Kirke, Yunan mitolojisinde Güneş tanrısı Helios ve okyanus perisi Perseis’in kızı olan büyücü bir tanrıçadır.
Kitap, Kirke’nin çocukluğundan başlayarak yaşamına şahit olmamızı sağlar.
Kirke, kardeşlerinin aksine farklı bir çocuktur; çünkü sesi tanrılara değil, insanlara benzemektedir. Bu durum, onun tanrılar dünyasına tam anlamıyla ait görülmemesinin de sebeplerinden biri olur. O, tam anlamıyla arafta kalmış bir karakterdir. Ne tanrıların dünyasında ne de insanların dünyasında aidiyet yaşayabilir.
Bir insana âşık olur, onun saflığıyla ve içtenliğiyle güzel günler geçirir. Bu insanı, büyülü bir ot aracılığıyla tanrıya dönüştürür. Ona denk olduğunda ve ölümsüzlerin dünyasına girdiğinde birlikte mutlu olacaklarını düşünür fakat hiçbir şey düşündüğü gibi olmaz. Glaukos artık saflığını ve sıradanlığını kaybetmiştir. Kendini yüce görür, Kirke’yi beğenmez, onu gözü görmez. Kirke’den daha güzel bulduğu Skylla’ya yoğun bir sevgi besler. Kirke, bundan duyduğu acı ve kıskançlık hissiyle Skylla’yı bir canavara dönüştürür. Bunun sonucunda da aidiyetsizliği resmileşir. O artık tek başına, Aiaia adasında sürgünde yaşamak zorundadır.
Peki sürgün onu hapsetmiş midir? Yoksa bu adaya sürgünüyle özgürlüğüne mi kavuşmuştur? Tanrıların da insanların da dünyasında bir yer bulamamış, hiçbirine sığamamıştır Kirke. Aiaia öyle midir? Yalnızlığıyla kucaklar onu, gücüne güç katmasını sağlar. Tanrıların yanındaki “altın kafes”inden kurtarır onu. Altın olsa da kafes, kafes değil midir?
Bu adadaki yaşantısında cadılık becerileri gelişir; aslanıyla ve hayvanlarla yaşamına alışır. İçini kemiren o yalnızlık hissi hep vardır, ama kapısını insanlara açtığında tecavüzü ve şiddeti görmüştür. Büyüsü onun gücü, savunma mekanizması olmuştur ve onları domuza çevirerek cezalandırır.
Bir gün adasına