İncelemeye başlamadan önce bir parantez açmak isterim: Geçtiğimiz günlerde bir zavallı çıkıp, Türkiye’nin gurur kaynağı, hocaların hocası Prof. Dr. Halil İnalcık’a dil uzattı. Amacı belli: Osmanlı’yı hak etmediği şekilde yüceltmek, Cumhuriyet’e ve Mustafa Kemal Atatürk’e saldırarak mevki devşirmek. Bu topraklarda ne bereket varmış ki, bu kadar hain hep bir yerlerden bitiveriyor! Elbette hiç kimse dokunulmaz değildir. Ama eğer donanımın varsa, bilimsel eleştirini yaparsın, belgeni koyarsın, sonra konuşursun. Oysa maksat başka. Yazıklar olsun! Halil İnalcık, bu ülkenin yetiştirdiği en önemli Osmanlı tarihçisidir; bu böyle biline!
Gelelim kitaba. Açık konuşmak gerekirse, bu eser bir “tam teşekküllü biyografi” değil. Daha ziyade Halil Hoca’nın farklı zamanlarda kaleme aldığı makalelerin derlenmiş hâli. Dolayısıyla Fatih Sultan Mehmed’in hayatının bütününü değil, bazı dönüm noktalarını, özellikle de İstanbul’un fethi etrafında şekillenen olayları önümüze koyuyor. Buna Osmanlı’nın kuruluş yapısına dair tespitler ve imparatorluk bürokrasisinin teşekkülü de eklenmiş. Kaynak kullanımı açısından eser son derece güçlü; İnalcık hocanın titizliği her satırda belli oluyor. Ancak kitabı eline alırken “Halil Hoca yazmış, o halde bu kesinlikle doyurucu bir biyografi olur” beklentisine girenler, tıpkı benim gibi, biraz hayal kırıklığına uğrayabilir.
Fatih Sultan Mehmed’in cihanşümul hedefleri, Roma İmparatorluğu mirasını devralma iddiası, Kayser-i Rum unvanı, hepsi kaynaklarla belgelenmiş. Bu yönüyle Fatih, çağının çok ilerisinde bir hükümdar. Ancak Halil Hoca’nın da işaret ettiği üzere, Fatih ile birlikte Osmanlı devlet yapısında köklü dönüşümler yaşandı: Türk aristokrasisi tasfiye edildi, devşirmeler devlet kademelerine yerleştirildi, merkezîyetçi Roma modeline yaklaşan bir