Dicle'nin serin yamaçlarında bir çilek idim ben. Son taşkında bedevîlerin bağlar ve bahçeleri harap olunca geç yeşermiş, şiddetli güneş ile erken kızarmıştım. Bir gün kara kaşlı, kara gözlü bir Arap kızı, nazik elleriyle koparıp koydu sepetine beni. Dalım ve yaprağım benimle idi. Umuyordum ki al dudaklarına dokunacaktım. Hatta tam da dudaklarına yaklaştırmışken... Olmadı... Olamadı... Olamadım. Eksik kaldım, yarım kaldım.