"Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yönetimi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum... "
Öncelikle uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Konusunu tam bilmememe rağmen bende kendini çeken bir şey vardı. Sonunda okudum ve bitirdim.
Şuna da değinmek istiyorum, yazarın hayatı beni derinden etkiledi. Anthony Burgess, hayatının bir kısmını beyin tümöründen öleceği korkusu ile karısına bakmak için 12 ay içinde beş buçuk roman yazdıktan sonra teşhisin yanlış olduğunu öğrendi. Aslında Alex ve yazarın öfkesini, yaşamını birbirine çağrıştırdım. Daha doğru söylemek gerekirse yazarın öfkesini Alex' de gördüm de diyebilirim.
Kitabın konusu Alex isimli gencin iyiyi ve kötüyü ayırt etme sürecini işliyor. Aslında özgür ruhunu ve içindeki kötülüğü dışarı yansıtarak, şiddet üzerine yaşamını sürdürmeyi planlarken, yaşamın ona planladıklarından habersizdir. İlk başlarda kahramanı deli gibi sinir olan ben değilimdir umarım... Ama okudukça anlıyoruz ki insan iyiliği ve kötülüğü yalnız kendi seçebilir. Alex genç yaşında yaşadıklarından kendi seçim hakkının elinden alınmasıyla büyüyerek asıl gerçeği görme yolundadır. Kitap içerisinde çok fazla argo kullanılmasına rağmen romanın yaşayış tarzı ve konusuna bakılırsa çok da normal karşıladım. Bitirirken üzüldüm aslında biraz daha dinlemek isterdim Alex'i... Küçük Alex, hep hatırlayacağım bir karakter olacaksın hiç şüphesiz.