XV. Loius Döneminde bir Fransız sarayında epeyce etkili olmuş, halkı ve kralı kızdırdığı için gözden düşüp, Normandiya'ya sürülmüş Madame de Prie'nin hikayesi. Bu kitapta Madame de Prie'nin yalnızlık korkusu ve kendini unutturmamak konusundaki hırsının acı bir biçimde gözler önüne seriliyor. Severek okuduğum bir kitap oldu.
Beni içine çeken, sürükleyen bir kitap olmadı maalesef. Daha önce bu tarz üslubu olan bir kitap okumamıştım, sanırım bir daha da okumam. Kısacası maalesef sevmedim, tavsiye edemiyorum.
Huzursuzluk beni zaman zaman Mardin'e, Meleknaz'a, zaman zaman da İŞID zulmünün tam ortasına götürdü. Yazarın Ortadoğu'ya getirdiği bakış açısı, bu bakış açısını harese kelimesiyle bütünleştirmesi anlatımı çok daha güçlendirmiş. İçerik anlamında bakıldığında bütün Zülfü Livaneli kitapları gibi birçok tarihsel bilgi ve farkındalık kattı. Betimleme, olay örgüsü o kadar güçlü ki keyifle ve heyecanla okudum.
Bu eserde beni en çok etkileyen kısım Zeze ve Portekizli arasındaki ilişki oldu. İnsan ilişkilerindeki iniş çıkış, birilerini tanımadan yargılama, cezalandırma konusundaki fikirlerimi epeyce değiştirdi, bana yeni bir bakış açısı kattı diyebilirim. İnsanı, insan olarak anlamak, empati kurmak, hayata bakışımızı genişletmek. Kitaplar bunun için değil midir?
Zeze'nin maceraları Şeker Portakalı ile sınırlı kalmıyor, bunula beraber diğer iki kitabına da bakmanızı tavsiye ederim.
Okurken korkuyu, pişmanlığı ve psikolojik şiddeti iliklerime kadar hissettim diyebilirim. O kadar iyi betimlenmiş ve kurgulanmış bir hikaye ki okurken kitabın içinde yaşadım, ana karakter için sık sık endişelendim hatta bilinçaltıma işleyecek kadar etkilendim. Mutlaka okunmalı.