Okumayı söktüğümden beri elime ne geçse okuyorum, lakin ne var ki; kalbime dokunacak, “işte o kitap” dedirtecek kitabı bulamadım. Hayatımda kayda değer etkiler bırakacağını düşünerek elime aldığım her kitabı, çaresiz bir tatminsizlik duygusuyla bitirdim. Aradığımı bulabilmeye dair tüm beklentilerim olumsuz sonuçlanıyordu, ta ki bu kitabı görene kadar. İsmi dahi beni heyecanlandırmaya, kitabı hemen oracıkta satın almama yetti. Felsefe ve psikolojiye olan yatkınlığımdan mıdır bilmem, her sayfasında kendimi kaybettiğim, her satırı bitmeyen bir heyecanla okuduğum bir kitap oldu. Bazı paragraflarında, on-onbeş dakika fikri kapmaya kafa yorduğum zamanlar oldu. Bazı cümlelerin ağırlığını kaldırabilmek için tekrar tekrar okuduğum zamanlar da… Bilirsiniz, konu Nietzsche olduğunda hafife almak ihtimaller dahilinde bile değil. Güçlü hitabeti, sağlam ve yerinde tespitleri ile ahlaka çekiçle dalıyor, ve size sadece ağzınız açık, olan biteni sindirmeye çalışmak kalıyor. Kitaptan bir alıntı, anlatmak istediğimi çok güzel özetleyecektir; fikirleri son derece zekiydi, hatta yanlış fikirleri bile. Öyle ki, kitapta okumaktan en fazla zevk aldığım kısımlar karakterin ağzından Nietzcshe’nin anlatıldığı kısımlar oldu. Ayrıca bu kitap Nietzsche’nin hayat görüşünü de daha iyi kavramama sebep oldu. Şimdi ilk işim Nietzsche’nin okumadığım kitaplarını, yeni kazandığım bakış açışıyla okumak olacak.