‘’Sorarlarsa ‘Ne iş yaptın bu dünyada?’ diye, rahatça verebilirim yanıtını: ‘Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyarın arasına doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından…’’
Şunu söyleyerek başlamalıyım ki hassas bir insansanız bu kitap da yorum da pek size göre değil. Spoiler sayılabilecek detaylar da pek umrumda değil. Onun için bu macerayı ya hemen burada terk edin ya da devam edelim, karar sizin.
Kitaptan genel olarak bahsedecek olursak, sürekli aforizma tadında ilerlemesi, yeraltı edebiyatının karanlığını hissettirmesi ve dünya üzerindeki eleştirilebilecek neredeyse her şeyi eleştirmesi benim gibi bu tarzı seven bir okur için eşsiz bir keyifti.
Biraz daha detaya inip ana karakterlere baktığımızda birçoğunuzun hoşuna gitmeyecek, iki serseri kurşunun hikayesini okuyoruz Kinyas ve Kayra’da. Silah kaçakçısı, uyuşturucu satıcısı, katil hatta çok daha iğrençleri olabilirler ama Hakan Günday öyle başarılı bir kalem ki bu insanlarla bile empati yapabiliyor hatta kendinizde onları bulabiliyorsunuz.
‘’Taedium Vitae’’
Yaşamı küçümseme, yaşamdan bıkma, yaşamanın anlamsızlığı gibi anlamlara gelen bu latince sözler, Kayra’nın zipposunun üzerinde karşılıyor bizi. Kendime sisifos dediğime göre Kayra’yı, Kinyas’tan çok sevmemin sebebi de bu söz olabilir. Kayra’nın tam tanımı bu çünkü. Dünya üzerindeki hiçbir şeyi umursamayan, tek amacı bedeninden önce zihinsel ölümünü gerçekleştirmek olan bu kararlı adam benim son dönemlerdeki en yakın arkadaşım.
Kinyas’a bakacak olursak bir türlü uyuyamayan, soğukkanlılıkta Kayra’dan aşağı kalmayan ama sonuç olarak onunla aynı cesareti gösteremeyen bir korkaktan bahsedebiliriz. Dünyadaki tüm Kinyas’lar bir kişidir. Kinyas, korkaklığın son cesaretidir.
Kayra dünyanın anlamsızlığının, sahteliğinin farkındaydı; yaşadığı hayat sayesinde