Burak

Puan vermedi·304 syf.··
2022 33. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2022 04:42
Merhabalar. Uzun zamandır kitaplar hakkında yazasım gelmese de okumaya devam ediyorum. Genelde ruh halime göre okumayı seviyorum ve ruhum değiştiğinde okuduğum kitabın etkisinden çıkıyorum. Ama bazı kitaplar vardır ki ruhunuz hangi hali alırsa alsın size bir cevap sunabilir. Kirpinin Zarafeti de böyle bir eser olduğu için mazimde ona dair söylenmiş birkaç cümle kalsın istiyorum. Öncelikle Schopenhauer’un kirpi ikileminden bahsederek başlayalım anlatmaya. Soğuk kış günlerinden birinde havanın donduruculuğundan korunmak için bir araya gelen kirpiler, talihsiz bir sorunla karşı karşıya kaldı. Uzak durduklarında soğuktan donacak ama yaklaştıklarındaysa ısınmanın bedelini iğne darbeleriyle ödeyeceklerdi. Schopenhauer’a göre bu iki uç arasındaki uygun mesafeyi yakalayabilenler mutludur. Bana göreyse iğne darbelerinin bile acı bir hazzı vardır. Kirpinin dikenleri altındaki zarafeti göreceksem, iğnelerin ucundaki küçük kan damlaları beni geri döndüremez. Mutluluğu ya da en azından mutsuz olmamayı önemseyenler ise bu hazza hiçbir zaman sahip olamaz. Elbette bana göre. Kim kime, neden Schopenhauer’u seçtin diyebilir ki? Kitap; dünyanın geri kalanından uzak durmak isteyen, rahat kalmak için entelektüel kişiliğini herkesten saklayan, kirpi dikenlerinin arkasına saklanmış yaşlı bir kapıcı ve yaşıtlarının hatta çağdaşlarının çoğundan zeka olarak ileride olan fakat aynı şekilde bunu saklayan, intihara meyilli küçük bir çocuk arasında geçiyor. Birbirinden habersiz bu iki gizli cenneti apartmana sonradan taşınan Japon beyefendinin bir araya getirmesiyle kitap elinizden bırakamayacağınız bir kıvama geliyor. Okurken içerisinde Proust’a da Eminem’e de rastlayabileceğiniz, toplumsal dinamiklerin ve sınıfların acımasızlığını görebileceğiniz, zekanın ve gizliliğin dayanılmaz alayını ince
Kirpinin ZarafetiMuriel Barbery · Kırmızı Kedi Yayınları · 20259,8bin okunma
Reklam
Puan vermedi·208 syf.··
2022 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2022 05:09
Merhabalar. Hakan Günday ile olan bağımı yorumlarımı takip edenler az çok biliyordur sanırım. Ki bu bağı tek kitabını okuyarak kurduk. Ama ne kitap. Hala zaman zaman Kayra gibi hissediyorum ve tüm Kinyas’lardan nefret ediyorum. Neyse o dünün meselesi biz bugüne, Zargana’ya gelelim. Zargana pek çok açıdan yerinde olmak isteyeceğim pek çok açıdan da yerine yaklaşmak bile istemeyeceğim bir karakter. İlk bakışta göreceğiniz on iki yaşında evden kaçmış, yalnızlaşmış, duygusuzlaşmış ve aklınıza gelebilecek en kötü travmaları yaşamış bir çocuk. Ama yazarın kalemine hayran olduğum nokta da zaten bundan sonra başlıyor. Karanlığa adım atan bir insanın nasıl bir hastalığa nasıl bir canavara dönüştüğünü tamamen sansürsüz, tüm doğallığıyla ve kan dondurucu bir sakinlikle anlatabiliyor. Tabi benim kanım donmuyor daha çok hoşuma gidiyor ama hassas okur arkadaşlarımız bu kitapta işlenenlerden gerçekten kötü etkilenebilir bu küçük uyarıyı da yapmış bulunayım. Zargana yaşadığı onca şeyden sonra kendini insan ırkından ayırıyor. Dünya üzerindeki yaşamı insanlar, hayvanlar, bitkiler ve Zargana olarak görmeye başlıyor. Kişiliğindeki bu parçalanma ve başkalaşım onu geçmişinde yarım kalan yaşanmışlıkları tekrar canlandırma ihtiyacına sürüklüyor. Böylece farklı dönemlerdeki Zargana’ları yaşatacak insanları özenle seçiyor, onlara yazılı senaryoları oynatıyor ve bu sayede darmadağın olmuş ruhunu, mazisini dışarıdan izleme fırsatını yakalıyor. Kimi zaman yarım bıraktığı bir ilişkiyi tekrar alevlendirip devamında olacakları izliyor kimi zaman ‘hiç’liği savunan bir örgütlenmenin tepesine yükselttiği oyuncusu sayesinde şatoları aleve verebiliyor. Ve bu role giren insanların artık aradığı tek gerçeklik de oynadıkları oyun olmaya başlıyor. Böyle orjinal bir konuyu bu kadar sade ve psikolojisini
ZarganaHakan Günday · Doğan Kitap · 20259bin okunma
Puan vermedi·531 syf.··
2021 69. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2021 12:25
