip