Sokaklardan, açgözlü ve para, şöhret peşinde koşan sıradan insanların arasından amaçsızca geçtim. Onları görmeye ihtiyacım yoktu çünkü onların zaten biri bile diğer hepsini temsil edebilirdi. Hepsi tek bir ağızdı, tenasül aletlerinde biten ağızlarının ardında asılı bir avuç bağırsaktan ibaret insanlar!
Özgür konuşma düşünülemez bile. Başka her türlü özgürlüğe izin vardır. Bir ayyaş, serseri, korkak, kalleş, düşük ahlaklı biri olmakta özgürsünüz; ama kendiniz için düşünmekte özgür değilsiniz. En küçük bir önem taşıyan her konuda görüşünüz, pukka sahib’in kuralları tarafından size dayatılmıştır.
Canlı canlı çürüyordum. Yalnız bedenim değil, belki ruhum da kalbimle hep zıttı, birbirlerine uymuyorlardı. Tuhaf bir tür çürüme ve ayrışma halindeydim hep. Bazen anlayamadığım şeyler düşünüyordum. Bazen aklım buna sitem ediyor ve merhamet hissi peyda oluyordu. Çoğu kez biriyle herhangi bir konu hakkında konuşurken ya da biriyle çalışırken konuşmaya katılıyordum ama aklım başka yerde, kendimi düşünür ve kendime melamet eder halde…
Kötü değiller ya da safi kötü değiller, sadece eğitilemezler. Ancak paralarıyla güçlerini kaybettikten sonra aralarındaki gençler kaçıncı yüzyılda yaşadıklarını idrak etmeye başlayacaklar.