… ama birdenbire anladım. Ben o mezarı bulmak istemiyordum. Mesele bu kadar basitti. Oğlumun bir kutunun içinde, diğer kutuların ortasında bir yere yerleştirilmesini reddediyordum.
Yoldan geçen arabaların ve kamyonların sesi kulağıma bir ırmağın sesi gibi geliyordu, çünkü Julio’ya aşık olmuştum. Yolcu otobüslerinden gelen mazot kokusu çiçekler gibi, giriş kapısındaki beş günlük çürümüş çöpse şekerleme gibi kokuyordu. Beton duvarlar aynaya dönüşmüştü. Çirkin ellerim artık denizyıldızıydı.