Buse Asude

Buse Asude
@buseasude
Dorian Grey'e Göre Duyuların Doğası
Duyulara tapınma sıklıkla ve haklı olarak kötülenirdi, insanlar kendilerinden daha az gelişmiş varlıklar ile paylaştıklarını bildikleri ve kendisinden daha güçlü görünen tutkular ve hisler hakkında doğal bir korku geliştirmişti. Ancak Dorian Gray'e öyle geliyordu ki duyuların gerçek doğası asla anlaşılmamıştı ve onları güzelliğe karşı duyulan zarif içgüdünün baskın karakter olacağı yeni bir tinselliğin parçaları yapmak yerine boyun eğdirerek aç bıraktığımız ya da acı ile öldürdüğümüz için vahşi ve hayvani kalmışlardı. Geriye dönüp tarih boyunca insanoğluna baktığında bir kayıp duygusu kaplıyordu onu. Ne çok şeyden vazgeçilmişti! Ve ne kadar küçük gayeler içindi bu vazgeçişler! Kökeni korku ve sonucu ise cahillikle kaçmaya çalıştıkları muhayyel yozlaşmadan kesinlikle daha berbat bir yozlaşma olan inatçı reddedişler, kendi kendine işkencelerin ve feragatlerin korkunç formları vardı. Doğa kendi olağanüstü ironisinin içinde münzeviyi çölün vahşi hayvanları ile sürünün dışına çıkarırken keşişe de arkadaşlık etmesi için kırın hayvanlarını verir.
Sayfa 149
Felsefe
Reklam
“Bizim Petersburg’un doğası...”
“İster istemez, ufacık tefecik ve çelimsiz bir kızı andırır; siz ona bazen acıyarak bazen bir tür merhamet duygusuyla bakar, bazense bakmaya tenezzül bile etmezken, o bir gün aniden, mucizevi biçimde, anlatılamaz, göz kamaştırıcı bir güzelliğe bürünür; siz ise sersemleşmiş, allak bullak olmuş vaziyette kendi kendinize sorarsınız: O kederli, tasalı gözleri hangi güç böyle keskin bir ışıltıyla tutuşturmuş olabilir? O bembeyaz, çökmüş yanaklara böyle kan yürüten nedir? O narin yüz hatlar nasıl bu denli arzuya ve tutkuya boğulabilmiştir? Şu sine nasıl böyle kabarmıştır? Öyle zavallı bir kızın yüzüne güç, yaşam ve güzellik veren, onu böyle ışıltılı gülümseten, böyle şen, bir kıvılcım gibi çakan kahkahalarla neşelendiren nedir? Sağa sola bakıp birilerini arar, tahminler yürütürsünüz... Ama çok geçmeden, belki hemen ertesi günü, o tasalı, çökmüş bakışlarıyla, eskisi gibi rengi atmış yüzü, hareketlerinde eski boyun eğmişlik, çekingenlik ve dahi pişmanlıkla, hatta o anlık tutku parlamasından duyduğu öldürücü ıstırabın ve korkunun izleriyle kızcağız yine karşınızdadır. Size ise üzülmek kalır; o geçici güzellik öyle çabuk, öyle geri dönülmez biçimde solup gitmiş, gözlerinizin önünde öyle aldatıcı biçimde, amaçsızca parlayıp sönmüştür ki... maalesef daha onu sevmeye bile vaktiniz olmamıştır...
Sonia neşeli bir tebessümle Raskolnikov’a baktı, ama elini uzatırken her zamanki gibi utangaçtı. Bazen, Raskolnikov’a reddedeceğinden korkarmış gibi ona elini hiç uzatmazdı. O da kızın elini her zaman isteksizce sıkar, onu görmekten hiç de memnun olmadığını her hareketiyle belli eder, bazen hiç konuşmazdı. Sonia, arada sırada onun karşısında titrer ve büyük bir acı içinde onun yanından uzaklaşırdı. Ama şimdi elleri birbirinden ayrılmıyordu. Raskolnikov, kıza baktı ve başını öne eğdi. Yalnızdılar. Onları gören yoktu. Onları yalnız bırakmak isteyen gardiyan uzaklaşmıştı. Nasıl olduğunu ikisi de anlayamadılar. Ama birden sanki bir şey Raskolnikov’u yakalayıp kızın ayaklarının dibine fırlattı. Ağlayarak kollarını Sonia’nın dizlerine doladı. İlk önce kız çok korktu ve bembeyaz oldu. Ama aynı anda her şeyi anladı ve sonsuz bir mutluluğun ışığı gözlerini doldurdu. Onu her şeyden fazla sevdiğini ve beklediği dakikanın geldiğini anlamıştı... Konuşmak istiyor ama beceremiyorlardı. Yaşlar gözlerini dolduruyordu. İkisi de solgundular ama bu solgun yüzler yeni bir geleceğin şafağında olmanın sevinciyle, hayatlarının teminatını bulmuş olmanın rahatlığıyla pırıldıyordu. Aşk onları tedavi ediyordu. Her birinin kalbi, öteki için sonsuz kaynaklarla doluydu. Sabırla beklemeye karar verdiler. Yedi yılları vardı.
Sayfa 599·Kitabı okudu
İlişkiler
“Yalnızca var olmak için mi yaşadı? O, çok önceden beri var olmayı; bir fikir, bir ümit, hatta bir hayal uğruna feda etmeye hazırdı. Sadece var olmak ona hiçbir zaman yetmemişti. Her zaman daha fazlasını istemişti. Belki de arzu ve tutkuları çok kuvvetli olduğu için, kendisini üstün bir insan olarak düşünmüştü.”
Sayfa 592 - Raskolnikov;·Kitabı okudu
Edebiyat
Benim ve Raskolnikov’un Parkı
“Şimdi kafasında, henüz iyice şekillenmemiş olan tek bir fikir vardı. Durdu ve dikkatle gökyüzüne baktı. Burası ona hiç yabancı değildi. Üniversiteye giderken, çoğunlukla eve dönerken yüzlerce kez burada durmuş, bu gerçekten şahane manzarayı seyretmişti. Burası ona her zaman esrarengiz duygular uyandırırdı. En çok bu güzelim manzaranın onu heyecanlandırmayışına şaşırdı. Her seferinde de bu kadar duygusuz bir adam olduğuna hayıflanırdı. Bu eski duyguları hatırlayınca gülümsedi. Bu kadar kısa bir zaman önce nelerle ilgileniyormuş...Ha ha... Eskiden durup düşündüğü bu yerde tekrar durup bunları anması garip geldi ona.” PS: Okurken bu yer gözümde yalnızca tek bir yer olarak canlandı, farklı bir yeri canlandırmaya çalışsam da başaramadım. Öyle örtüştü ki bu sahne kafamla, sanki kendim bunca zaman sonra oradaymış gibi hissettim. Haliç Parkı’nda... Gökyüzüne bakıp gülümsedim. Gökyüzüne, bakıp, teşekkür ettim. Yıllar sonra...
Edebiyat
Reklam
Reklam