‘’Sorarlarsa ‘Ne iş yaptın bu dünyada?’ diye, rahatça verebilirim yanıtını: ‘Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyarın arasına doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından…’’ Şunu söyleyerek başlamalıyım ki hassas bir insansanız bu kitap da yorum da pek size göre değil. Spoiler sayılabilecek detaylar da pek umrumda değil. Onun için bu macerayı ya hemen burada terk edin ya da devam edelim, karar sizin. Kitaptan genel olarak bahsedecek olursak, sürekli aforizma tadında ilerlemesi, yeraltı edebiyatının karanlığını hissettirmesi ve dünya üzerindeki eleştirilebilecek neredeyse her şeyi eleştirmesi benim gibi bu tarzı seven bir okur için eşsiz bir keyifti. Biraz daha detaya inip ana karakterlere baktığımızda birçoğunuzun hoşuna gitmeyecek, iki serseri kurşunun hikayesini okuyoruz Kinyas ve Kayra’da. Silah kaçakçısı, uyuşturucu satıcısı, katil hatta çok daha iğrençleri olabilirler ama Hakan Günday öyle başarılı bir kalem ki bu insanlarla bile empati yapabiliyor hatta kendinizde onları bulabiliyorsunuz. ‘’Taedium Vitae’’ Yaşamı küçümseme, yaşamdan bıkma, yaşamanın anlamsızlığı gibi anlamlara gelen bu latince sözler, Kayra’nın zipposunun üzerinde karşılıyor bizi. Kendime sisifos dediğime göre Kayra’yı, Kinyas’tan çok sevmemin sebebi de bu söz olabilir. Kayra’nın tam tanımı bu çünkü. Dünya üzerindeki hiçbir şeyi umursamayan, tek amacı bedeninden önce zihinsel ölümünü gerçekleştirmek olan bu kararlı adam benim son dönemlerdeki en yakın arkadaşım. Kinyas’a bakacak olursak bir türlü uyuyamayan, soğukkanlılıkta Kayra’dan aşağı kalmayan ama sonuç olarak onunla aynı cesareti gösteremeyen bir korkaktan bahsedebiliriz. Dünyadaki tüm Kinyas’lar bir kişidir. Kinyas, korkaklığın son cesaretidir. Kayra dünyanın anlamsızlığının, sahteliğinin farkındaydı; yaşadığı hayat sayesinde
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
Puan vermedi·81 syf.··
2021 45. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 04 Ekim 2021 15:22
‘’Ne tuhaf, başlangıçları severken, kendini öldürdün: İntihar bir sondur. Acaba bir başlangıç olduğunu mu düşünüyordun?’’ İnsan neden intihar eder? Yeni bir başlangıç için mi yoksa dingin bir son için mi? Çok fazla düşündüğü için mi yoksa artık hiçbir şey düşünemediği için mi? Murakami buna ‘’Hiçbir şey düşünmemek için, aşağı yukarı, birçok şey düşünmek gerekir.’’ diyerek cevap veriyor. Kitaptan ve hissettiklerimden yola çıkarak anladığım en berrak şey intiharın zihni tamamen bulandırdığı. Çok fazla düşünerek, düşünememe eşiğine gelinip zihin devreden çıkartılıyor. Her yere yetişmeye çalışan zavallı belleğimiz sonunda hiçbir yere yetişemiyor ve her düşmüş melek gibi kendini yok ediyor. Albert Camus, Sisifos Söyleni’nde ‘’Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar.’’ diyor ve intiharın bir kaçıştan ibaret olduğundan bahsediyor. Sartre ise buna ‘’İntihar bir kaçış değil, reddediştir.’’ diyerek karşı çıkıyor. Biraz daha yakına gelip İsmet Özel’e sorduğumuzda da ‘’İntihar, geride kalanlara yönelik ağır bir suçlamadır.’’ cevabını alıyoruz. Bana kalırsa intihar edecek kıvama gelmek bunların hiçbirini düşünememek demek. İntihardan başka hiçbir şeyi düşünememek. Edouard Leve, eserini bir arkadaşının intiharını anlatıyor gibi kaleme almış. Ve yazdıktan on gün sonra da intihar etmiş. İntihara bu kadar odaklanmış bir zihni geriye ne çevirebilirdi ki? Belki uğrunda intihar ettiği şey… Çünkü ‘’Uğruna yaşanılan şeyin uğruna ölünmesi intihar olmaz.’’ diye bir söz var. İntihara odaklanmış bir zihni geriye döndürmek imkansıza yakındır ama ölüme yürümekten başka çıkışı olmadığını düşünen bir insanı en ufak tümsekler bile durdurabilir. ‘’Başkalarını dinlemeyi severdin. İnsanlar içlerini açardı sana. O sessiz, dikkatli, yapıcı halinle, sana gizlerini açanlardan daha
İntiharÉdouard Levé · Sel Yayıncılık · 20214,168 okunma
Puan vermedi·318 syf.··
2020 45. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2020 09:46
Tarihsel gerçekler üzerine kurulmuş muhteşem bir kurgu. Tarih ve edebiyatın tam kıvamında harmanlanmasıyla oluşan kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamülmülk üçlüsünün yaşamlarını, felsefelerini ve ölümlerini muazzam bir şekilde gösteriyor. İkinci bölümdeyse Hayyam’ın rubailerini içeren kayıp yazmasının peşine düşen Benjamin’in maceralarını izliyoruz ve bu arayış devam ederken onun gözünden İran devriminin canlı tanığı oluyoruz. İran’ın bin yıllık tarihi serüvenini okurken batı ve doğu medeniyetinin farklarını çok net ve zaman zaman acı bir şekilde görebiliyoruz. Ustaca yazılmış, keyifle okunabilecek harika bir eser.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma