Marifet" dediğimiz şeyi bir unvan, bir başarı, bir "seçilmişlik" kartı gibi alıp göğsüne takan, yine o kurnaz benlik (ego).
Sistem, yani bu muazzam varoluş, bize her an geçiciliği, acziyeti ve teslimiyeti anlatırken; benlik edindiği öğretilerle, kavramlarla ve sıfatlarla kendine konforlu bir kale inşa ediyor.
Kendini "bilen", marifet sahibi veya "çabalayan" ilan ederek hayatta bir yer tutmaya çalışıyor.
Çünkü benlik için görünmez olmak, bir hiç olmak, ölmekle eşdeğerdir.fıtratı gereği hep tutunacak bir dal arıyor.
Hatta bazen "ben çabasızlığı öğreniyorum" diyerek çabasızlığa bile tutunuyor, onu da bir çaba haline getiriyor!
Akıntıya karşı yüzmeyi bırakıp, kendinizi suyun kaldırma kuvvetine teslim ettiğinizde, su sizi zaten gitmeniz gereken yere taşır.
Benlik öğretilerinden sıyrılıp, o tutunma refleksini her bıraktığımızda, arkada zaten hep var olan o muazzam boşluğu ve huzuru buluyoruz.