Onaltı ve onyedinci yüzyılda Osmanlı yönetici
sınıfı, tıpkı Avrupa'daki mukabilleri gibi, adam kayırma
ve intisabı çok doğal görmekteydiler. Ailesinden ya da maiyetindekilerden birine bir memuriyet sağlamak veyahut
kendisi veya maiyetindekilerden birisi için büyük ve
hatta muhteşem servetler edin [ dir] mek, yönetici sınıfa
mensup olunduğu müddetçe meşru bir uygulama olarak
görülmekteydi. Atanma ve mükafatlandırmalann, yine de
(yalnızca yönetici sınıf mensupları için geçerli olsa da) , erken
modern dönemin liyakat sistemine göre olmasını isteyen
Ali ve Koçi Bey, bu sonraki gelişmeleri bir yozlaşma
olarak eleştirmektedirler.
llk olarak, bilimsel literatürün hep görmezden geldiği
herkesçe bilinen basit bir gerçeği tekrar teyid etmemiz gerekiyor:
Tarihteki bütün insan toplumları gibi Osmanlı
toplumu da akışkan ve dinamikti. Ve de bu tespit, sözde
çöküş dönemi olarak adlandırılan onyedinci yüzyıl da dahil
olmak üzere bütün Osmanlı tarihi için geçerlidir. Toplumun
yapısı zaman içinde değişmiş olmasına rağmen , dış
görünüşü en azından üç yüzyıl boyunca sağlam kalmıştır.
Toplumun bu dış görünüşüne odaklanılması sahte bir süreklilik
duygusu vermektedir. Son zamanlarda ortaya çıkarılan
kanıtlar gerçekte büyük bir yapısal dönüşüm yaşandığına
işaret etmesine rağmen, dış görünüşe verilen aşırı
önem sanki eski toplumsal formasyon ve iktidar yapısının
hala ayakta olduğu görünümünü vermektedir. Kabul edilmelidir
ki, sahte bir süreklilik izlenimi, büyük ölçüde idealize
edilmiş bir geçmiş temelinde yaratılan modeller doğrultusunda
kaleme alınan orij inal Osmanlı kaynaklarından
edinilmektedir. Ancak yakından bakıldığında , dönemin
Osmanlı yazarlarının şahit oldukları değişmelerin farkında
olduklarını ortaya koyuyor. Kimileri değişmelerin sonuna
kadar farkındaydılar ve bunları sadece eleştiriyorlardı. Naima
gibi kimi diğer yazarlar ise, statükoyu sonuna kadar savunmalarına
karşın, değişmeyi entelektüel bir düzlemde
kabul etmek zorunda kalıyorlardı.
Bu çalışmada ileri sürdüğüm nokta 17. yy'ın, kısmen dış baskılar ve esas olarak içeride yaşanan toplumsa, ekonomik ve siyasi değişme ile tanımlanan büyük bir altüst oluş dönemi olduğudur.
Ali ve Koçi Bey dikkatlerini yakın geçmişte yaşanmış olduğunu düşündükleri erken odern döneme özgü merkezileşmeye, buna eşlik eden liyakat sistemine ve sultanın karizmatik liderliğine çevirmişlerdi. Ancak içinde yaşadıkları ve eserlerini kaleme aldıkları dönemde, eski düzen giderek çözülmekteyi. Bu çözülüş nihayet, onyedinci yüzyılım ikinci yarısında iktidarın esas olarak ne sipahi sınıfı ne de kapıkulu ordusundan oluşan sivil bir oligarşinin elinde pekiştirilmesine yol açtı.